Köşe Yazıları

Şehrin Tek Motosikleti

(Biraz Nostalji)

Şehrin tek motosikletiydi onunkisi. Başka motosiklet yoktu. Aynı durum özel otomobiller için de geçerliydi. Otomobil sayısı da bir ikiyi geçmezdi. En dikkat çekeni de valinin makam arabasıydı. Onun dışındaki araçların başında jipler gelirdi. Sümerbank Meydanındaki Kale’lerin ardiyesinde dört beş tanesi gün boyu yan yana sıralanır ve Kâhta’ya, Gölbaşı’na müşteri götürüp getirirlerdi. Bunların yanında tek bir tane de pikap vardı. O da Lobut Usta’nındı. Şehrin en dikkatli ve hiç trafik kazası yapmayan meşhur şoförü…

İstese motosikleti bırakıp en pahalısından bir taksi alabilirdi. Ancak o, motosiklet meraklısıydı. Bahar ve yaz aylarında motosikletle caddeleri dolaşmak, Kâhta’ya ve köylerine gidip gelmek onun için ayrı bir keyif ve zevk kaynağıydı. Öğlenden sonra, avlunun bir kenarında duran motorunu kontrol eder; yağına, benzinine bakar ve temizliğini yapardı. Motorun her yeri pırıl pırıldı. Temizlik malzemelerini alır ve en ince detaylarına kadar her yerini bizzat kendi elleriyle temizlerdi. Jantları, jant tellerinin aralarını, çamurlukların iç kısmını mutlaka elden geçirir ve parlatana kadar silerdi.

Caddeye açılan cümle kapısından çıkardıktan sonra çalıştırırdı. Hemen binmez, bir süre sesini dinlerdi. Motorun sesinden büyük bir keyif alırdı. Sese konsantre olup keyif bulunca biner ve sürmeye başlardı. Önce, Sümer Meydanı’nda kısa bir tur attıktan sonra Eskisaray’a doğru giderdi. Eskisaray Camii’ne gidiş-gelişi demek, motorun ısınması ve hareket kıvamını bulması demeti. Artık eski cezaevine, Atatürk İlkokulu’na, eski Hükümet Binasına, YSE Müdürlüğüne, Kayalık Mahallesi’ne gidip gelmenin zamanı gelmiş demekti.

Her bir caddeden yavaş yavaş geçer, dost ve arkadaşı olan esnafın işyerinin önünde bir mola verirdi. Motoru kaldırımın kenarına çeker, iskemlelere oturup çay sohbeti yapanların arasına karışırdı. Beş on dakikalık bir muhabetten sonra izin isteyip turlarına devam ederdi. En fazla mola verdiği yerlerin başında Sarıkaya’ların Binbir Çeşit Mağazası gelirdi. Buraya geldiğinde motoru kaldırıma çıkarır ve kaldırımda muhabbet eden grupla uzun bir zaman geçirirdi. Buranın ayrı bir özelliği ve keyif verici güzelliği vardı. Siyaset burada konuşulur, hükûmetler burada kurulur ve burada bozulurdu. Can İzzet’e Toros İmam’a burada takılır, kızdırılır ve küfürler ettirilirdi “Sana da lekkom! Ona da lekkom!..Bize de mi lolo?„ gibi alışılmış argoların bini pir paraya idi bu kaldırımda… Uzunca bir çay-kahve muhabbetinin ardından yeniden motoruna biner ve turlarına ağır ağır devam ederdi.

Şehrin hemen bütün esnafı, motosikletin o uyumlu ve dinlendirici, güzel sesine alışkındı. Kulağa bir melodi gibi gelir ve yavaş yavaş uzaklaşırdı. Dinlendiren, rahatlatan, sessizlik ve sükûnet veren bir melodi…

Son zamanlarda onun yanına bir de Kuyumcu Mustafa’nın oğlu Vedat’ın motoru da eklenince, şehirdeki motosiklet sayısı ikiye çıkmıştı. Artık şehir içi turları bu ikili ile gerçekleştiriliyordu. Kaldırımlara çıkıp esnafla yapılan muhabbetlerin yanına, belli yerlerde durup sadece motor muhabbeti yapmak da eklenmişti. Bu muhabbetlerde herkes kendi motorunun özellik ve güzelliğini büyük bir keyifle anlatırdı. Bazen berberler, terziler ve diğer esnaftan motor meraklısı gençler de yanlarına gelir, muhabbetlerine katılırlardı.

Bu motor turları, kaldırımlarda park edip yapılan muhabbetler, uzun zaman zevkle ve büyük bir ilgiyle sürüp gitti. Öyle ki“motosiklet„ denince akla sadece “Fehmi Gürsoy ve Vedat„ gelirdi. Radyocu Zeki Usta’nın, bisiklet tamircisi Mehmet Ustanın motosikletleri, kafileye daha sonraları katılanlardır. Yakın zamanlara, özel arabaların yaygınlaştığı günlere kadar… O motosikletler ve güzellikleri hâlâ gözümüzün önünde, o dinlendirici sesleri hâlâ kulağımızda… Onları ve o güzel insanları unutmak ne mümkün… Vefat edenlere rahmet, yaşayanlara hayırlı uzun ömürler diliyoruz.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı