Köşe Yazıları

Taziyeler Ve Taziye Yemekleri:2

Bundan önceki aynı başlıklı birinci yazımızda taziye sürelerinin 3 günle sınırlı olmasına dair İl Müftülüğünün resmi yazısını da referans alarak, bu uygulamanın genişletilerek benimsenmesinin isabetli olacağına dair görüşlerimizi sizinle paylaşmıştık. Bu yazımızda da son zamanlarda toplumsal bir soruna, bir mahalle baskısına  dönüşmekte olan “Taziye yemekleri„ konusuna değinmek istiyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2019 yılına ait E-83036 sayılı resmi yazıları elimizde. İl Müftülüğünün 04.02.2020 tarih ve 121940 sayılı yazıları da… Yani; işin yetkilisi olmadığımız halde ahkâm kesmiyoruz. Elimizdeki fetva mesabesindeki resmi yazılara dayanarak görüşlerimizi paylaşıyoruz. Konuya ilişkin cevabî yazısında şöyle diyor Diyanet: Özetle: “Kurumumuz; Radyo-Tv. Programlarıyla, konferans- seminer sempozyum- panel vb. platformlarla bunu yerine getirmektedir. Cenaze Âdâbı ve Ahiret Yolcusuna Son Vazifeler isimli hutbemizde sizin ifade ettiğiniz hususlara (taziye süresi- taziye yemekleri) değinilmiş ve bundan  sonra da değinilmeye devam edecektir. İmza Zekeriya Abdülazizoğlu Başkan’a: İrşaad Hizmetleri Daire Başkanı.„

Şimdi gelelim önerimize: Taziye yemeklerinin geçmişteki uygulamalarına bir önceki yazımızda değinmiştik. Komşular ve yakın akrabalar tarafından veriliyordu. Kime?.. Taşradan gelen misafirlere…  Niçin? O sırada üzüntüsü ve acısından dolayı misafirleri yedirecek, içirecek, yatıracak durumda olmayan cenaze sahiplerinin maddî ve manevî yüklerini hafifletmek için… Nerede ? Ya kendi evlerinde ya da ölü evinde… Yerliler, oralılar, konu komşu buna dahil miydi? Değildi. Yemek vaktinde bu misafir ve yerli ayırımı nasıl yapılırdı? Sofra kurulduğunda konu komşu, orada  yaşayanlar kendi istekleriyle kalkar, başka bir köşeye çekilir ve sofrayı misafirlere bırakırlardı. Ya da izin isteyip, başsağlığı dileyerek oradan ayrılırlardı. Hepsi bu ve gayet güzel.

Peki; sonradan ne oldu? Ramazan aylarında düzenlenen “göstermelik iftarlar, şovluk iftarlar, desinler diye verilen iftarlar„ gibi bir “Taziye Yemeği„ çıktı.(Dini açıdan uygun olmadığı, müftülüğün yukarıdaki resmi yazısıyla belirtilmesine rağmen…) Uygulama nasıl oluyor? Vefat edenin hali vakti yerinde olan bir yakını veya tanıdığı, bir yemek firmasına müracaat ederek taziye yerindeki herkese (Dikkat ediniz herkese… Sadece taşradan gelen misafirlere değil, aynı yerde evi olanlara da) yemek veriyor. Yüzlerce kişiye… Binlerce lira tutarında… Şimdi başımızı avuçlarımızın arasına, elimizi vicdanımıza koyarak düşünelim. Sen, hali vakti yerinde olan bir “ölü evi„ idin. Senin taziye yemeği veren, verecek olan “Desinler„ heveslisi kimselerin var ve onlar bu yemeği verdiler, veriyorlar. Ben ise, maddî durumu olmayan, kıtkanaat geçinen, sade, ortadirek bir cenaze sahibiyim. “Desinler„ heveslisi kimselerim de yok. Ancak; etraftaki uygulama nedeniyle fevkalade bir baskı, mahcubiyet ve eziklik içindeyim. Bir yemek veremeyecek durumda olan aile fertlerim, akrabalarım, dost ve arkadaşlarım da öyle… Bizim hâlimiz  ne olacak? İçinde bulunduğumuz acı ve kedere bir de taziye yemeği verememenin ezikliği ve mahcubiyet eklenmedi mi? Eklendi, hem de fazlasıyla.

Şimdi soruyorum: O acı ve keder içinde gidip birilerinden borç harç alarak mı Müftülüğün caiz bulmadığı bu yemeği yedireyim? Yoksa bir bankaya müracaat ederek kredi mi alayım? Faizle… Onların mevcut Taşıt Kredisi, Konut Kredisi, İhtiyaç Kredisi uygulamalarına bir de nevzuhur Taziye Yemeği Kredisi mi ekleteyim?..

Toparlayacak olursak; Diyanet’in ve bağlı birimlerinin caiz görmedikleri bu uygulamaların bir an önce  ortadan kaldırılması toplumsal birlik-beraberlik, huzur ve barışımız için güzel ve yerinde bir uygulama olacaktır. Müftülüklerimizin ve diğer kanaat önderlerimizin destek ve katkılarıyla tabii…  Herkese sağlık, mutluluk, barış ve huzur dolu hayırlı ve uzun ömürler dileklerimizle…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı