Anasayfa / Köşe Yazıları / Say ki sayılasın:2

Yazar Adıyaman Güne Bakış Gazetesi

Say ki sayılasın:2

(Anaya, babaya saygı)

Bundan önceki yazımızda “saygı”nın genel anlamı ve çerçevesi üzerinde durmuş, bazı saygı çeşitlerini sizlerle paylaşmıştık. Bu yazımızda da biraz özele inerek anaya-babaya saygıdan bahsetmek istiyorum.

Bilindiği gibi ana ve babalarımız, dünyaya gelmemize vesile olan büyüklerimizdir. Bebeklikten alıp ev-bark , iş-güç sahibi olmamıza kadar bizim için çırpınıp didinen, ondan sonrada hayatımızın ve hayatlarının sonuna kadar üzerimize eğilip titreyen koruyucularımızdır. Yaşımız kaç olursa olsun, toplumdaki statümüz ne olursa olsun, bütün maddi ve manevi imkanlarını bizim için seferber eden önderlerimiz,rehberlerimizdir. Yemeyip yediren, içmeyip içiren, uyumayıp uyutan en kıymetli varlıklarımız onlardır. Onun içindir ki Yüce Rabbimiz, cenneti anaların ayaklarının altına sermiş, babanın evlatlarına yapacağı duaya ayrı bir anlam ve önem atfetmiştir.

Hal ve gerçek bu iken, son dönemlerde bu iki kutsal varlığa ( ana ve babaya) karşı olan sevgi, saygı, görev ve sorumluluklarda maalesef gittikçe artan bir eksilme, azalma ve yanlışlıklarla karşılaşmaktayız. Örneğin; gün geçmiyor ki yazılı ve görsel basında ana ve babaya karşı yapılan saygısızlık, sorumsuzluk, hakaret, fiziksel şiddet ve hatta cinayet haberleri ile karşılaşmayalım… Bunlar öyle örnekler ki insanın içini yakan, aklının almadığı, inanmak istemediği türden. Ana veya babasından istediği parayı alamadığı için, arzu ettiği taşınır veya taşınmazı istediği miktar ve zamanda alamadığı için, onların sağken yaptıkları miras bölüşünü beğenmedikleri için onlara karşı gelen, fiziki şiddetle yetinmeyip acımasızca katledecek kadar gözü dönmüş, çılgın evlatlar… Ana katili, baba katili evlatlar…

Ne kadar acı, ne kadar hazin bir durum değil mi? Bir evladın üç kuruşluk dünya menfati için anasını veya babasını öldürmesi, öldürebilmesi… Dinimizde, kültürümüzde, gelenek ve göreneklerimizde asla yeri olmayan insanlık dışı, acayip bir durum…

Acaba anaya-babaya böyle saygısız davranan, el kaldıran, hatta eli tetiğe giden bu evlatlar, sonlarının nasıl olacağını  hiç düşünmezler mi? Eğer sen ananı, babanı sevip saymazsan, yarın öbür gün senin evlatların seni sever, sayarlar mı? Sen ki : “Ana, babalarınız yanınızda yaşlandıklarında onlara öf! bile demeyeceksin” gibi bir dini mesajın muhatabıydın… Ne oldu sana? Kimler seni, nasıl bu hale getirdi, getirebildi?.. Anlamak mümkün değil. Böyle davranan biri olarak sen, yarınını, yaşlandığını, elden ayaktan çekileceğin günlerini hiç mi düşünmezsin? Sen ananı- babanı, huzurevine gönderirsen, çocukların ileride huzurevini bile sana çok görmezler mi?

Arapların bir atasözü var: Men dakka dukka… “Eden bulur.” anlamında…  Çok da anlamlı bir söz. Ana-baba hakkının ne demek olduğunu nasıl unutursun? Onların rızasını ve duasını almanın ne kadar önemli olduğunu nasıl bilmezlikten gelirsin? Onlar bunun için mi saçlarını süpürge ettiler? Günlerce, haftalarca, aylarca bunun için mi uykusuz kaldılar? Ömürleri boyunca bütün maddi ve manevi imkanlarını sana bunun için mi kullanıp harcadılar?

Yazımızı Veysel Karani hazrerlerinin hayatından aldığımız bilinen bir kesitle sonlandıralım: Veysel Karani Yemen’de yaşamaktadır. Yaşlı annesiyle beraber. Peygamber Efendimizi ziyaret etmek, görmek için can atmaktadır. Birkaç ısrardan sonra Mekke’ye gitmek için annesinden izin alır. Bir şartla: Mekke’ye gidecek, Peygamber Efendimizi görüp, ziyaret edecek ve hiç oyalanmadan geri dönecektir. Şayet Efendimiz evde yoksa, beklemeden geri gelmek şartıyla. İzin alan Veysel Karani, O günün şartlarında gerçekleştirdiği yolculuk sonunda Mekke’ye varır. Doğru Efendimizin evine gider. Kendisini görmek ve ziyaret etmek için geldiğini söyler. Ancak ne var ki Peygamber Efendimiz evde yoktur. Büyük bir üzüntü ve hayal kırıklığı içinde , beklemeden Yemen’e geri döner. Zira annesine verdiği sözü budur. O sözü yerine getirmek için Efendimizle görüşmeden geri döner. Eve dönen Peygamber Efendimiz durumu öğrenince kendisine hediye olarak hırka-yı şerifini gönderir. O hırka, bugün hala İstanbul  Hırka-yı Şerif Camiinde muhafaza edilmekte ve Ramazan ayında ziyaretçilerin ziyaretine açılmakta. İşte anne sevgisi bu… Yemen’den Mekke’ye deve sırtında Peygamber Efendimizi görmek için gitmek, evde bulunmadığında beklemeyip annesine verdiği sözü yerine getirmek…          Ana-baba hakkı, saygısı işte bu… Ne mutlu bize ki biz de bu yüce dinin mensuplarıyız.

Bu Habere de Bakın

Yahudilik – Masonluk – 2-

-Masonlar, cumhuriyetin ilk on yılında Türkiye’de hiçbir baskıyla karşılaşmamış, her türlü faaliyetlerini büyük bir serbestiyet …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir