Köşe Yazıları

VE NİHAYER

Ve Nihayet…

(Milli Eğitimde)

Türk Milli Eğitimine kırk yılını vermiş bir eğitimci olarak yıllardır bas bas bağıra bağıra sesimiz, nefesimiz tükendi. Eğitimin her kademesinde hem öğretmende, hem öğrencilerde ciddi anlamda bir performans ve başarı kaybı sürüp gidiyor. Bugüne kadar onlarca bakan, binlerce uzman ve bürokrat gelip geçti. Sayısını unuttuğumuz yüzlerce çalıştay ve şura gerçekleştirildi. Sonuç, gene aynı… Eğitimde, öğrenci yetiştirmede malesef istediğimiz noktaya gelemedik, gelemiyoruz.

Konunun Öğretmen, idareci, veli, öğrenci, sistem, müfredat…vb. bir çok yönleri var. Ders araç-gereçleri, donanımlı sınıflar, akıllı tahtalar, tabletler, yardımcı materyal ve kaynaklar çoğalıp geliştikçe, başarı da ters orantılı olarak azalmakta. Yetmiş kişilik sınıflardan on beş yirmi kişilik sınıflara inildikçe başarı da beraberinde aşağıya doğru inmekte.

Bırakınız hükümet değişikliklerini, aynı hükümet döneminde bile iki üç bakan ve yüzlerce bürokrat değişmekte, değiştirilmekte. Sınıf geçme usulleri, sınav sistemleri, müfredat ve yöntemler yaz-boz tahtası… Bütün bu değişikliklere rağmen istenen başarıya bir türlü ulaşılamadı, ulaşılmıyor.

Bugünlerde Milli Eğitim bakanı, nihayet acı gerçeği itiraf etmek zorunda kaldı. Aynen şunları söylüyor sayın bakan:„ Dört yıllık ilkokul öğretiminin sonunda dört işlemi bilmeyen 17 bin öğrenci var.„ Evet, dört işlemi bilmeden ilkokuldan mezun olan on binlerce öğrenci. Sadece dört işlem mi?.. Elbette hayır. Siz buna “okuma-yazma„ bilmeyenleri de  ekleyin. Sayı milyonları bulur. Aynı durum ortaokul ve lise için de pekâlâ söylenebilir. İstenen bilgi birikimini yapmadan, istenen hedefi yakalamadan ortaokulu ve liseyi bitirip mezun olan milyonlarca genç… İşte acı tablo bu!..

Oysa bundan otuz-kırk yıl önce durum bundan çok daha iyi idi. Sınıflar sobalıydı. Tahtalar kara tahta idi. Öğrenci mevcudu yetmişlere kadar varırdı. Her hangi bir yardımcı kaynak ve araç-gereç de yoktu. Bütün bu maddî- fizikî eksikliklere rağmen başarı ve kalite, şimdikinden çok çok yüksekti. Hem öğrenci hem de öğretmen bakımından…

Öğretmenliğimde ve idareciliğimde denetlemeye gelen onlarca bakanlık  müfettişinin kasıla kasıla şu nutukları çektiğinin canlı tanığıyım: “Sınıfta kalmak olmaz. Her öğrenciden aynı başarıyı bekleyemeyiz. Önemli olan, hedefe yönelmektir.„

Yaa, demek öyle sayın müfettişler?.. “Önemli olan, hedefe yönelmektir.„ öyle mi?.. Alın size “hedefe yönelme„nin sonuçları… Ne kadar yanlış, ne kadar isabetsiz bir görüş değil mi?.. Ben, öğrenci olarak gecemi gündüzüme katacak, dişimi tırnağıma takacak, el emeği-göz nuru dökerek ders çalışıp sınıf geçeceğim. Bir başkası da sadece benim hak ederek ulaştığım hedefe yüzünü çevirdiği için o da sınıf geçecek… Böyle bir haksızlık, böyle bir adaletsizlik nerede görülmüş?.. Bu durum; hak edeni cezalandırmak, hak etmeyeni ödüllendirmek değil de nedir? Sınıfta kalmayı (sınıf tekrarını) kaldıracaksın… Sınıfta kalması gereken öğrencinin velisine bunu soracaksın… Olacak şey midir? Hangi veli: “Benim çocuğum sınıf geçmeyi hak etmiyor. Bırakınız sınıfta kalsın.„ der Allah aşkına?!. Hiç mümkünü var mı bunun?

Oysa biz; sınıfta kalmanın da, ikmale kalmanın da daniskasını yaşadık. Yaşadık da ne oldu? Daha ilkokulda iken; bırakınız dört işlemi bilmemeyi, bırakınız okur-yazar olmamayı, bütün geometrik şekillerin alan ve yüzölçümlerine yönelik problemleri bile çözüyorduk. Evet, abartı değil… Bugün binlerce lise mezununun dahi çözemediği geometrik şekil problemleri… Çünkü sınıfta kalma vardı. Çünkü ortaokulu bitirme sınavları vardı. Çünkü lise bitirme sınavları vardı. Çünkü ilkokulda başarısız isek, hiçbir öğretmen velimize: “Sayın veli! Çocuğunuz sınıfta kalsın mı, geçsin mi?„  gibi abes bir danışmada bulunmuyordu. Haddi hesabı olmayan binlerce maddî ve manevî imkânsızlığa rağmen, kalite vardı, başarı vardı.

Milli Eğitim bakanımızın; “Dördüncü sınıfı bitiriyor, fakat dört işlemi bilmiyor.„ sözlerini acı, gerçek ve gecikmiş bir itiraf olarak kabul ediyoruz. Yalnız ilkokulda değil, ortaokul ve lisede de sadece ikmale kalmak yetmez, sınıfta kalma da getirilmeli.  Getirilmeli ki her elini kolunu sallayan mezun olup diploma almasın. İşin öğretmen, veli idareci, sınav sistemi, müfredat, ders araç gereçleri boyutuna da zaman zaman değinmek üzere şimdilik sayın bakanın bu son kararını memnuniyetle karşıladığımızı belirtelim. Darısı diğer sorunların başına!..

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı