Köşe Yazıları

Şivenizi sevsinler

Her yörenin kendine has şivesi var. İstanbul’da bile ‘İstanbul Türkçesi’ kullanan sayısı çok az. İnsanların nereli olduğunu sormak yerine, bir iki kelam etmesini beklemek yeterli geliyor. Bir iki cümle konuştuğunda “Bu Siirtli, bu Bitlisli, bu Vanlı, bu Adıyamanlı, bu Urfalı, bu Antepli, bu Malatyalı, bu İzmirli, bu Zonguldaklı.” diyebilirsin. Tahminin yüzde yüz tutmazsa bile yüzde 90’larda gezer durursun.

Bazı şiveler hızlıdır. Şiveyi telaffuz edenler o kadar hızlı konuşur ki, ne dediğini anlamazsın. Bazısı –neredeyse- her kelimenin sonunu yutar, bazısı kelimeleri uzatır, bazı harfleri bastıran bulunur, bazı harfleri ‘olması gerekenin dışında’ telaffuz edenler bulunur. Her şiveyi, sadece o yörede yaşayanlar “kusursuz” bir şekilde anlar, diğerlerinin tamamına yakını neredeyse hiç anlamaz ya da çat pat anlayarak, kelimeleri cümleye dönüştürebilir.

İstanbul Türkçesinin bir güzelliği var; belagati, ifade biçimi, akıcılığı, yumuşaklığı, anlaşılır olması, kırılmadan, eğilmeden, bükülmeden ve hiçbir zorlamaya gerek duymadan konuşulması çok güzel ama resmi…

İstanbul Türkçesinin bütün güzelliği bir yana, resmi olması bir yanadır. Resmilik soğukluk getiriyor mu, doğrusu bilmiyorum ama resmi olması bile “soğuk” durması için yeterli sebeptir.

Şivenin her tarafı elinde kalabilir ama samimidir.

Şive, çoğunlukla anlaşılmaz. Bazı kelimeleri ilk kez duyuyormuşsun gibi gelir. Bazı kelimeleri yanlış yerde kullanılıyor intibaı uyanır. Kelime dağarcığının az olduğunu düşünürsün. Kendini ifade etmekte zorlandığını sanırsın. Kelimelerden veya harflerden tasarruf ettiğini sanırsın ama değil.

Şive, bir samimiyettir.

Küçük yerde, bir arada yaşayan insanların az şey söyleyerek, çok şey anlatmasının yoludur belki de…

Aslında şivelere pek dikkat eden birisi değilim.

Şivelere anlam yükleyen bir yönüm de yok.

Her kelimenin kendi yöresel ağzıyla karşılığının ne olduğunun listesini tutan meraklı şiveseverlerden de değilim.

Konuşmamda şive çok belirgin, hem de oldukça belirgin. Ne kadar zorlasam da, ne kadar İstanbul Türkçesini telaffuz etmeye kalksam da 10 kelimeden 5’inde şive kendisini ön plana çıkarır. Hele hele gırtlakla söylenen kelimelere denk geldiğinde bunu aşman mümkün değil.

Önceki gün “memleket peyniri” özledik. İstanbul’da benzerlerini, hatta çok daha iyilerini, çok daha çeşitlilerini buluyoruz ama memleket peyniri, memleket pekmezi, memleket balı, memleket üzümü.. gibi bazı lezzetlerden vazgeçemiyoruz.

Daha önce alışveriş ettiğim bir dükkânı aradım. Selam, kelam faslını geçtikten sonra peynir, üzüm, pekmez gibi ihtiyaçlarımı sıraladım. Fiyatını çıkardı, IBAN’ını aldım. Kargoyla göndermek üzere anlaştık. Bu arada epey de muhabbet etmiş olduk.

İşte o an farkına vardım ki, aslında şive, sadece bir yöreye ait konuşma tarzı değil, o yörenin dildeki imzası değil, o yörenin kaynaşma biçimiymiş de…

İstanbul’da “şivesini belirtmeden” konuşmaya çalışan herkesi şivesi ele verir. Beni de ele verir. Hatta beni belki de diğerlerinden çok daha fazla ele verir. Bu iyi midir, kötü müdür bilemem ama insanın kendisi gibi olması, olduğu gibi görünmesi, olduğu gibi anlaşılması gibisi yok.

Rol yapmaya gerek duymuyorsun. Kendini zorlamıyorsun. Sıkılmıyorsun. Olduğundan farklı görünmek için kırk takla atmıyorsun. Olduğu gibi, dümdüz oluyorsun. Bu güzel ama bunu “avam” bulanlar nedeniyle konuşmaktan çekinen, bir köşeye sinen, ağzını açmayan veya iki arada bir derede konuşmaya çalışanlar var.

Hâlbuki şiveli konuşan değil, şivesini gizlemeye çalışan çok daha fazla sırıtıyor.

Peynirci hemşerimle telefonda konuşurken fark ettiğim “samimiyeti” özlediğimi de anladım. Bunu telefondaki esnaf hemşerime de söylediğimde “Abi hele sen buraya bi gel, daha ne muhabbetler yaparız” dedi.

Tıpkı akrabalık bağı gibi dil bağı da nasıl gerçekse, şive bağı da samimiyet açısından o kadar gerçektir.

Her gün karşılaştığımız tanıdıklarımızla yaptığımız hasbihalin içinde ne kadar hakkaniyet, ne kadar doğruluk, ne kadar gerçeklilik, ne kadar sıcaklık veya ne kadar riyakârlık, ne kadar yalan, ne kadar dalavere.. olursa olsun, ‘samimiyet’ şivede saklıdır; dinlemesini bilene verilen en büyük ipucudur.

Peynirci hemşerime dediğimi, tüm yurda söylüyorum; şivenizi sevsinler!

 

 

Etiketler

Naif Karabatak

Naif Karabatak

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı