Köşe Yazıları

ŞARKILARDA, TÜRKÜLERDE “TEVHİD„

(ÖĞRENCİLERLE BİRAZ EDEBİYAT)

            Sözcük anlamı, “birleme„ demek. Allah’ın varlığını ve birliğini anlatan şiirlere denir. Divan Edebiyatında yazılış amaçlarına göre sınıflandırılan bir kaside çeşidinin de adıdır. (münacaaat, tevhid, naat, methiye, mersiye gibi) “Lailahe illallah„ lafzına da biz “kelime-i tevhid„ diyoruz. Tekke ve Divan Edebiyatı şairlerinin bir çoğu bu türden güzel örnekler vermişlerdir. Bu şiirler, zaman zaman şarkı veya türkü olarak yorumlanıp seslendirilmiştir.

Pir Sultan Abdal’ın aşağıdaki tevhidi, bu türün güzel örneklerinden biridir.  

                                      TEVHİD

Önüme bir çığır geldi Bir ucu var şar içinde. Abdallar dükkânın açmış, Ne istersen var içinde.   Göl içinde çar ha döner, Susuzluktan bağrı yanar, Âlemler seyrânâ iner     Seyir var seyir içinde.  
Gir dükkana Pazar eyle, Her şirindir hezar eyle, Aya, güne nazar eyle, Ay Muhammed nur içinde.   Kuduretten verdi balı, Bahanesi oldu arı; Şimdi dinle ah ü zârı, Arı inler bal içinde.  
Ay Ali’dir, nur Muhammed, Okunan seksen bin ayet, Balıklar deryaya hasret, Çarha döner göl içinde. Pir Sultan’ım ey gaziler ! Yürekte yara sızılar. Tabipler pirin arzular Bülbül öter gül içinde. 

(Çığır: yol patika. Şar: Şehir. Hezar: bin.   Pir: Tarikat şeyhi Çarha dönmek: Çıkış yolu aramak. Yarma harekâtı düzenlemek. Seyran: Gezinti. Abdal: tarikat adamı.)

            Tasavvuf Felsefesine göre yolcu (mürit=kul=insan) hep arar. Sürekli bir arayış içindedir. Önce, dizinin dibine oturup feyiz alacağı şeyhini arar. Onu bulduktan sonra da onun himmetiyle Rab’bini arar. Şeriat, tarikat, marifet, hakikat evrelerinden geçtikten sonra “insan-ı kâmil„ olur. Kimi Yunus Emre gibi: “Bir ben vardır benden içeri„ veya “Canlar canını buldum Bu canım yağma olsun„ der. Kimi de “En’el Hakk„ diyerek yanlış anlaşılır ve kendisini darağacında bulur.

            Şiirde şair, bir abdaldır (tarikat adamıdır.) Arayış içindeyken önüne bir yol çıkıyor. Bu yolu izleyerek kendisini bir şehirde buluyor. Öyle bir şehir ki çarşı pazar, her yer birer tekke… O tekkelerde de tarikat yolcularının istediği her şey var… Kendi kendine konuşmaya başlıyor: “Bu dükkânlardan (tekkelerden) birine gir. O kapıya kul ol. Orada satılan bütün mallar (manevi bilgiler, değerler) in hepsi gayet tatlı, güzel ve kıymetli şeylerdir. Girdiğinde binlercesiyle karşılaşacaksın. Benzeterek söyleyecek olursak, orada Ay var (Hz Ali) Güneş var (Hz Muhammed). Orada Hz Muhammed’in nuru ile nurlanman (nasibini alman)da mümkündür.„

            Tekke tasvirine devam ediyor: Orası bir göl gibidir. İçinde de binlerce balık bu gölü aşıp deryaya ulaşmanın çabası içindedirler. (Müritlerin hepsi sabırsızlıkla Hakkı bulmaya, Hak’ka ulaşmaya çalışıp çırpınmaktadırlar.) Bu insanlar, o göl içinde olmalarına karşın, susuzluk çekmektedirler. Hepsi bağrı yanık birer yolcudur. Bunun sırrına ermeyen (işin özünü bilmeyenler) bu durumu heyecanla ve merakla seyrederler. Ancak, seyir içinde seyir olduğunu bilenler pek azdır.

            İlahi Kudret, arıyı vesile kılarak bal gibi bir nimeti vermiştir. Ancak iyice dikkat edildiğinde arı da bal içinde olduğu halde, sürekli ah edip inlemektedir. O da kendi dilince Allah’ı zikretmektedir. İşte bu arının ah ü zar etmesi, bülbülün gül içindeki feryat ve figanları, benim gibi (şair gibi) yürekleri yaralı olanların, tabiplerini arayışıdır. Allah aşkıyla yanan gönüllerin Şafi’sini aramasıdır.

NOT: İnternete “Tevhid türküsü„ olarak girdiğinizde bu şiirin Sabahat Akkiraz ve Nilüfer Sarıtaş  tarafından yorumlamalarını dinleyebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu