Köşe Yazıları

Vedat Aydın, Tahir Elçi ve örgütiçi infaz…

Vedat Aydın, Tahir Elçi ve örgütiçi infaz…

 

10 Temmuz 1991 Çarşamba günüydü. Yaz tatili başlamıştı ama bütünlemeler için memlekete gitmemiştim. O gün, kaldığımız öğrenci yurdunun odasında, arkadaşlarla sabah kahvaltısı etmiştik. Sohbet uzamıştı, öğleyi devirmiştik. Sonra okula gitmek için aşağı indik. Zeminde bulunan yemekhaneye alışkınlıktan olsa gerek, dönüp baktım. Televizyon açıktı. Bir iki kişi haberlere bakıyordu. Televizyona doğru yaklaşıp, ekrana baktım. Vedat Aydın’ın cenaze törenine ait görüntüler vardı. Benim tören dediğime bakmayın. Her tarafta panzerler, polisler vardı. Ortalık toz duman, kurşun sesleri. Otobüsün içinde mahsur kalan, öldürülmekle tehdit edilen milletvekilleri ile ilgili haberleri de aynı gece BBC Türkçe Haberlerinden öğrenecektik. Arkadaşlar da peşimden gelmişlerdi. Hep beraber televizyonun karşısına oturmuştuk. Hepimizin gözü nemliydi ve içimizde büyüyen büyük bir öfkenin farkındaydık.

Vedat Aydın, İHD kongresinde Kürtçe konuştuğundan dolayı hedef gösterilmişti. Oradan biliyorduk. O zaman Kürtlerin günlük gazeteleri yoktu. Kürtleri kimse televizyonlara çıkarmıyordu. Yani bugün ki moda deyimle, Kürt siyasetçileri popüler değildi. Ölümü göze alıp, cenazeye giden mahşeri kalabalıktan anlıyorduk ki Vedat Aydın önemli bir isim. Kaçırılmış, öldürülmüş, cesedi bir yere atılmıştı. Kaçırılmasıyla birlikte, örgüt kaçırdı haberleri çıkmaya başlamıştı. Cesedinin bulunması ile birlikte, bu sefer örgüt içi hesaplaşması diye uzun uzun yorumlar yazıldı, sözler söylendi. Hemen hemen Kürtlerin öldürüldüğü bütün cinayetler böyle kapatılmaya çalışıldı. Musa Anter, Behçet Cantürk ve diğer cinayetlerde de aynı argümanlara sarıldılar. Vedat Aydın cinayeti, acılı ve sancılı bir dönemin başlangıcı oldu. Zamanla bu cinayetlerle birlikte, köy yakmalarının, yargısız infazlarının, devlet içinde örgütlenen JİTEM adlı bir karanlık yapılanmanın yaptığı ortaya çıktı.

Geçen hafta Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi öldürüldü. Ömrünü barış mücadelesine adayan Elçi, önce hedef gösterildi, sonra bir cinnet kampanyası başlatıldı ve arkasından kendisine dava açıldı. Bir televizyon kanalında, ‘PKK terör örgütü değildir’ dediği için. Halbuki çatışmasızlık ve çözüm süreci döneminde, iktidar medyası konsept öyle gerektiriyor diye, PKK’nin terör örgütü olmadığını anlatan yüzlerce yazı-yorum ile doluydu. Bakanlar, hükümet sözcüleri Öcalan’ın Kürtlerin tartışmasız lideri olduğunu beyan ediyorlardı. Öcalan’ın Newroz mektubunu övmeyen bir havuz medyası mensubuna rastlamak mümkün değildi. Bu gün bizi ‘terör örgütü propagandası’ yapmakla suçlayanların, bir zahmet o dönemin gazetelerine bir göz atmalarını salık veririm. Biz mi örgüt propagandası yapmışız, yoksa AKP’nin gazetecileri mi? Biz onların yanında zemzem suyu ile yıkanmış gibi kalırız. Sonra iklim değişti, düşünceler 180 derece kaydı. Tahir Elçi çözüm sürecinde PKK’yi terör örgütü olarak görmüyordu. Çatışmalı sürece girince de düşünceleri değişmedi. Doğru ya, iktidar düşünce değiştirdi diye, havuz medyası yeni pozisyona döndü diye Elçi düşüncelerini değiştirecek değildi ki.

Oysa bizden istenen, iktidar neyi savunuyorsa, bizim de ona paralel şeyler söylememizdir. İktidarlar pozisyon değiştirebilir, siyaset biraz da böyle bir şey. Ama düşünce üretenlerin, ürettikleri düşüncelerine karşı ahlaki bir sorumluluğu vardır. Elçi bu ahlaki sorumluluktan kaçmadı diye hedefe konuldu. Oysa 2 yıl önce, bugün AKP’de vekil olan Miroğlu da televizyonda PKK terör örgütü değildir diyordu. Bunu söylemenin bir maliyeti yoktu o zaman. Miroğlu bu gün tam tersini söylemektedir. Rüzgarın şiddetine göre eğilen bir analiz ve değerlendirme kültürümüz var. Rüzgara karşı duranları susturmak isteyen bir devletimiz vardı ve var. Bu gün Tahir Elçi için üzüntülerini bildiren iktidar elitlerinin üzüntüsünün bir karşılığı yok. Üzülüyorlarsa, bu iklimi değiştirecek güç ve mekanizmalar ellerinde var. Eğer bu cinayetlere gerçekten üzülüyorlarsa, işi daha kaotik bir hale sokmakla bilsinler ki daha çok acı hadiselerin yaşanılmasına kapı aralıyorlar. Bunu okuyamayacak kadar miyop olamazlar. O zaman geriye, üzüntülerindeki samimiyetin sahiciliğinde sorun var demektir.

Vedat Aydın katledilirken, örgüt içi infaz diyen zihniyetlerin, Tahir Elçi öldürülürken de aynı şeyi söylemiş olmaları her halde rastlantı değildir.

 

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı