Köşe Yazıları

Şehir Üzerine Hasbihal…

Büyümeyi salt kişi sayısı ve artan betonlaşmadan ibaret sayan şehirler için bu kaçınılmaz bir sondur.

Siz büyüdüğünüzü sanırsınız ama gerçek hiçte sizin sandığınız gibi değildir.

Betonlar arasına hapsetmeye çalıştığınız insanlar sizin küçüldüğünüzü iddia eder.

Ve siz gerçekten de küçüksünüzdür.

Şehre üniversite kurarsınız, AVM açtırırsınız ama insanlarınızın hoşça vakit geçireceği mekânları yapmaktan kendinizi uzak tutarsınız.

Hafta sonları şehir dışına kaçmak isteyen hemşerilerinize engel olamazsınız.

20 yıl öncesinde diğer illerde olan bir şeyi kendi ilinizde açmaya çalışmanızda buna engel olamaz.

Gerçekçi yatırımlarla, zamana ayak uyduran mekân ve etkinlikler ile ancak size ait olanı sizde tutabilirsiniz.

Aslına bakarsanız konu çok derin.

Birçok konu başlığını içeriyor kendi içinde.

Mezopotamya’nın kadim şehri kendi hemşerilerini kendi şehrinde tutamıyor.

Günübirlik şehir dışı kaçamaklar gün geliyor temelli olmaya başlıyor.

Çünkü sahip oldukları ile şehir, yetmiyor zamanın yurttaşlarına.

***

Bilenler bilir, çarşıya çıktığınızda eski 56 evlerin oradan başlarsınız ve Mimar Sinan Parkı bitiminde bulunan reklam tabelasına kadar yürüdüğünüzde  “çarşı bitti” ibaresini okuduğunuzda çarşı turunuzun bittiğini anlardınız.

Sanki ileride başka bir şey yok, “ben sizin yerinize gittim baktım” der gibi bir uyarı işaretidir bu.

Toplam 20 dakika sürer bu yürüyüş.

20 dakika boyunca yolun karşı şeridine geçmeden şehir turunuzun bittiğini anladığınız an arkadaşınızdan gelen bir soruya muhatap bulursunuz kendinizi. “Şimdi ne yapalım?” diye soru soran arkadaşınıza vermiş olduğunuz cevap “ne var ki ne yapalım” olur ve eve gitme zamanınızın geldiğini fark edersiniz.

Yıllarda geçse, yerel yöneticiler de değişse şehrin değişmeyen kaderidir bu.

Düşünün kaldırım bile değiştirme ihtiyacı hissetmeyen insan topluluklarına dönüşmüş durumdayız.

Karşı kaldırımda sizi oraya çekecek hiçbir şey yok.

Dar kaldırımda birbirimize çarpa çarpa yürümeye devam ediyoruz.

Bu öyle bir alışkanlık ki kimse kimseden rahatsız olmaz.

Çünkü herkes bilir ki sorumlusu kaldırımların dar oluşudur.

Kaldırımların yetmiyor oluşudur.

***

Kayıp Sular

Bir zamanlar şehrin merkezi camilerinde akıp giden sular vardı.

Şuan Eskisaray Cami’sinde akan sular gibi.

Ulu Camii’nde de vardı aynı sudan.

Ve sağlık ocağı caddesinde de.

Eskilere kalırsa daha fazlası varmış.

Ancak bizler o suları beton ile kapatmışız, ya da kurutmuşuz.

Susuzluktan kıvranan şehrimiz için park ve bahçe sulamasında ya da şehrin merkezine büyük bir havuzu doldurmaya yetecek kadar fazla olan bu suyun kıymetine neden bilemedik.

Suyu kurutmanın ya da yok etmenin faydası daha mı çoktu?

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu