Köşe Yazıları

Samsat Gezisi: 2

Sahabe’nin ayrı bir yönünde adak-kurbanlık kesenler ve piknik yapmaya gelenler için ayrı bir alan. Belli aralıklarla kamelyalar. Yanlarında kocaman piknik masaları ve barbeküler. Rehberimiz Ziya Bey, hiçbirini kaçırmadan, hepsini, her şeyi tek tek bütün ayrıntıları ile anlatıyor. Arada bir yorulduğumuzda bir çay bahçesine veya dondurmacıya misafir oluyor, soluklanıyoruz. Bu soluklanmalar esnasında içtiğimiz çay ve kahvelerin, şerbetlerin, yediğimiz dondurmaların hiçbiri için para vermiyoruz. Rehberimiz bunu da şöyle açıklıyor:

—Siz ilk kez gelen misafir kafilemizsiniz. Reis Beyin böyle bir kararı var. İlk kez gelen kafileden çay-kahve-şerbet-dondurma ve yemek parası almak yok. Bunlar, belediyenin birer ikramı. Aldığınız hediyeler hariç… İkinci gelişinizde ücret alınıyor. Biraz sonra göl kenarındaki öğlen yemeğimizle akşam yemeği de bizim size ikramımız.

Öğlene doğru ağaçlık yoldan sahildeki restorana geçiyoruz. Burası ayrı bir dinlenme mekânı. Gölün içine kadar uzanan geniş, büyük, koca bir tesis. Gayet lüks ve tertemiz. Pırıl pırıl, serin bir mekân. Kafilemizi, tesisin işletmecisi kapıda karşılıyor. Garsonlar ve elemanların hepsi aynı kıyafette, pırıl pırıl… Hepsi sevimli, sempatik, güler yüzlü ve saygılı. Derhal bir U düzeninde masalar kuruluyor. Yerlerimize geçip oturduktan sonra tesisin sahibi tekrar hepimize ‟Hoş geldiniz.„ diyor.

—Burada balık yenir, diyor rehberimiz Ziya Bey. Balıkların hepsi tatlı su balığı. Doğal beslenirler. Sun’i, fenni yem yok. O bakımından lezzetleri de çok farklı. Günlük tutulur ve yanınızda yakalanıp hazırlanır. Balık dışında bütün etli yemekler, kebaplar da mevcut. Ama bana kalırsa balık yemenizi tavsiye ederim. Bu tavsiye üzerine herkes balık siparişi veriyor. Balıklarımız gelene kadar masaların üstü ön aparatif ve ikramlarla dolup taşıyor. Her birinden biraz tattığınızda doyduğunuzu hissediyorsunuz. Sanki balığa yer kalmıyor gibi…  Sıra balıklara geldiğinde tam da rehberimizin dediği gibi oluyor. Bu balığın tadı gerçekten bir başka… Kendimizi bu ziyafete iyice kaptırıyoruz. Açlıktan, kıtlıktan çıkmışcasına balıklara saldırmamızın ayrı bir güzelliği var. Doyumsuz bir zevk ve iştah…

Yorgunluğumuzu burada iyice atlatıp rahatlıyoruz. Çay, kahve meyve ve ikramın haddi hesabı yok. Biri gidiyor, diğeri geliyor. İyice dinlendikten sonra sıra, sahili dolaşan teleferiğe geliyor. Üç dört kabinden oluşan dev bir teleferik. Her kabine onbeş-yirmi kişi sığabiliyor. İki kabine dağılarak yerleştikten sonra teleferiğimiz hareket ediyor. Baraj gölünü kenardan(sahilden) izlemeye, dolaşmaya başlıyoruz. Göldeki teknelere, balıkçılara, yüzen gençlere yukarıdan bakmanın ayrı bir keyfi var. Rehberimiz Ziya Bey:

—Yakında Urfa ile Samsat  arasında feribot seferlerimiz de başlayacak. Yani Balıklı Göl ve Hz. İbrahim’i, Safvan bin Muattal Hazretlerini artık su yoluyla da birleştirmiş olacağız inşallah. Bu da her iki beldeye ayrı bir renk katacak . Bir dahaki gelişinizde inşallah buradan feribotla Urfa’ya da gidebileceğiz.

Arkadaşlarımızın keyiflerine diyecek yok. Hepsinin elinde cep telefonları ve fotoğraf makineleri… Gün boyu gezdiğimiz bütün yerleri hiç kaçırmadan kaydediyorlar. Zaman zaman kafileden kopan, bulunduğu yerin güzelliğine kapılıp geride kalanları rehberimiz uyarmak zorunda kalıyor.

Akşama doğru Samsat’ı ve Safvan bin Muattal külliyesinin her yerini en küçük detaylarına kadar geziyor, inceliyor ve bilgi alıyoruz. Aramızdaki kadın arkadaşlarımızla sadece namaz vakitlerinde ayrılıyoruz. Onun dışında hiçbir ayrılık-gayrılık yok. Haremlik-selamlık söz konusu değil. Aynı hürmet, aynı hizmet, aynı birlik ve beraberlik.

Akşam yemeğini genç ve çalışkan belediye başkanıyla beraber gene sahildeki restoranda yiyoruz. Reis Bey, gerçekten Samsat’ın çehresini değiştirmiş. Bu gidişle yakında Adıyaman’ın bütün ilçelerini geride bırakırsa hiç şaşırmamak gerek. ‟Akşam misafirimiz olursanız sevinirim„ diye içten teklifine teşekkür edip otobüsümüze binerken, iki zabıta memuru ellerindeki hediye poşetlerinden her birimize birer ikramda bulunuyorlar. Genç, çalışkan, dürüst belediye başkanının bu kafileye daha fazla ilgilenmesinde kafile başkanı Orhan Bey’in ayrı bir payı var. Kafiledekiler, onun tur organizatörü olarak Adıyamanlı olduklarını biliyor, ancak Samsatlı olduğundan, reisle, babası ve amcasıyla baba dostu ve kapı komşusu olduklarını, aralarındaki hukuku bilmiyorlar. Orhan Bey, Ankara’da yaşadığı halde gözü-kulağı hep Adıyaman’da ve Samsat’ta. Rehber Ziya Bey gibi o da  fanatik bir Adıyaman ve Samsat sevdalısı. Genç başkanla hem mektup hem de telefon vasıtasıyla sürekli iletişim içindeler. Başkanın hizmetleri, çalışkanlığı Ankara’da bile değişik çevrelerde konuşuluyor ve o da bundan fevkalade memnun oluyor.

Aynı muhabbet ve yakınlık, Orhan Bey ile rehber Ziya Bey için de geçerli. İkisi hem eğitimci olarak meslektaş, hem de baba dostu.  Sık sık telefonla görüşür ve Samsat’ı konuşuyorlar. Ziya’nın son kitabı ‟Gizemli Güneş Diyarı Samsat„ın yazımında Orhan Bey’in bir hayli katkısı olmuş. Şimdi de kitabın satışı konusunda onun görüş ve önerilerinden yararlanıyor. İkindi namazını Sahabe camîinde beraber kıldıktan sonra bir kenara çekilip ve derinleme bir sohbet imkânı buluyorlar. Orhan Bey şöyle diyor:

—Bir Samsat hayranı olarak emekli ikramiyeni bu esere harcadığını biliyorum. Epey masrafın oldu. Bu güzel eser, şu saatten itibaren senin değil hepimizin, bütün Adıyaman’ın ve Samsatlıların ortak malıdır. Onun için herkesin az-çok seni maddeten destelemek gibi bir görevi var. Hiç çekinmeden bütün resmi ve özel kuruluşlara gideceksin. Kitabından bir miktar satın alarak seni desteklemelerini isteyeceksin.

‟Bunun hiç ayıbı yok. Valilik, Kaymakamlık, Özel İdare, Kültür ve Turizm Müdürlüğü- Belediyeler-Siyasiler-İş adamları-STK demeden hepsine git ve katkı talebinde bulun. Alanlardan da almayanlardan da Allah razı olsun. Gelişmeleri de paylaşalım.„

Otobüs Adıyaman’a hareket ederken en son kucaklaşma, Orhan Bey ile başkan Halil Fırat ve rehber Ziya Köşker arasında olmuş ve bir hayli de uzun sürmüştü. Orhan Bey, otobüsün kapısındaki basamakta vedalaşmaktaydı. Birden bire duygulandığını, boğazının düğümlendiğini, gözlerinin yaşardığını fark etti. Elinde olmadan yüksek sesle seslenmeye başladı:

—Ey sevgili Mustafa Aslan amca!.. Ey Kemal İnci!.. Ey Hacı Polat ve Hacı Gökdemir! Size sesleniyorum. Kalkın, kalkın da güzel Yeni Samsat’ımızı görün.

Bu ses üzerine uykudaki hanımı uyanarak aynı yatakta hâlâ sayıklayan kocasını uyandırmaya başladı. Eşinin uyarısıyla uyanan Orhan Bey, bir süreden beri yaşadıklarının rüya olduğunu anlamış, bir durgunluk ve üzüntü içindeydi.

—Hayrola Orhan? Kime kalkın diyordun? Kemal İnci, Hacı Polat dediklerin kim? Rüyanda bunları sayıklıyordun.

—Keşke beni uyandırmasaydın hanım!.. O kadar güzel bir rüyaydı ki anlatamam. Yeni Samsat’ı geziyorduk. Ankara’dan giden kafile olarak… O kadar güzel bir rüyaydı ki tahmin edemezsin. Bu ismini saydıklarım da birer Samsat sevdalısı… Sevincimi onlarla paylaşmak istiyordum.

—Hayırdır inşallah!.. Güzel bir rüyaymış… Keşke uyandırmasaymışım!.. Haydi öyleyse rüyaların gerçekleşmesi için dua edip yatalım.

Karı-koca öyle yaptılar. Yataklarından doğrulup el açarak dua ettikten sonra uykularına kaldıkları yerden devam ettiler. Bir Samsat rüyası da böylece son buluyordu. Darısı, rüyanın gerçekleşmesine idi…

NOT: Ne zaman sonra olursa olsun, rüyamın gerçekleşmesi halinde mezarımın başında müjdelenecek olursa, ruhum ve kemiklerim duyacak ve mutlu olacağım…

İlgili Makaleler

Cengiz İNCİ için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu