Anasayfa / Köşe Yazıları / Simit, Kahke, Külünçe

Yazar Orhan Samsatlıoğlu

Simit, Kahke, Külünçe

Biraz Nostalji:

Tahminen bir metre uzunluğunda, yarım metre genişliğinde ve dört beş parmak derinliğinde kalın tenekeden yapılmış bir tabla. Delinen dört köşesinden geçirilen fitil  şeklinde ipler. Yarısı külünçe, yarısı da kahke ile dolu. Külünçeler; bisküitten biraz daha uzun ve ondan daha da kalınca. Her iki yüzü iyice kızartılmış. Tatlı bir kızarmışlık. Ağzınıza aldığınızda kıtır, çıtır çıtır sesler çıkarıyor. Gayet gevrek ve bir o kadar lezzetli.

Urfa’ya özgü bir kahvaltılık olduğu söylenirdi. Hatta ismini de aynı isimle bilinen bir köyünden aldığını söyleyenler de olurdu. Sözcük anlamı da “işlenmemiş altın„ demekmiş. Urfalılar, bizden farklı olarak bayramlarda da yaparlarmış. (Bizdeki bayram kıloru gibi…)

Tablanın yarısı da kahke ile doldurulurdu. Kahke de gevrekliği bakımından külünçeye benzerdi. Ancak, şekil olarak yuvarlaktı. Üst yüzü de yumurta ve diğer maddelerle renklendirilip süslenirdi. Fiyatı da külünçe ile simit arası bir şeydi. Külünçe kırk kuruş, simit yirmi beş kuruş idiyse kahke de otuz beş kuruş filandı…

Fırındaki tezgâhta duran tablasına kahke ve külünçlerini özenle dizip yerleştirdi. Çıraklardan birinin yardımıyla tablasını kaldırdı. Fitil şeklindeki birbirine bağlı iplerini başından geçirdi. Göğüs hizasındaki dolu tablası artık hazırdı. “Allah’aısmarladık usta!„ diyerek dışarı çıktı.

On yedi, on sekiz yaşlarındaydı. Zayıf,  sıska, ince uzun boyluydu. Ufacık, çukurlarının içine adeta gizlenmiş gibi gözlerini sık sık kırpardı. Belki de gözlerinde bir tik vardı… Sol kolu sakattı. Nerede, ne zaman, nasıl sakat kaldığını ne biz sorardık ne de o söylerdi. Bu engelli durumundan olacak herkes ona “Kollo„ derdi. Yöresel şivede “kollo„, bir kolu engelli olan demekti. Bunun için olacak, hiç kimse adını kullanmaz; hep “kollo„ lakabıyla çağırırlardı.

Şehrin simit, kahke, külünçe satan üç dört gencinden biriydi. Külünçe satanların da tek birincisi… Zira, onun dışındakiler sadece simit satar, külünçe bulundurmazlardı. Kahvaltılıklarını hep birlikte aynı fırından alır, farklı farklı mahallelere dağılırlardı. Sabah namazından sonra bütün cadde ve sokakları dolaşır, ekmek paralarını çıkarmaya çalışırlardı. O saatlerde insanlar, bu sevimli satıcıların seslerine hep alışkınlardı:

― Simiitt!.. Simitçiii!.. Taze simiiitt!.. Yeni çıktı fırından, yağı damlıyor burnundan!.. Bu slogan, simitçiye aitti. Onunsa daha değişik bir sesi ve nağmesi vardı. İnce sesi, kulaklara hoş bir şarkı gibi gelirdi:

― Kahke geldi ! Kahkeci geldiii! Külünçe vaarr!.. Külünçee!.. Elini yakmazsa para yoook!.. Haydii!.. Külünçe geldi!..

Her birinin çayın yanında ayrı birer tadı ve yeri vardı. Genelde simit, diğerlerinden daha çok tüketilse de  kahkenin ve külünçenin de kendine has müşterileri ve tiryakileri olurdu. Kırk beşer dakika veya birer saat ara ile aynı sokaktan aynı sloganlarla, aynı nağmelerle geçişlerine alışmıştık. Artık onları seslerinden tanıyorduk. Sanki üçünün, dördünün geçtiğinden emin olmayı bekler gibi bir alışkanlığımız vardı. Hangisinin geçmediğini, işitmediğimiz sesinden ve nağmesinden anlar ve merak ederdik.

O gençler; mahallemizin, cadde ve sokaklarımızın ücretsiz birer şarkıcısı, türkücüsü olarak yıllarca çay sofralarımıza katık satarak bize hizmet ettiler, bizi beslediler… Hafızalarımızda unutulmaz tatlı hatıralar bırakarak… Allah kendilerinden razı olsun. Mekânları cennet olsun… Onları unutmak ne mümkün?..

Bu Habere de Bakın

VATAN NEDİR BİLİR MİSİN?

(BARIŞ PINARI HAREKATI) Yaşadığın toprakların ıstırabını avuçlarında hissetmeyen hiçbir kimse yoktur ki, ellerini semanın göğsüne …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir