Köşe Yazıları

Tebdil-i Kıyafet ve Habersiz Denetim

Günlük hayatta karşılaştığımız küçük-büyük, resmî veya özel bütün kurum ve kuruluşların her türlü çalışmaları birer denetime bağlıdır. Denetimler; o birimin hâl ve gidişini saptar. Yasalar ve yönetmeliklerle belirlenen kurallar doğrultusunda çalışıp çalışmadığını belirler. Varsa eksiklik ve aksaklıklarını ortaya koyar. Bunların düzeltilmesine yönelik öneri ve tavsiyelerde bulunur. Amaç; hizmet çarkının eksiksiz, kusursuz, mükemmel ve düzenli dönmesidir.

Denetimler, birimin özelliğine ve durumuna göre günlük, haftalık, aylık, altı aylık, yıllık süreler içinde periyodik olarak yapılır. Bir kısmı önceden haber verilerek, bazen de habersiz olarak…

Amaç; mikroskopla hata aramak olmasa da bizce, en ideal denetim, habersiz olarak yapılandır. Önceden haber verilerek yapılan denetim şu demektir: Sayın birim yöneticisi! Haberin olsun. Biz falanca saatte gelip senin birimini denetleyeceğiz. Ona göre!.. Herhangi bir yanlışın, kusurun, eksiğin varsa gider.„ Bu mesaja muhatap olan yetkili de bunun üzerine faaliyete geçerek çalışmaya başlar. Bazen o birimde görülmemiş, denetime yönelik değişiklikler görülür. Örneğin:

* Herkes mesaiye zamanında gelip zamanında gider.

* Kılık-kıyafette belirgin düzeltme ve düzenlemeler olur.

* Geçici bir çalışkanlık başlar. Bugünün işini yarına bırakmak ortadan kalkar.

* Ziyaretçilere, başvuranlara karşı geçici bir kibarlık, sevgi ve anlayış içine girilir. Yapmacık tebessümler artar.

* Çay, kahve, sigara molaları bir süreliğine ortadan kalkar. Ne zamana kadar? Haber veren  denetçiler gelip gidene kadar… Ondan sonrası malum… Gene fabrika ayarlarına dönüş… Gene eski tas eski hamam…

Bir de habersiz denetimler var. Çalışkan, titiz, koltuk sevdalısı olmayan amirlere has denetimler. Rahmetli vali Recep Yazıcıoğlu misali. Gideceğiniz kurum veya kuruluşa haber vermeden, rastgele bir zamanda yapılan denetimler. Bize göre gerçek ve asıl denetimler bunlardır. Gittiğiniz kurum veya kuruluşun röntgenini, MR’ını çekmeye yönelik olan denetimler. Böyle bir denetim esnasında o birimin sair zamanlardaki her türlü hâl ve hareketlerini, gidişatını bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarmanız çok daha kolay. Beş on dakika içinde o birimin temizliğini, çalışanların hâl ve hareketlerini, gidişatını bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarmanız çok daha kolay. İki üç gün içinde bütün mevzuatını, iç işlerini, eksiklik ve aksaklıklarını ortaya çıkarırsınız.

Ondan sonra da sıra rehberlik yapmaya, yardımcı olmaya, tavsiye ve önerilere gelir. Zaten amaç; birilerini suçüstü yakalamak hafiyelik yapmak mıknatısla kusur aramak, ceberrulluk yapmak değildi. Gördüğünüz, tespit ettiğiniz eksiklik ve aksaklıkları düzeltmek, düzelttirmek idi. Sabırla, kızmadan, kırmadan, rehber olarak yanlışları paylaşır, nasıl olması gerektiğini söylersiniz. Artık amaç gerçekleşmiş, denetim yerini bulmuştur.

Denetlenen birimin bütün çalışanları da her an yeniden böyle bir zamansız denetlenmeye tabi tutulacaklarını bilir ve ona göre davranırlar: Her zaman hazır ve nazır…

Bu zamansız denetimlerin bir de çarşı-pazar için, günlük bürokrasi için tebdil-i kıyafet ile (kıyafet değiştirerek) yapıldığını düşünün… O zaman değme keyfine!.. İşler çok daha güzel olacak. Halka hizmet veren A’dan Z’ye herkes, her kesim kendisine bir çeki düzen verecektir. Örneğin; bir emniyet müdürünün ekibiyle beraber, zamansız ve kıyafet değiştirerek dolmuşlarda kavga sopası„ denetimi yaptığını düşünün. Birçok  şoförün özel olarak yaptırdığı yüzlerce, binlerce kavga sopası, sürücü koltuklarının altından çıkacak ve ibretlik bir manzara oluşturacaktır. (Bendeniz; bu koltuk altına saklanan kavga sopalarına ve levyelere yönelik Ankara’ya bir müracaatımda, ilgililer bana telefon açıp aynen şunları söylemişlerdi: ‟Herhangi bir özel şikâyetin var mı? Sana yapılan bir saldırı oldu mu?„ Ben de kişisel bir darp edilme yaşamadığımı, şikâyetimin genel ve birçok kavgayı önceden önlemeye yönelik olduğunu söylemiştim.) Böyle bir arama-denetim faaliyetinin yapılması için, birilerinin mağdur olması, darp edilmesi mi gerekir? Televizyon ekranlarından sık sık böyle manzaralarla karşılaşmıyor muyuz? İki taksi durağı ve dolmuşçular arasındaki kavgalarda o kavga sopaları anında,  yıldırım hızıyla koltuk altlarından çıkarılıp meydan muharebesinde(!) kullanılmıyor mu? Peki, nereden geliyor bu sopalar?.. Bu ibretlik görüntüler önlenemez mi?.. İlle de birilerinin kaşının-gözünün yarılması mı lazım?..

Yazımızı Nasrettin Hoca’ya atfedilen bir fıkra ile bitirelim: Kalabalık bir aile ortamında Hoca, torunundan bir bardak su ister. Torunu su getirmeye kalkarken Hoca kendisini çağırır ve kulağını hafif çeker, bir de poposunu hafif pataklar.

Durumu anlamayanlardan biri Hocanın bunu neden yaptığını sorunca aldığı cevap ilginçtir:

—Torunum suyu getirirken bardağı kırdıktan sonra yapsaydım bir işe yarar mıydı? Eğitimde şiddete elbet karşıyız. Ama fıkra bu…

Önce tedbir,  sonra takdir… Selam ve dua ile.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu