Köşe Yazıları

Telefon

1876’da Alexander Grahambell tarafından icat edildiği günden beri akıl almaz bir hızla biçim ve içerik değiştiren en yakın arkadaşımız, teknoloji ürünü… Şimdi geliniz, sizinle bir zamanda yolculuk yaparak bu iletişim aracının elli altmış yıl önceki durumunu hatırlayalım. Örneğin Samsat’ta:

İlçe olunca bir de PTT şubesi açıldı. Küçükaslanların iki katlı ahşap binasının alt katı hizmet için, üst katı da müdür lojmanı. Personel üç kişi. Bir müdür, bir santral memuru(aynı zamanda gişe sorumlusu) bir de dağıtım memuru. Makineden(cihazdan) ilçede sadece bir evde var: Rahmetli Bahri Fırat’ın evinde. Onun dışında hiçbir yerde yok. İlçe içinde telefon irtibatına lüzum yok. Herkes her an birbirini görecek, karşılaşacak durumda. Şehirlerarası görüşmeler de şu şekilde gerçekleşiyor: Herhangi bir şehre (kişiye) telefon edecekseniz, PTT’ye gidiyorsunuz. Santralcı Sait Beye müracaat edip kayıt yaptırıyorsunuz. Sait Bey, kaydınızı aldıktan sonra size Bekleyin„ diyor. Ondan sonrası tam bir macera, tam bir muamma, tam bir eziyet ve çile. Diyelim ki Ankara ile görüşeceksiniz. Sait Bey geçiyor manyetolu santralın başına. Santral dediğimiz de üzerinde fiş giriş çıkışları olan küçük bir pano. Fişlerin birini yerleştirip telefonun gramafon koluna benzeyen kolunu çevirmeye başlıyor. Onlarca, bazen yüzlerce kez… Önce karşısına Adıyaman çıkıyor. Oradaki santral memuruna Ankara ile görüşeceğini yol üstündeki diğer vilayetleri (örneğin: Maraş’ı, Adana’yı ve diğer güzergâhları) bağlamasını rica ediyor. Siz hâlâ beklemektesiniz. Arada bazen, hiç güzergah olmayan iller ve santral memurları çıktığında bizim Sait Bey: Alo, Adana!.. Sen oradan çıkar mısın? Ben Ankara’yı arıyorum.„ diyerek uyarıyor. Kimi zaman da bağırıp çağırıyor.

Telefon irtibatı, bütün şehirler ve ilçelerde yol boyunca dikilen ahşap telefon direkleri arasına gerilen tellerle yapılıyor. Şehirlerarası yolculuklarınızda çoğu zaman eğilen, devrilen direkleri düzelten, kopan telleri bağlayan, ayaklarında çelik mahmuz, bellerinde kemerle direklere tırmanan PTT görevlileriyle karşılaşırsınız. Tel kopmuşsa, telefon irtibatı da kopmuş demektir. Taa ki yeniden bağlanıp irtibat sağlanana kadar.

Ankara ile görüşmeniz, şansa bağlı. Bazen iki üç, bazen dört beş saat, bazen de bir iki gün bile sürebilir. Örneğin; rahmetli Bahri amcanın bir telefon görüşmesini özetleyelim: Mesainin başlamasıyla misafirlerini ağırladığı Oda„ nın duvara gömülü penceresinde duran manyetolu siyah telefonu indirmiş ve postacı Sait’i arayarak üç kayıt yaptıracak. Manyetolu telefonun kolunu beş on kez çevirdikten sonra karşısına çıkan Sait Bey’e:

—Alo, Sait sen misin? Üç kaydım var. Not al. Genel Merkezden Bülent Ecevit bir. Milletvekili Kâmil Kırıkoğlu iki. Bir de profesör Uğur Alacakaptan… Hangisine önce ulaşırsan, onu bağla. Evdeyim, bekliyorum. Bunlar Sait beyin alışkın olduğu, numaralarını artık ezberlediği kişilerdi. Zira Bahri amca, bunlarla sık sık görüşürdü. Kayıtları verdikten sonra evinde, odasında bekleyecekti. Ne zaman ulaşacağını santralcı Sait de dahil, kimse bilmez, bilemezdi. Artık sıra sabırla beklemedeydi. İki, üç, dört saat… Belki de bir iki gün…

Bu çile, bu sabır yıllarca hep böyle devam etti. Vakta ki rahmetli Turgut Özal, bu işe el atıp il ve ilçeleri modern, donanımlı, sınırsız  santrallerle donatana kadar. Merhum Özal’ın bu İletişim Devrimi„ üzerine büyük bir rahatlama oldu. Evine bir telefon bağlatmak (almak) isteyenlerin yıllardır sıra bekleyen dilekçeleri, tozlu raflardan indirildi ve evlere peyderpey sabit telefon bağlamaları başladı. İnsanlar, bu gelişmeyi uzun bir süre adeta bir bayram sevinci ile karşılayıp kutlamaya başladılar. Nasıl kutlamasınlar ki?.. İki, üç, dört, beş yıldır beklemeleri son bulmuş, sabit birer telefonları olmuştu. Bu bayram değil de ne olabilirdi?..

Evlere verilen bu sabit telefonların ardından bir de cep telefonu başlayınca millet, bayram üstüne bayram yapmıştı. Artık PTT’ler, santral memurları, ara istasyonlar ve bekleme son bulmuştu. İnsanlar evlerinde, iş yerlerinde, yolculukta, tatilde(nerede olursa olsun) istediği anda, dilediği kişilerle anında iletişim kurabiliyorlardı.Nimet„ dedikleri teknoloji bu olsa gerekti.

Yazımızı şöyle bitirelim: Kalk sevgili Bahri amca kalk. Kalk da gör santralsız, Sait’siz, aracısız anında istediğin kişiyle görüşmenin ne demek olduğunu gör… Yerinde rahat uyu. Mekânın cennet olsun. Sen, bu güzelliği göremedin ama çocukların, torunların, bizler senin adına görüyor ve yararlanıyoruz. Gözün arkada kalmasın. Nur içinde yat…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu