Köşe Yazıları

Seçime bir kala

Seçime bir kala

 

Belki başka ülkede yaşasaydım, siyaseti sevmediğim için kafam rahat, huzurum da yerinde olurdu. Ama Türkiye’de siyaseti sevseniz de, sevmeseniz de ucundan kıyısından siyasetle hemhal olmanız gerekiyor.

Doğrusu siyaseti hiç sevmedim.

Ama sevdiğim siyasetçiler oldu, halen de siyaseti bir hizmet olarak yapmak için didinip duran güzel insanlarımız var.

Elbette siyaseti sırf kendi çıkarı için, sakat ideolojisi için veya “birilerinin dayatmasıyla” yapanlar da var.

Ama zaten bunu herkes biliyor.

Kimin nerede siyaset yaptığını, neden siyasette rol aldığını, hangi aktörlerle birlikte çalıştığını, yönetmenini, yapımcısını, senaristini herkes biliyor.

Artık bazı şeyler gizli kapaklı yapılmıyor.

Dünya çok küçük oldu, teknoloji hem uzağı yakın ediyor hem de dünyanın bir diğer ucunda öksüreni anında duyabiliyoruz.

Ama sanal âlem, aynı zamanda bilgi kirliğini de beraberinde getiriyor.

Yine sanal âlem nefreti körüklüyor.

Çok yakın dostlukları bozuyor, hısım akraba arasına giren paylaşımlar, ilişkileri zedeliyor.

Birileri unvan alsın, birileri gücüne güç katsın, birileri yeni yeni payeler biriktirsin veya birileri hesap cüzdanını şişirsin diye bizler bir birimizi kırabiliyoruz.

Siyaset, politik anlamda kirlenmiş.

Sadece bizde değil, dünyanın her yerinde politikacılar alavere dalavere yaparak işi götürüyor.

Bazen en güvendiklerimiz bunu yapıyor, bazen de zaten beklediklerimiz.

Bu açıdan bakınca sütten çıkmış ak kaşığı bulmak çok da kolay olmuyor.

İşte bunlar, gönlümüzde yatan aslanlar oluyor.

Hangi partili olursak olalım, hangi siyasi anlayışa sahip olursak olalım, hangi görüşü benimsersek benimseyelim, hatta hangi inanca veya mezhebe sahip olursak olalım, mutlaka gönlümüzden geçen siyasetçiler var. Bunların bazıları gerçekten güzel adam, bazıları da her türlü iğrençlikle adı anılır olmuş. Bazıları öldürme üzerine siyaset yapar, bazıları yakma, yıkma, bozma üzerine, bazıları da yapma ve daha iyi yaşatma üzerine…

Bütün bunlar sadece bizde yok, dünyanın dört bir yanında var ve aslında diğer bütün mesleklerde olduğu gibi, siyasette de arayış, işte bu güzelliktir.

Ama bazen güzelliği görmemiz engellenir.

Önyargılarımız vardır…

İnadımız vardır…

Saplantı haline gelen ideolojilerimiz vardır…

Menfaatimiz engeldir.

Çıkarımız için bazı şeyleri görmemeye başlarız.

Beklentilerimiz bizi farklı yerlere sürükler ve bunu kendimize bile söyleyemeyiz.

Kinimiz vardır, nefretimiz vardır, gıcığımız vardır, sevgimiz vardır, aşkımız vardır…

Yani tercihlerimizi belirleyen her zaman sevdamız değildir, dikte edilen de vardır, kendi kendimizi kandırdıklarımız da vardır.

Ama en güzeli, insanların kendi hür iradeleriyle bir tercih yapmasıdır.

Kötüyü tercih ediyorsa “ben kötüyüm, kötülük istiyorum” diyebilmelidir. Bunu en azından kendisine söyleyebilmelidir.

Bir terör partisini desteklerken “ben sevgi doluyum, barış doluyum, aşk doluyum” gibi saçmalıklarla kimseyi kandıramayacağını bilmesi lazım. Belki kanan olur ama aynaya baktığında “ben terörü savunuyorum, benim savunduklarım teröristtir” diyecek yüreğe sahip olmalı.

Ya da hırsız için bu böyle…

Belki de başka kötü huyu olan, kötü yolu seçenler için bu böyledir.

Yani tercih ettiğimizi, başkasına değil, öncelikle kendimize doğru ve dürüst şekilde söylememiz ve bunu söylerken de yüzümüzün kızarmamasına dikkat etmemiz lazım.

Şunu da unutmamak lazım, aradığınız siyasi parti veya siyasetçi dört dörtlük olmaz. Hiç birisi olmaz. Henüz dört dörtlük siyasetçi dünyaya teşrif etmedi. Edenleri de dört dörtlük olmaması/kalmaması için ne uğraşlar verdik, en iyi biz biliriz.

Çünkü hiçbirimiz dört dörtlük değiliz ve bunu bile aynaya bakarken yüreklice söyleyemiyoruz.

Hatasıyla, sevabıyla ama en çok da kendi isteğimizle, kendi irademizle ve kendi sevgimizle bir partiyi, bir siyasiyi veya bir anlayışı desteklesek her şey çok daha başka olacak.

Ama bizim kaygılarımız, bizim korkularımız, bizim beklentilerimiz işin rengini değiştiriyor bir de dayatılıyoruz, özgür olduğumuzu haykırırken!

Seçime bir kaldı…

Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da dört dörtlük olmadığını bilerek, hatasıyla, sevabıyla ama illa da kendi isteğimle oyumu kullanacağım.

Daha iyisi çıkana kadar sevdiğim lidere ve sevdiğim partiye oy vereceğim; daha iyisi çıktığında tercihimi gözden geçirebilirim.

Ama asla bir inat, bir dayatma veya başka bir gerekçe, özgür tercihimi değiştiremez, asla değiştiremez…

Emin olduğum da işte budur…

 

 

 

 

 

 

 

 

Naif Karabatak

Naif Karabatak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu