Köşe Yazıları

Yabancı Gözüyle Konukseverliğimiz

Yabancı Gözüyle Konukseverliğimiz

Asırlardan beri haklı gururunu taşıdığımız, övündüğümüz değerlerimizden biri de konukseverliğimizdir. Bizi biz eden, diğer milletlerden ayıran bu değerimiz, gün geçtikçe Batılı ülkeler tarafından da kabullenilmekte ve istemeseler de bu özellik ve güzelliğimizi itiraf etmek zorunda kalmaktadırlar.

Bunun son bir örneği de geçtiğimiz günlerde Kanada’da yaşandı. Olay şu: Kanada’nın en büyük tur operatörlerinden Trafalgar, dünya çapında bir turizm gecesi düzenliyor. Gecenin ana sponsorlüğünü de Kültür ve Turizm Bakanlığımız üstleniyor. Etkinliğe katılan kurum ve kuruluşların yanında, bir de Amerika’nın dünyaca ünlü seyahat yazarı Patricia Schultz var. Şimdi geliniz bu Amerikalı seyahat yazarının ibret dolu değerlendirme ve itiraflarına birlikte bakalım. Şöyle diyor: “Türkiye’ye ilk kez yirmi yaşındayken gittim. Atina’dan İstanbul’a trenle gitmiştim. Tek başımaydım ve tek kelime Türkçe bilmiyordum. Trende ve İstanbul’da tanıştığım insanlar; en nazik, en hoş ve misafirperver insanlardı. Fakat buna şaşırmamak lazım. Çünkü bu ülkenin insanı, binlerce yıl herkese hep nazik, hoşgörülü ve misafirperver davranmışlardır. Amerika’da böyle bir şey olmadığı için bunları görmek de pek mümkün değildir. Onun için herkes ölmeden önce mutlaka Türkiye’yi görmeli.„

Sağol bayan Patricia! Devletine ve yöneticilerine değil ama sana çok çok teşekkürler… Gerçekleri gördüğün, olaylara yanlı, tek taraflı ve at gözlüğü ile bakmadığın için… Haklı değerlendirme ve itirafların için… İşte hepsi bu… İşte bizi biz eden onlarca yüce değerden sadece bir tanesi… İşte Türklüğümüzün ve Müslümanlığımızın haklı olarak övündüğümüz erdemlerimizden biri…

Dost-düşman bütün dünya milletleri bilir ki biz, Türk milleti olarak kalübeladan beri göz ve gönül sofralarımızı hiçbir ayırım yapmadan herkese açan, sofrasındaki bir dilim ekmeğini konuklarıyla paylaşmaktan zevk alan, bunu adeta bir ibadet sayan bir kültür ve inancın mensuplarıyız. Tarih, birçok mucahir millete kucak ve gönül açarak onlara ensar olduğumuzun örnekleriyle doludur. Orta Asya’dan günümüze kadar bu hep böyle süregelmiş ve Allah’ın izniyle de sonsuza kadar sürüp gidecektir. En fakirinden en zenginine, yedisindekinden yetmişindekine, kadınından erkeğine, sivil toplum kuruluşundan, hükûmet ve devlet yetkililerine kadar herkesin, hepimizin genlerine nakşolunmuş ilahi bir erdemdir bu…

İddia ederek şunu söyleyebiliriz: Yeryüzünde bizden başka hiçbir milletin litaratüründe şu söylemler (tabirler) yoktur: Misafir odası, misafir yatağı, misafir terliği, misafir havlusu… vesaire. Sadece bu tabirlerin arka planına eğilip değerlendirildiğinde, milletimizin misafire verdiği önem ve değer kendiliğinden anlaşılacaktır. Anlaşılacaktır zira, bu özellik ve haslet, aynı zamanda yüce dinimizin de bize emir ve tavsiyesidir. Demek ki biz bunu, bir ibadet duygusuyla uygulayıp yerine getiren bir milletiz. Misafirin bize bir emanet olduğunun bilincindeyiz. Onun, gelirken kısmeti ile geldiğinin farkındayız. Ona hizmet etmenin nice sevaplara vesile olduğunu bilmekteyiz. Onun içindir ki dil, din, ırk, mezhep ayrımı yapmadan ister bir kişi olsun, ister bir grup olsun, ister milyonlar olsun hepsine gönül soframızı açar, yiyip içtiklerimizi kendileriyle seve seve paylaşırız.

Allah’a binlerce hamd ü senalar olsun ki bizi bu güzel hasletlerle yaratmış… Kimsesizlerin kimsesi, mazlumların sığındıkları liman, bir dilim ekmeğini rahatlıkla herkesle paylaşan bir kültürün, inancın mensupları olarak yarattığı için Cenabı Allah’a binlerce defa şükürler olsun…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu