Anasayfa / Köşe Yazıları / Tecrübe Konuşuyor!

Yazar Adıyaman Güne Bakış Gazetesi

Tecrübe Konuşuyor!

Kırmızı ışıkta geçmenin çoğu zaman hiç kimseye zararı olmaz ama birisine veya birilerine verdiği muhtemel onulmaz yaralara da çoğumuz şahitlik etmişizdir. Tecrübe, kırmızı ışıkta tam geçeceğin zaman seni durduran ete kemiğe bürünmeyen güçtür. Cehalet ise “bana/bize bir şey olmaz” diyerek, kendini veya bir başkasını tehlikeye atacak zamanda gaza basmaktır.

Kırmızı ışıkta geçmek, belki bir kural ihlalidir. Üç beş kuruş cezayla kurtulabilirsiniz ama birinin canına kast ettiğinizde, cezanın dışından bunun vicdan azabı da peşinizi hiç bırakmayacaktır.

Tabii o kazadan sağ kurtulursanız.

Hele bu bir de köy, kasaba, ilçe, kent, ülke veya insanlıkla alakalıysa sonucu çok daha ağır olacak, bedelini sadece biz değil, bizden sonrakiler de çekecektir.

Tecrübe, bir kurallar bütünü değildir. Bir yasaklar zinciri veya yasa maddesi değildir. Tecrübe, yaşadığınız veya yaşanılan olaylardan ders çıkarma becerisidir.

Tecrübe, insanlara önyargıyla yaklaşma değil, insanları tanıma sanatının da bir diğer adıdır.

İnsanlar yaşlandıkça daha dikkatli olur” veya “canı daha kıymetli olur” derlerdi büyüklerimiz. Aslında bunun canın daha kıymetli olmasıyla veya korkuyla alakası olmadığını, orta yaşı devirmeye başladığımda anladım.  Yapılan veya engellenen şey tecrübeydi. Benzer durumda sizi engelleyen veya bir kez daha düşünmeye sevk eden şey tecrübedir. Orada konuşan ya da konuşmaktan daha etkili mesaj veren tecrübeydi. Tecrübenin eli, ayağı, kaşı, gözü, ağzı veya dili olmaz.  Çünkü tecrübe, bir canlı değil, bir insan değil, bir hafızadır.

Tecrübe, daha önce benzeriyle karşılaşılmış, muhtemel sorunları ve muhtemel çözümleri görmüş, sonucuna şahitlik edilmiş şeylerin hafızada ettiği yerdir. İlla bunu yaşamış olmanız gerekmez. Bu, bir kişinin yaşadığı sıkıntılı durum da olabilir, bir ailenin yaşadığı da. Bazen mutlu ya da mutsuz bir çiftin yaşadığı, bazen bir kentin başına gelendir tecrübe. Bazen bir inanç mensuplarına, bazen bir ırka veya bir ülkeye. Belki de zenginliğe veya yoksulluğa…

Hayatın her anında, dünyanın her yerinde günde milyonlarca benzer vakıa oluyor. Bazısından tümden habersiz kalıyoruz, bazısından iletişim organları vasıtasıyla haberdar oluyoruz.  Bazılarını da bizzat yaşayıp, hatta acısını yüreğimizde hissediyoruz. Her seferinde acıyı çeken farklı insanlar olsa da, acı, benzer olay sonunda geliyor. Her seferinde tecrübeye kulak vermeyen var. Her seferinde başkasının tecrübesinden faydalanmak istemeyen, kendi çabasıyla tecrübe edinmek isteyenler var. Her seferinde “ben onun gibi veya onlar gibi olmam/olmayız” diye düşünenler var. Her seferinde kendi tecrübesini kendinin oluşturması gerektiğini düşünenler var. Bu, belki de mücadele etmenin güzel yanıdır ama yanına tecrübeyi almadıktan sonra benzer sonuçla karşılaşmamanın imkânı var mı?

Biz susuyor sanıyoruz ama aslında her daim konuşan tecrübe var hem de hiç susmadan konuşan tecrübe var. Benzer her olayda, hafızanızı yokladığınız her anda size kılavuzluk edecek tecrübe hemen ortaya çıkıverir ve size daha önce yaşananı, muhtemel olacakları ve sonuçlarını da bir bir anlatır. Yüzde yüz benzer çıkmaz, aynı sonuçları tıpa tıp vermez ama yaklaşık sonuçlarla karşılaşma oranınız yüzde yüz gibi bir şeydir. Bunu aslında herkes biliyor, en azından herkesin bilmesi gerekiyor.

Çünkü hepimiz hafızamıza çok güveniriz. “Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür” desek de hafızamıza çok güveniriz. Kasılırız da belki. Balık hafızalı olmadığımız için kendi kendimizi alkışlarız. Buna karşın balıkları bile kendimize güldürecek kararlar alırız. Daha önce yaşanmış, belki de henüz yaşanmış olaylarda farklı sonuçlar bekleyenimiz az değildir.

Her seferinde aynı yolun farklı yere çıkacağını düşünürüz ama bilmeyiz ki, yeni bir yol açılmadığı müddetçe o yol, hep aynı yere çıkacaktır, çıkmaya devam edecektir. Bir farklılık olacaksa, yeni, yepyeni bir yol açmak gerekir. Yeni şeyler söylemek, yeni tarz yakalamak, yeni bakış açısına sahip olmak. Eskileri unutmadan, daha ileriye, daha ileriye gitmek için çabalamak gerekir.

Tecrübeye kulak tıkayınca sudan çıkmış balığa dönmemek imkânsızdır. Balıklar güler bize, deminkini de mi unutmadın diye güler. Hiç mi ders almadın diye güler, tecrübe edinemedin mi diye güler.. güler de güler… Ama biz, her seferinde dünyanın ilk kez keşfedilmesi gibi karşılarız. Hâlbuki benzer durumu biz yaşamıştık. Belki komşumuz yaşamıştı, bir dostumuz, eşimiz, arkadaşımız, sırdaşımız. Ya da bir başka kent, bir başka ülke, bir başka grup, bir başka cemaat, bir başka parti…

Onun başına gelenin bizim başımıza gelmeyeceğine olan inancımız, balık hafızasından çok öte kibrimizden kaynaklıdır. Buna inanmaktan kaçınsak da, bu aslında bizim ne kadar kendimizi beğendiğimizi, ne kadar kendimizden emin olduğumuzu ve ne kadar benzer olaylarla karşılayanları küçümsediğimizi göstermektedir.

Her sabah uyandığımızdan her gece uyumamıza kadar geçen süre boyunca yaşananların çoğu, daha önce yaşanmış şeylerdir. Siyasette de bu böyle, insani ilişkilerde de. Ülkeler arası ilişkiler de veya terörle mücadele de. Yeni şeyler söyleyen çok az insan var ne yazık ki, daha önce söylenmişleri tekrarlayan ise çok daha fazla. İlginç olan daha önce söylenenleri tekrarlayanları dinleyenler, ilk kez bu sözleri duyuyormuş gibi davranmalarıdır.

Ne çabuk unuttunuz?

O zihniyet, o kişi, o grup, o cemaat, o parti, o ülke veya her neyse, muhatabınız her kimse daha önce aynı tavra bürünmedi mi, aynı sözü vermedi mi?

Sonuç, biraz sonra olacakla aynı olmayacak mı?

İşte böyle durumda bizi frenleyen, bizi bir kez daha düşünmeye sevk eden ya da daha dikkatli davranmaya iten şey tecrübedir.

O konuşmasa da, suskun dursa da, hiç bir şey yapmasa da, eliyle müdahale de bulunmasa da konuşan tecrübedir, kulak verin…

Bu Habere de Bakın

Mümtaz beyle mecburi yolculuk-2

Mümtaz beyle mecburi yolculuk-2 -Dünden Devam- Mümtaz bey 1,60 boylarında, hafif göbekli, kısa, tıknaz birisiydi. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir