Köşe Yazıları

Yedinci, Kırkıncı, Elli İkinci Günler

Yazımıza başlık olan sayılar, yöremizde herhangi bir yakınımızın vefatı sonrasında bu tarihlerde yaptığımız bir takım dinî ibadet ve uygulamalarla ilişkin. Konun detaylarına girmeden, hemen şunu söyleyelim. İlahiyatçı değiliz. Konunun uzmanı da değiliz. Öteden beri kafamıza takılan bu konuyu 21-02-2020 tarihli bir dilekçe ile diyanet İşleri Başkanlığına sorarak işin aslını ve esasını öğrenelim dedik. Başkanlık, 30-03-2020 tarihli ve 298384 sayıl cevabında aynen şunları söylüyor: Dinimizde vefat eden kişinin ardından 7’sinde, 40’ında, 52’sinde yapılması gereken özel bir dinî vecibe yoktur. Vefat edenin ardından hayır-dua her  zaman yapılabilir” İmza: Dr. Ekrem Keleş. Din işleri Yüksek Kurulu Başkanı… Gayet açık ve net bir cevap.

Biz de konunun uzmanı olmayan sade bir vatandaş olarak bununla ilgili bazı görüşlerimizi paylaşalım istiyoruz. Öncesinde Bid’at„ ve hurafe„ terimlerinin kısa bir anlamına bakalım. Bilindiği gibi bid’at, dinin özünde esasında olmayan, sonradan çıkan bir takım uygulamalar  demek. ‟Sonrası„ndan kasıt, Peygamber Efendimizden sonraki zamanlar olmalı. Hurafe ise keza dine karışmış olan hikaye ve masallar demek. Din ile ilgisi olmayan hâl ve hareketler…

Geçmişten günümüz, herhangi bir vefattan sonra şöyle bir uygulama var: Rahmetlinin ailesi, yakınları, akrabaları vefatın yedinci, kırkıncı, elli ikinci günlerinde dost, akraba ve komşuları toplar, mevlid okutur, dualar yapılır, bazen ikramlarda da bulunur. Güzel bir şey. Ancak, bunun kesinlik kazanan ve mutlaka yapılması gereken bir vecibe olarak algılanması yanlış. Öyle ki, vefatın üzerinden beş-altı gün geçince, aile efradı otomatikman bu vecibeye kendilerini hazırlar. Bu arada diğer yakınlar ve komşular da sık sık sorup teyid etmek isterler: Rahmetlinin 7’sini yapıyorsunuz değil mi? Ne zaman, nerede, hangi saatte?„ soruları sıkça sorulur ve doğrulayıcı cevaplar alınınca ikna olunur. Aynı durum, kırk ve elli ikinci günler için de geçerli. O günlere yönelik klasik sorular sıkça sorulur ve cevabı alınana kadar bu işlem devam eder. Denilebilir ki bu uygulama, yılların verdiği tekrarlar ve alışkanlıkla adeta zorunlu bir vecibe halinde uygulanıp gidiyor. Oysa Diyanet; bu uygulamaların bilerek veya bilmeyerek aynen ve mutlak tekrarını sakıncalı buluyor. Zamanla mutlaka yapılması gereken bir vecibe olarak kabulleneceği tehlikesinden dolayı…

Yüce dinimizî bid’at ve hurafelerden korumak, hepimizin herkesin görevi. Duanın yeri, zamanı ve sayısı(miktar) için bir sınırlama yok. Diyanet; her zaman, her yerde istediğimiz kadar  hayır hasenat ve dua yapabileceğimizi söylüyor. Bunun 7’si, 40’ı, 52’si gibi belli ve standart bir zamanı yok.

İlgili otoritenin görüşü(fetvası) bu yönde. Ancak, öyle zannediyorum ki konunun bilincine varan hemşehrilerimiz bile, Allah gecinden versin, herhangi bir vefat ile karşılaştıklarında, muhtemelen çevrenin de baskısıyla gene mevcut uygulamaya başvuracak veya başvurmak zorunda kalacaklardır. Müdahale edecek, ‟yapmayın, etmeyin„ diyecek halimiz yok. Hakkımız ve yetkimiz de yok.  Saygı  duymaktan başka elimizden gelecek bir şey de yok.Bizimkisi, sadece Diyanet’in bir fetvasını sizlerle paylaşmak. Dinimizi, gelenek ve göreneklerle karıştırmamak adına bir görüş paylaşımı. Hepsi bu… Şunu unutmayalım: Din, kendisine aykırı olmayan örfleri reddetmez. Bir sünnet„ giderse, bir bid’at gelir. Selam ve dua ile.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu