Anasayfa / Köşe Yazıları / Şova Dönüşen İftar Yemekleri

Yazar Orhan Samsatlıoğlu

Şova Dönüşen İftar Yemekleri

İnancımıza göre on bir ayın sultanı olan  Ramazan; başı rahmet, ortası mağrifet ve sonu da Cehennem ateşinden kurtuluş demektir. Bunun içindir ki bu sınırlı zaman diliminin inancımızdaki  (sosyal hayatımızdaki) yeri, anlamı ve önemi çok daha farklıdır. Bu ay, müminler için bir “yarış„ ayıdır. Hayır hasenatta yarış…

Bunun bir göstergesi de samimi  Müslümanların yaptıkları“ paylaşmadır  Bu ayda Müslüman; yediklerini, içtiklerini, giydiklerini durumu müsait olmayan diğer din kardeşleriyle paylaşır.

Paylaşmanın gelenekleşmiş bir uygulaması da hiç kuşkususz “iftar yemekleridir.  Ailelerin; iftar için hazırladığı yiyecek ve içecekleri, yakın komşularıyla , mahalledeki yoksullarla (fakir fukaralarla) birlikte paylaşmalarına  dayanan bu güzel gelenek, bu inanca  bağlı uygulama, son yıllarda maalesef aslından ve  özünden çıkarılmakta ve uzaklaştırılmakta… Şöyle ki; Ramazan geldiğinde birçok resmi ve özel kurum ve kuruluşlar, STK’lar, vakıflar, dernekler toplu iftar yemekleri için adeta gizli bir yarışın içine girmekte.

Verilen bu toplu iftarların biraz detayına ve ayrıntısına girelim isterseniz. Bu iftarlar:

*Ya taşrada (başka bir şehirde) yaşayan hemşehrilere

*Ya aynı yöredeki memurlara, bürokratlara, teknokratlara,

*Ya bir işyerindeki çalışanlara verilmekte.

  Bunun için de  günler öncesinden radyoyla , televizyonla, gazetelerle, sosyal medya aracılığıyla duyurular ve davetler yapılmakta. Öyle ki bu duyuru ve davetler de çoğu kez maalesef bir reklam niteliğine dönüşmekte. Ondan sonra da kameralar önünde, yazılı ve görsel basının takip ve izlemesi eşliğinde gerçekleşmekte. Derken gösterişin, şatafatın, lüksün, reklamın ve desinlerin hakim olduğu bir  ortam… Tabiri caizse bir çeşit şov…

  Oysa Yüce Kitabımızda, dini inancımızda, yapılan hayır ve hasenatların, infak ve sadakaların gösterişten, başa kakmadan, incitmelerden uzak olması önemle vurgulanmaktadır. Aksi halde bu gibi eylemlerin boşuna olacağı bildirilmektedir. Öyle ki;“Sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmamalıdır. Evet; bu gibi  hayır- hasenatları gizleyerek, karşınızdakinin gururunu kırmadan, övünmeden yapacağız. Sadece  Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla… İyilik yapıp denize atacağız. Balık bilmezse, Halik bilecektir inşallah!..

Eğer senin amacın:

*Başka bir şehirde yaşayan hemşehrilerini bir araya getirmek, görüştürmek,  tanıştırmaksa

*Aynı yöredeki memur, bürokrat, teknokratları toplayıp kucaklaştırmaksa,

*İş yerindeki bütün çalışanları aynı ortamda bir araya getirmekse bunu Ramazan ayı dışında,

   Başka bir zaman ve zeminde de yapabilirsin.

   Allah’ın  günleri, haftaları, ayları gayet çok… İstemediğin kadar…  Ha, eğer  Ramazan  

  ayının feyiz ve bereketinden, rahmet ve mağfiretinden yararlanmak istiyorsan şova 

  dönüşen  iftarları değil, gerçekten yoksul, fakir, fukaralardan oluşan iftarlar   düzenleyeceksin. Gösterişten, şatafattan, lüksten, reklamlardan, desinlerden uzak, gerçek

 İftarlar…

  Bakınız, ceddimiz Osmanlı döneminde bir de şöyle güzel ve mübarek bir uygulama vardı: Ramazan geldiğinde mahalle bakkalarının borç defterlerini(zimem  defterlerini)  satın almak … Diyelim ki siz, resmi veya özel  bir kurum veya kuruluşsunuz. Mahallenizdeki bakkala gidiyor  ve içinde onlarca ailenin borçlarının bulunduğu borç defterinin tamamını hesaplayıp bakkaldan satın alıyorsunuz. Farz edelim ki o defterde mahalleli  kırk ailenin  borçları var. O kırk ailenin haberi olmadan bütün borçlarını siliyor ve sıfırlıyorsunuz. Kırk ailenin  her birinde ortalama dörder kişi yaşıyorsa,  toplamda yüz altmış kişinin borçlarını sıfırlayarak güzel bir hayıra imza atıyorsunuz.Duyurusuz, reklamsız, gösterişisiz ve desinlerden uzak… Kimseyi incitmeden, kimsenin başına kakmadan… Şimdi sormak lazım: Acaba şova dönüştürülen  o iftar yemekleri mi yoksa sırf Allah rızası için yapılan Borç Defterini Satın Almak mı ? Bize göre;“ sağ elin verdiğinden sol elin haberdar olmaması„ şova dönüştürülen iftarlarla değil , mahalle bakkallarının Borç Defterlerini satın almakla  gerçekleştirilebilir. Keşke Diyanet Teşkilatı da merkez ve taşra birimleriyle bu yönde telkin ve tavsiyelerde, önerilerde bulunsa, bulunabilse!.. Ne kadar iyi olurdu!..

Bu Habere de Bakın

Müslümanların Derdiyle Dertlenmeyen Onlardan Değildir

Zalimin sesi mazlumdan, haksızın sesi haklıdan çok çıkıyor. Böyle bir duruma din, dil, ırk ayrımı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir