Köşe Yazıları

Teröre Değil Sevgiye Hazırız

Teröre Değil Sevgiye Hazırız

“Biz muhabbet fedaileriyiz, düşmanlığa vaktimiz yoktur, düşmanlığa kalbimizde yer yoktur”  diyor bütün inançlı insanlar…Ve yine  “Ey Müslüman, İslam’ı öyle diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin”, “yıkmak değil billahi yapmak istiyoruz, en kötüye en fazla faydamız dokunacak, düştüğü bataklıktan onu kurtaracağız….” Evet böyle diyor ve böyle telkinde bulunuyor, İslam davasının temsilcileri…

Şimdi insafla ve iz’anla değerlendirelim. İnançlı insanlardan hangi tahribat gelmiştir. Milli serveti, fabrikaları, yolları, köprüleri, resmi kurum ve kuruluşları, kültür saraylarını bombalayanlar, her türlü sabotajı yapanlar, işyeri soyanlar, adam öldürenler içerisinde kaç dindar var?

Sayıları 1000’ yaklaşan İmam-Hatip Liseleri ve buralarda okuyan bir milyondan fazla öğrenci, ya da binlerce Kur’an kursu ve buralarda sayıları yüz binleri bulan öğrenciler, yahut dindarlar tarafından kurulan müesseselerde okuyan binlerce öğrenciler, bunlar hangi soygunu, hangi sabotajı, hangi tahribatı yaptılar.

İnançlı insanlar, açıkça haram olan ve kendilerini çok rahatsız eden sayısız tezahürlerle karşılaştıkları halde, onlarla iç içe yaşadıkları halde fevri hareketler, yıkıcı hareketler, kaba kuvvet kullanma yoluna gitmemektedirler. Müslümanlar hangi meyhaneyi, hangi içki fabrikasını tahrip etmişlerdir. Böylesi zararlı yerlerden rahatsızlıklarını bir gösteriyle bile ortaya koymuş değillerdir. Bütün yaptıkları, gönül rızası ile, ikna ile bir takım hayır – hasenat ve topluma yaralı işler yapmaya, imkânları nispetinde vatan evladına sahip çıkıp, onlara iyi bir eğitim, öğretim yaptırmaya, böylece ülkeye ve topluma faydalı bir nesil yetiştirmeye yöneliktir.

Hiç kimse kusura bakmasın ama bugüne kadar kendini bilen, başkasının maşası olmayan hiçbir Müslüman, asayişi ihlal edecek tek bir faaliyette bulunmamıştır. Şu halde terörle İslamiyet arasında irtibat kurmak isteyenler insaf edip, gerçeği görmelidirler

Tarih şahittir kji, bugüne kadar Dinî öğretim müesseselerinde, yani İlahiyat fakültelerinde, İmam-Hatip Liseleri’nde, Kur’an kurslarında terörün, kanunsuzluğun en ufak izi bile görülmüş değildir.

Keza siyaset adamı, asker, basın mensubu, bürokrat, işadamı, işçi liderleri ile bütün etkin güçlerin, İslam’dan ve İslam’ı yaşayanlardan faydadan başka bir şeyin gelmediğini görmeleri en azından bir insanlık borcudur.

Bugüne kadar her zaman Müslümanları suçlu psikolojisiyle yargılayan ve potansiyel suçlu olarak görenler, artık bu yanlış düşüncelerinden ve önyargılarından vazgeçmelidirler. Ülkemizin yönetiminde etkin olanlar, İslam’ı ve Müslümanları sanık görmekten kurtulurlarsa, hem kendilerine, hem milletlerine, hem de insanlığa büyük hizmet yapmış olacaklardır.

İslâm’a karşı düşmanlık besleyen,hayatı maddi zevklerin tatmin edilmesinden ibaret gören, yaptıklarından hesaba çekileceğine, ebedi mükâfat veya ceza göreceğine inanmayan nesil yetiştirenlerin, terörden şikâyete hakları olmasa gerek..Rüzgâr ekenler, fırtına biçerler.

Terörün doğudaki görünümü ile ülkemizin her tarafındaki görünümü arasında fazla fark yoktur. Bunların hepsi aynı ortamın ve sistemin acı meyveleridir. İslamî değer hükümleri yaygın iken, kardeşlik vardı, ayrılıkçı tezhürler yoktu. Bunu milli hayatımızda asırlarca denedik, yaşadık.

Ecdadımızın altı yüzyıl dört kıtada at koşturduğu dönemlerde sadece takva, yani Hakk’a saygı, halka şefkat ve sevgi vardı. İslamî ve insanî değerlere sırt çevirince, yabancı düşman tefrikası saraya girince ortalık karıştı. Çeşitli ırk, dil, din, mezhep ve fikirden insanlar Amerika ve İsviçre gibi birçok ülkede birlikte yaşarken, biz Müslüman olarak, aynı kıbleye yönelen, aynı Yaratıcıya kulluk eden, aynı peygambere ümmet olan, aynıdili konuşan, aynı dine inanan insanlar olarak neden yaşamayalım?

İslâm, değil farklı ırk ve dil mensubu Müslümanlar; Yahudi, Bulgar, Rum, Sırp, Ermeni gibi envai çeşit din, ırk, dil mensupları bile Müslümanların yanında birbirleriyle uyum içinde yaşatmıştır. İlaç tahmin değil, sayısız tecrübe ile bellidir. Öyleyse bu ilacın tatbik edilmesinden geri durulmasından gaflet değilse, hıyanet söz konusudur.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı