Köşe Yazıları

 Sivil Toplum Ve Modernizm

Sivil toplumu, genelde “sivil yönetimin“ hakim olduğu toplum olarak tanımlarsak bugün ki modern toplumda bu yönetim şeklini besleyen sosyal, siyasal ve ekonomik açıdan çok sayıda kaynaktan söz edilebilir.

Yaşadığımız bugün ki dünyada ,bu kavramların başlıcalarını ” küreselleşme” “postmodernizm” “ çok kültürlülük” “Çoğulcu kamusal alan” şeklinde zikredebiliriz.Bunların her biri sivil toplumla değişik biçimlerde ilişkilendirilebilir. Son günlerde terörizm ve finans kaynakları ile mücadele için çıkarılan ve önemli bir boyutuyla da sivil toplumu ilgilendiren yasayı da bu çerçeve de değerlendirebiliriz. Yani yerel, ulusal, milli bir sorun aynı zamanda uluslar arası ve küresel bir ölçekte iletişim ve ilişki ağı ile birbirine bağımlı hale gelmiş durumdadır.

Küreselleşme bir taraftan yaslandığı siyasal düşünce bakımından bir taraftan da dünya düzeyinde yaydığı sosyal ve siyasal dinamikler itibari ile sivil toplumu besleyen bir süreçtir.

Ekonomik,  sosyolojik ve siyasal alanda gelişen ulus ötesi kurumlar (küresel ekonomik firmalar,  uluslar arası siyasal kuruluşlar, her türlü uluslar arası NGO’lar vs.) Bir ulusun şeması altında yer alan devletin üzerine çıkan üst katmanlar haline gelmekte dolayısıyla devleti, toplumun lehine sınırlandırmaktadır.(Ömer Çaha,  sayfa 53) Bu değerlendirmenin bir ölümüne katılmakla beraber isabetli ve yegane doğru görmek bugün ki dünya gerçekleriyle çelişmektedir. Bugün dünyayı yöneten küresel güçler insan hakları, özgürlük, demokrasi, hukuk gibi insanlığın en kadim değerlerini nasıl ki emperyal güçlerine alet edebiliyorlarsa bu değerler kadar önemli ve değerli olan sivil toplumu da istismar ediyorlar. ABD de tek bir silah şirketinin cirosu ile dünyada ki bütün açlıktan ölen insanların önüne geçebileceğini düşünüldüğünde, küresel güçlerin sivil toplumu ne kadar sahici ve samimi sahiplendikleri sonucuna varılabilir. Sadece Bill Gates vakfına bakıldığında bile ekonomik, siyasi ve hukuk alanında olduğu gibi sivil toplum alanında da ciddi bir sömürü ve istismarı görmek mümkündür.

Postmodernizmin sivil topluma temel katkısı tek hakikatli modernizim projesine karşı geliştirmiş olduğu çok hakikatlilik anlayışında görülmektedir. Tek boyutlu teorik kurgunun  yerine grupsal ve toplumsal deneyimi geçiren posmodernizim, bu yönüyle değişik tarihsel arka planları ve deneyimlere sahip olan sosyal varlıkları meşrulaştırıcı bir işlev görmektedir.

Posmodernizmin bu anlamda en fazla stratejik destek sağladığı kesim dini gruplar ve bunların hakikat iddialarıdır. Kıta Avrupa’sında neşet eden pozitivizm eksenli modernite anlayışı aklı esas aldığı ve bunun dışında kalan hakikatleri reddettiği için, din eksenli hakikat anlayışı uzun zaman modernite literatüründe bir meşruiyete sahip olamadı. Bugün modern toplumlarda din ve dini gruplar Sivil toplumun en önemli unsurlarının başında yer almaktadır. Hatta Amerikan modelinde sivil toplum neredeyse bütünüyle dini gruplarla özdeşleşmiş durumdadır bu bakımdan Amerika’nın liberal düşünürü Michael Novak , yerinde bir gözlemle “Amerika sivil toplum, sivil toplumda dini gruplar demektir” der.

Posmodernizm gibi sivil toplumu besleyen kavramsallaştırmalardan biri de çok kültürlülük tartışmaları etrafında gelişmektedir. Çok kültürlülük  tartışmaları modern ulus devletin,homojenleştirdiği tek tip birey anlayışını aşındırarak farklı kültürlerden ve aidiyetlerden beslenen kimlikler geliştirmeye çalışmaktadır. Bu yaklaşım bireyin devletle olan ilişkisini kimliksiz vatandaşlık temelinden alarak kimlik yüklü bir ilişki temeline kaydırmaya çalışmaktadır.

Sivil toplum kavramı ile ilişkili diğer bir tartışma konusu da özel kamusal alan arasındaki ayrışmada karşımıza çıkmaktadır.

Sivil toplumun gelişmesi her şeyden önce özel alandan bağımsız kamusal bir alanın gelişmesine bağlıdır. Locke’a göre bireyler ilk aşamada kendi aralarında sözleşme yaparak toplumu inşa etmekte(Sivil toplum) ardından ikinci bir sözleşme daha yaparak yönetimi (Devleti) ortaya çıkarmaktadır. İkisi de ailenin dışındaki kamusal alanda gelişmektedir.

Değişik aidiyetler temelinden hareketle kamusal alanda var olma çabası beraberinde “çoğulcu kamusal alan“ya da “sivil kamusal alan“ tartışmalarını getirmiştir her ikisi de esasen farklılaşan bir kamusal alana dolayısıyla toplumsal ve Siyasal alana işaret etmektedir.

Sivil toplum kavramı söz konusu olduğunda üzerinde durulan hususlardan biri de sosyal grupların rolüdür. Hatta bazen sivil toplum, sosyal gruplarla özdeşleşen bir kavram olarak kullanılabilmektedir. Özellikle sivil toplumu bireyle Devlet arasındaki ana mekanizma olarak kabul eden anlayışlar büyük ölçüde bunun üzerine bina edilmektedir. 1960 sonrası dönemde Avrupa’da ortaya çıkan dinanizmin itici gücü sosyal gruplardı. Bu sosyal gruplar demokratik sistemi, bugünkü tartışma konusu edilen çok kültürlülük, alternatif yaşam biçimi, aktif katılım, aykırı kimlikler gibi değişik konular etrafında esnetme yoluna gitmişlerdi. Sivil toplum kavramını Siyaset bilimi literatüründe popüler hale getiren, hattı zatında bu tür sosyal gruplardı. Bunlardan dolayı sivil toplum kavramı uzun zaman sosyal gruplarla özdeş olarak kabul edildi, bugün de yaygın biçimde kabul edilmektedir.

Sivil toplumu sadece resmi ya da gayri resmi sosyal gruplarla sınırlı tutmak toplumsal ve siyasal sistemin tümünü göz ardı etmemize yol açar.

Selametle…

Allah’a emanet olunuz…

 

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu