Köşe Yazıları

Ya olsaydı?

Doktorlar iki aylık ömrünün kaldığını söylüyordu. Adam çevresinde pek sevilmese de yakınları “ölecek olması” nedeniyle iyi davranmaya başlıyordu. Hâlbuki hepimiz öleceğiz er ya da geç…

O güne dek yüz vermen sevdikleri(!) komşuları, dostları, dost görünenleri, hısımları, akrabaları, arkadaşları hepsi adamı el üstünde tutuyor, bir dediğini iki etmemeye başlıyor.

Beş parasız kaldığında ekmek parası vermeyenler, kesenin ağzını açmaya başlıyor.

Borca ürün vermeyen bakkal, fırın, kasap, market kendi eliyle getirip ürünleri teslim ediyor.

Selamı sabahı kesen tüm hısım ve akrabaları her gece evini şenlendiriyor.

Sohbet ediyorlar, ne zaman öleceğini parmakla sayıp duruyorlar…

Adam ölecek ama mutlu…

Hepimiz bir gün öleceğiz ama bazılarımız mutlu, bazılarımız mutsuz, bazılarımız da eh işte…

O güne kadar “insanca” bir muamele görmeyen adam, öyle mutlu oluyor, öyle mutlu oluyor ki, “mutlu olduğu” için değil, mutlu öleceği için mesut ve bahtiyar oluyor.

Bir geleceği yok, edindiği bir şeyi yok, kazancı yok, miras olarak bırakacağı da yok…

Ama mutlu…

Son aylarında herkes kıymetini biliyor.

Demek ki o kadar da kötü birisi değil.

Fakir ama gururlu da değil, mutlu…

Zengin değil ama mutlu…

Seveni yok ama sever gibi görüneni çok…

Aslında adam her şeyi biliyor, bilmediği “hemen ölmeyecek” olduğuydu.

Elbette bir gün ölecek ama yakın zamanda, hastalıktan dolayı ölecek olması kendi planladığı, istediği bir şey değil, doktorun hatası.

Yani kendisinin dışında gelişen olaylar, onu hemen ölecek korkusunu yaşatıyor.

Hatlar karışıyor, tahliller karışıyor, belki de doktor teşhisi yanlış koyuyor ve gerçek sonunda anlaşılıyor.

Bir aydır kendisini krallar gibi yaşatan bütün yakınları uzaklaşıyor.

Herkes olduğu yere dönüyor aslında.

O güne kadar onu hiç kimse sevmiyordu, yine sevmiyor.

O güne kadar el uzatan yoktu, yine yok.

Yüzüne gülen bulamıyordu, yine bulamıyor.

Kapı gibi, duvar gibi, taş gibi, kaya gibi gördüğü yüzleri daha da soğuk, daha da iğrenç, daha da acımasız görmeye başlamıştı.

Üstelik yalancı olmuştu, oyuncu olmuştu, tiyatrocu olmuştu.

Adamın kendisi dışında gelişen bir “ölecek” olması, “niye ölmüyorsun kardeşim”e dönmüştü.

Ölmediği için suçluydu, haindi, kalleşti.

Neden ölmemişti ki, ne güzel sever görünen sevdikleri ne sevinecekti.

Onlar sevinsin diye bile adam ölmek istedi.

Keşke ölseydi de bugünü görmeseydi?

Zaten ölecekti, nasılsa ölecekti, ha bugün ha yarın, ne fark edecekti?

Bugün ölseydi mutlu ölecekti, artık mutlu ölmesini imkânı yoktu.

***

Klasik Türk filmlerinden önemli bir bölümü aktardım sizle. Gerçek hayatta benzeriyle de sıkça karşılaşırız.

Gerçeğe dönmeyen ya da planlanan sonucu vermeyen her şey “olmamış” sayılır…

Peki ya olsaydı?

Ya gerçekten o adam ölseydi?

Ya da başka konuya bu örneği uyarlayın.

Tuzak kuranlar başarıya ulaşsaydı…

Ne bileyim, 15 Temmuz mesela…

O kadar çok mesela var ki, gerçeğe dönmeyince, o acıyı toplum olarak tümden yaşamayınca, yaşanmamış saymak kolay…

Öyle olur mu, böyle olur mu, şöyle olur mu demek kolay…

Ölen yüzlerce insanın ne için öldüğünü anlamak için ölmek gerekmez…

Üzerinizde uçan uçağın ne zaman ne atacağını bilerek geçirdiğiniz saniyeler, dakikalar, saatleri anlatmak kolay, yaşamak zor…

Evde eşinle vedalaşarak ayılmayı anlatmak kolay, yaşamak zor.

Bir daha dönmeyeceğini bile bile eşinle, çocuklarınla helalleşmeyi yaşamadığın müddetçe anlamak ve anlamlandırmak kolay değil.

Geri döndüğünde “ne olacağını” anlamak kolay değil, eğer dönmeseydi, neler olacağını herkes görecekti.

Yani koca bir ülke sokaktayken darbe amacına ulaşsaydı, Türkiye’nin sonun ne olacağını kestirmek için illa o zamanı yaşamak, illa olmasını beklemek gerekmez…

Darbe başarıya ulaşsaydı, sonunu zaten görecektik. Belki bize neler olduğunu görmeye bilirdik, yaşarsak görecektik, yaşayan kalırsa görecekti…

Ama hayatının en az bir döneminde darbeyi yaşamış olan bizim yaştakiler, “neler olabileceğini” çok iyi biliyorduk, çünkü yaşamıştık…

Ya olsaydı” diye hiç kimseye “gönderme” yapmıyorum; Allah’ıma binlerce kez şükrediyorum ki, bu millet sonuca giden bir darbeye daha tanıklık etmedi. Hem de darbeden çok öte olan işgale

Naif Karabatak

Naif Karabatak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu