Köşe Yazıları

Üretimde Son Sıradayız…

Üretimde Son Sıradayız…

Evet, üretimde son sıradayız; “son sıralardayız” cümlesini kurmuyoruz. Çünkü elimizde devletin kurumu olan TÜİK’in verileri var. Son günlerde gerek ulusal basında gerekse de yerel basında işlendi bu konu.

Üretemiyorsanız, yoksulsunuzdur. TÜİK verileri öngörülerimizde ne kadar çok haklı olduğumuzu kanıtlamaya devam ediyor. Kendisini kandıran şehir ne yaparsa yapsın her türlü ele veriyor kendisini.

Zengin Mezopotamya coğrafyasının kadim şehri üretimden her türlü ayrı düşer konuma getirmiş kendisini. Bereketli topraklar bilinçsizliğe kurban gitmiş durumda.

Anlatmak istediklerimiz son birkaç yılın yanlış politikalarının sonucu değildir. Yıllardan beri süre gelen ve zamanla çıkmaza giren, kendisinden sonrakileri peşi sıra sürükleyen uygulamaların sonucudur.

Yolum geçen hafta organize sanayi bölgesine düştü. Karşılaştığım manzara bittiğimizin daha doğrusu hiçbir zaman var olmadığımızın bir resmi konumundaydı. Bacaları tütmeyen fabrikaların ve atıl durumda bulunan birçok yapının sessizliği şehrin yanı başında ölüme terkedilmiş virane görünümündeydi.

Çalışan birkaç fabrikanın kışın dondurucu soğuğunda kendisine bile faydası olmayan soba görünümünden başka bir şeye benzemediğini özellikle belirtmek istiyorum. Belli ki cepten yiyen bir hal içerisindelerdi.

Üretmiyoruz ama tüketmekten de geri kalmıyoruz.  Yorganına göre uzatılması gereken ayaklarımızı çoktan üşütmüş durumdayız. Ama kabul etmek istemiyoruz bunu. Artan ev fiyatları, ev kiraları ve olmayan işleri nedeniyle düşmesi gereken iş yeri kira fiyatlarının yükselerek alıp başını gittiğine hepimiz sessizce şahitlik ediyoruz.

Hele ki hava parası adı altında alınmaya başlanan paraları duyunca hakikaten de şaşırıp kalıyoruz. Yaşadığımız hayal dünyasından ne zaman uyanırız bilmiyorum. Ama ülke genelinde var olacak bir ekonomik krizden en fazla etkilenecek il olacağımızdan en küçük bir kuşkum yok. Çünkü tüketen bir toplumuz. Ağzına kadar bankaya borçlanmış bir il konumundayız.

Çelişkiler yumağı bir ilde yaşıyoruz. Hele ki son yıllarda bu kendisini daha çok belli etmeye başladı. Artan araç sayısı, artan bina sayısı normal şartlar altında zenginleşmenin belirtilerindendir. Öyle ki para kazanıyoruzdur da yeni binalar yapıyor ve yeni araçlar alıyoruzdur. Evet, ortada bir para var ama bize ait değil. Bankalara ait paralarla zengini oynuyoruz. Gittikçe fakirleşmemizin üstünü örtmek içinde lüks arabalar biniyoruz; metre karesi büyük evlerde oturuyoruz.

Üreten toplum bileği zor bükülen toplumdur. Üretmediğiniz takdirde tüketimin kölesi olursunuz. Bankalara olan borcunuzdan dolayı kendiniz gibi yaşamaz bir hal alırsınız. Zenginiz diye geçinir birkaç yıl sonra aynada kendi gözlerinizin içine bakarak gerçek fakiri görürsünüz.

Üretmek dışından başka şansınız yok; tüketimin kölesi olmamak için…

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu