Köşe Yazıları

VİCİ VİCİ

 

            Yöremize ait zahmetsiz, mütevazı bir tatlı. Geçmişte caddelerde sıkça ve bolca satılan cinsten. Bu güzel, ismi gibi cici cici olan tatlıya geçmeden, ses ve söz olarak benzeyen bir iki kavram daha var. Önce onlardan bahsedelim isterseniz:

Birincisi, meşhur Roma İmparatoru Sezar’a ait bir söz: ‟Veni, vidi, vici.„ Bundan dörtbin yıl önce  Tokat-Zile’de söylediği bir cümle. Anlamı da;‟Geldim, gördüm, yendim.„ demek. Yöresel tatlımızın adına benzerliğinden dolayı hatırladığımız bir ifade.

İkincisi, Adana’ya ait bir yaz tatlısı. Buzlu. Sıcak Haziran , Temmuz, ağustos aylarında cadde ve sokaklarda adım başında rastladığımız serinletici tatlı. Rendelenmiş buzu ikram edildiğin kâselerde, limonata, şerbet gibi şuruplarla karıştırılarak kâselerde ikram edildiği ve kaşıkla tüketilen tatlısı. Daha doğrusu, tatlı ile şerbet arası bir şey. Adı da‟Bici bici„

Bu iki kafiyeli benzerlikten sonra gelelim, bizim sevgili tatlımıza… Vici viciye. Her mevsimde tüketilen fakat daha çok yaz aylarında yediğimiz bir tatlı. Çok hafif, çok sade, çok mütevazı… Bir miktar nişastayı alıp, suyla karıştırarak sulu bir hamur gibi karıştırıyorsunuz. İçine bir miktar pembe veya kırmızı gıda tozu ekleyerek. İyice karıştırıp yedirdikten sonra biraz toz şeker koyup karıştırmaya devam. Katılaşmış muhallebi kıvamını aldıktan sonra bir tepsiye koyuyorsunuz. Eğer karıştırırken toz şeker koymamışsanız, tepsiye yaydığınız karışımın üstüne de şekerini serpmek mümkün. Ancak, şekeri karıştırma safhasında katmanız daha güzel. Karışımınızın her tarafı, toz şekeri aynı oranda emmiş, sindirmiş olur. Üç dört santim derinliğindeki tepsinize güzelce yerleştirip düzelttikten sonra, isterseniz üzerine önceki gıda boyasıyla süs olarak bazı şekiller yapmanız da mümkün, Artık katılaşmış vici viciniz hazır. Tepside donmuş vaziyette. Oradan camekânlı bisiklet tekerli seyyar arabanızla çarşıda dolaşarak veya bir kaldırımda durarak satış… Elinizde bir bıçak veya spatüla, istenen miktarda kes, minik terazide tart ve tabakta servis yap. Müşteriler; yanınızda, çevrenizde ve ayakta. Hepsinde bir keyif, bir neşe, bir iştah. Güle, eğlene bir ikram ve bir tüketim. Ayak üstü sohbet ve muhabbet eşliğinde vici vici ziyafeti…

Çocukluğumuzda Sümer Meydanı’nın bir kaldırımında, Ulu Cami’nin önünde, Saray Sineması’nın yanı başında hep görüp yemeden geçmediğimiz, görmeyince şaşırıp aradığımız meşhur tatlımız… Dilimizin, damağımızın vazgeçilmez lezzeti…

Kentleşmenin bir sonucu olarak lüks lokantaların, pastanelerin artmasıyla beraber yavaş yavaş azalan, daha az ve seyrek karşılaştığımız yöresel güzelliğimiz. Sanki tene helvasına, şillik’e, pendırlı helvaya: ‟Ben, yeterince iş yaptım. Şimdi sıra sizde.„ der gibi…

Sen, mütevazılığınla böyle bir iltifat ve ikramda bulunup kenara çekilsen de biz seni unutmadık, unutmayacağız. Tadın ve güzelliğin hâlâ damağımızda, dimağımızda. Sevgili vici vici…

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu