Köşe Yazıları

Saray Sineması

Ulu Cami’nin  tam karşısında daracık, kısa bir çıkmaz sokak. Sol tarafta beş altı basamakla çıkılan Emniyet müdürlüğü. Büyük, geniş kapısı sabahtan akşama kadar açık. Onun da tam karşısında iki kanatlı, ahşap, normal bir kapı. Saray Sinemasının giriş ve aynı zamanda çıkış kapısı. Kapının sol girişinde küçücük bir gişe. İçerde, gün boyunca ahşap sandalyeye oturup bilet satan Hasan Emmi.

Kırk, kırk beş yaşlarında . Orta boylu ve oldukça zayıf. Esmer tenli. Başında hep aynı şapka. Gözleri de zayıf vücudu ile aynı orantıda. Küçük ve içe gömülmüş gibi. Sık sık açılıp kapanmakta. Sevimli, güler yüzlü, tatlı dilli ve sempatik. Karşılaştığı, yanından geçtiği insanlara bakıp tebessüm etmeden, selamlamadan, bir iki cümle ile hâl hatır sormadan geçmek yok. Tanısın veya tanımasın, herkese karşı hep böyle insancıl davranışlar…

O zayıf vücuda karşılık, tam bir arı, tam bir karınca. Kıpır kıpır, hareketli ve çevik. Durmak, yorulmak yok. Gişedeki bilet satışını, oğlu sınıf arkadaşım Adurrahman Filik’e devrettiğinde tutun tutabilirseniz… Salonda birbirlerine arkadan çıtalarla rap edilmiş ahşap sandalye dizilerinin arasında tek tek gider gelir. Yerde bir izmarit, bir çöp, bir çekirdek gördü mü hemen görevli Abidin’i Mehmet’i çağırır ve temizlediklerini görmeden başlarından ayrılmaz.

Adurrahman, bir iki saatten beri iki büyük ahşap panoyu hazırlamakla meşgul. Panoların ortasına o akşamki filmin büyük bir afişi… Kenarlarına da filmin ilginç karelerini içeren  boy boy resimler. Adurrahman Palay’ın, Orhan Günşıray’ın , Turan Seyfioğlu’nun , Neriman Köksal’ın, Leyla Sayar’ın Ahmet Tarık Tekçe’nin değişik resimleri… Bir iki saat içinde iki büyük pano hazır. At arabası  deminden beri dışarıda beklemekte. Panolar, at arabasının açık kasasına çatılarak yerleştirilir. Ortasındaki boşluğa bir tabure ve şehir turları!..  Elindeki megafonla bütün caddeleri tek tek dolaşır ve anons eder:‟Dikkat , dikkat!.. Bu akşam , saat tam sekiz otuzda  Saray Sinemasında… Vatan ve Namus… Başrollerde Orhan Günşıray, Neriman Köksal, Ahmet Tarık Tekçe… Sekiz otuzda, Saray Sineması’nda!..„  Bütün şehri dolaştıktan sonra, panolardan birini Ulu Cami’nin bitişiğindeki boşlukta duran büyük elektrik direğine asar. Gün boyu gelip geçenlerin bakmaları için. Diğer pano da belli aralıklarla başka direklere…

Salon fazla büyük değil. Yüz, yüz yirmi kişilik bir mekân. Sandalyeler ahşap. Yerler numaralı. Çerez yemek serbest. Ancak Hasan Emmi’yi üzmemek ve yormamak için  pek de tüketildiği yok. Gazozun tadı daha başka. Tanesi yirmibeş kuruş. Çok da lezzetli. İç içebildiğin kadar. Filmin tam ortasında bir on dakikalık sigara molası. Bazen film kopmaları uzun sürdüğünde molaların sayısı da artıyor.

Abdurrahman, makinist. Alaylı. Kendi özel merakıyla üstesinden gelmiş makinistliğin. İşini, mesleğini o kadar severek yapıyor ki sormayın… Onun bu yeteneği için, caminin yanındaki kocaman elektrik direğine asılı panonun dizaynına, kompozisyonuna bakmanız yeterli.

Biz Vahi Öz’ü, Salih Tozan’ı Mualla Sürer’i, Sami Hazinsesi seninle tanıdık sevgili Hasan Emmi. Öğrencilerimizde akşamları sinemaya gitmek yasak olmasına rağmen, her türlü cezayı göze alarak  o yasakları  hep deldik. Bazen çarşaf(izar) giyerek, bazen yakalanıp jipe bindirildikten sonra Bozyokuş’un altındaki Sitilce köyüne götürülüp grup halinde yaya olarak gecenin karanlığında evlerimize dönmeyi göze alarak…

Sizi unutmamız mümkün değil sevgili Hasan Emmi, sevgili arkadaşım  Abdurrahman. Bize yıllarca hizmet ettiniz. Dinlenmemize, eğlenmemize katkıda bulundunuz. Allah sizlerden razı olsun. Yeriniz de rahat uyuyun. Mekânınız cennet olsun inşallah!..

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Orhan Abi o yılları çok güzel anlatmışsınız.Bende eski Samsatta çocukluğumu geçirdim. çok güzel yıllardı Baban lara komşuyduk. Selam ve saygılarımla. O 506 484 71 64

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu