Anasayfa / Köşe Yazıları / Yaz-Boz Tahtası

Yazar Adıyaman Güne Bakış Gazetesi

Yaz-Boz Tahtası

Üzerinde en az oynanması gerekirken, maalesef sık sık ve en çok oynanan sistemlerimizin başında Milli Eğitim sistemi gelir. Elli yıllık bir eğitimci olarak saptama ve gözlemlerime dayanarak söylüyorum bunu. Hâl ve gerçek bu olunca haliyle bir türlü ne oturuyor ne de oturtulabiliyor. Her gelen bakan, bir şeyler yapayım derken, bir de bakıyoruz ki eğitim sistemimiz alabora olmuş, sil baştan…

Bırakınız hükümet değişikliklerini, aynı hükümetler döneminde bile iki, üç, dört bakanın (ve de ekibinin) değiştiğini görüyoruz. Oysa değiştirmek istediğiniz sistemin odağında “insan„ var. Öğrencisi ve öğretmeniyle insan…  Peki; insan odaklı bir sistemi bu kadar sık değiştirmek iyi midir, gerekir mi? Elbette iyi de değildir, gerekmez de.

İşin bir de uzmanına, ehline verilmesi gibi bir zaruret var. Oysa buna da tam uyulduğunu göremiyoruz. Küçümsemek için söylemiyorum: Siz, çok iyi bir ziraatçı, ekonomist, hukukçu, maliyeci olabilirsiniz. Ona bir diyeceğimiz yok. Ancak; insan yetiştirme işi başka, bambaşka bir şey… Eğitimcilik ve öğretmenlik bambaşka bir şey. Aktif görevde bulunduğum yıllar içinde eğitim kökenli iki bakanın (Mustafa Üstündağ, Avni Akyol) gelişine sevinmiş, umduğumuz güzel değişiklikleri yapar demiştik. Fakat maalesef onlardan da beklediğimiz güzellikleri görememiştik.

Yıllardan beri periyodik olarak onlarca “eğitim şurası„ yapıldı. Toplantılar, seminerler, forumlar, paneller, konferanslar düzenlendi. Sonuç; hâlâ istediğimiz seviyeye gelmedik, gelemedik… Bundan önceki bakan sayın Nabi Avcı; “Müfredatta köklü değişiklikler yapacağım.„ dedi. İyi, güzel ve gerekli bir şeydi. Biz de şunları önermiştik:

1. Resmi Tarih yerine gerçek Tarih gelsin. Gelsin ki “Yalan Söyleyen Tarih utansın„“Öteki Tarih„ vb çalışmalara lüzum kalmasın demiştik. Osmanlı ve Cumhuriyet Tarihlerdeki resmi bilgiler yanlış ve eksik bilgiler düzeltilsin demiştik. Örneğin: Lozan; zafer midir, hezimet midir? Sultan Vahdettin; vatan haini midir, değil midir? Sultan Adülhamit; “Kızıl Sultan„ mıdır, değil midir? Neden, niçin?

2. Biz, Tarih derslerinde Vizigotlar, Ostrogotlar yüzünden zayıf aldık, bütünlemelere kaldık. Bunlar gerekli midir, değil midir?

3. Biyoloji (Tabiat Bilgisi) derslerinde Amip, Terliksi Hayvan, Atın Diş Formülü’nden çekmediğimiz kalmadı. Yerinde miydi, yanlış mıydı?

Sonuçta sayın Nabi Avcı’yı değişik tv kanallarından bütün dikkatimle saatlerce dinledim. Yetmedi, bir de yazılı basından okudum. Maalesef hiç ama hiçbir şey anlamadım. “Acaba benim anlamamda mı bir kusur var?„ diyerek birçok eğitimciye; “Siz bir şey anladınız mı?„  dediğimde, onlardan da;“Hayır, anlamadık„ cevabını alınca, zekâmdan emin oldum ve rahatladım. Sonuçta Sayın Cumhurbaşkanımız da zaman zaman;“Eğitimde iyi olduğumuz söylenemez„ deyince kendimden iyice emin oldum.

Şimdilerde Milli Eğitim Bakanımız, sayın Ziya Selçuk, eğitim sisteminde yeni birtakım değişiklik ve düzenlemeler yapmaya çalışıyor. Yaptıklarını da bir öğretmen üslubuyla güzel bir şekilde açıklıyor. Açıklamaları gayet güzel ve net. Anlaşılmayan bir yanı ve yönü de yok. Ancak, eksiklikleri var. Bu eksikliklerini de sendikalar, dernekler ve ilgili kurum ve kuruluşlar, yazılı ve görsel basın yoluyla hem kendisiyle hem de kamuoyuyla paylaşıyorlar. Umarız nazara alınır…

Ağzındaki bir damlacık su ile Hz. İbrahim’i Nemrut’un ateşinden kurtarmaya giden topal karınca misali, acizane bizim de bazı önerilerimiz var. Onları şöyle sıralamak mümkün:

1. Öğretmen yetiştirme işi, yeniden düzenlenmeli. Eskisi gibi ilkokuldan sonra, ortaokuldan sonraki altı veya dörder yıllık öğretmen okulları yeniden açılmalı.

2. Eğitim Enstitüleri ve Yüksek Öğretmen okulları yeniden kurulmalı ve yönetimleri YÖK’te değil, bakanlıkta olmalı.

3. İlkokullarda sınıfta kalma uygulamasına dönülmeli

Öğretmenlik; hasbelkader tercih edilecek bir meslek değildir. Öğrenci; ilkokuldan sonra ortaokul ve lise seviyesindeki öğretmen okullarını bilerek, severek seçmeli ve üniversite sonunda sadece ve yalnız öğretmen olmalı.

Okuma-yazmayı bilmeden, çarpım tablosunu öğrenmeden ilkokuldan mezun olmaya son verilmeli. Hedefe yönelen değil, hedefe ulaşan sınıf geçmeli. Yönünü hedefe çeviren her öğrenci sınıf geçmemeli.

Eğer siz“insan yetiştirme„ gibi kutsal bir Peygamber mesleğini öne almaz da her branş mezununun öğretmen olmasına fırsat ve imkan verirseniz, sınıfları istediğiniz kadar akıllı tahtalarla, tabletlerle donatın sonuç elde edemezsiniz. Tıpkı geçmişte  45 günlük kurs mezun jet öğretmenlik gibi ucube bir uygulamada bulunulduğu gibi. Rahmetli Demirel’in “45 günde hıyar bile yetiştirilmez„ sözü hala dünkü gibi kulaklarda tazeliğini korumakta.

Toparlayacak olursak, yeni sayın bakanımızın çalışma ve çabalarını destekliyor ve umutla bakıyoruz. İnşallah en azından ilkokula yeni başlayan bir öğrencimizin üniversiteden mezun olmasına kadar da değişmez ve yeni bir yaz-boz şanssızlığı yaşamaz. Bekleyip göreceğiz. Kötümser ve karamsar olmadan…

Bu Habere de Bakın

Müslümanların Derdiyle Dertlenmeyen Onlardan Değildir

Zalimin sesi mazlumdan, haksızın sesi haklıdan çok çıkıyor. Böyle bir duruma din, dil, ırk ayrımı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir