Köşe Yazıları

SAMAN ALEVİ

    Esas konumuza geçmeden saman alevinin ne demek olduğunu kısaca hatırlatalım. Günlük konuşmalarımızda çabuk ortaya çıkan ve aynı çabuklukla ortadan kalkan, kaybolan, sönüp giden olaylar, durumlar, konular ve insanlar için kullandığımız bir ifade. Çabuk parlayan ve çabuk sönen… Aynı ifadeyi sanat, sanatçı, sanat eseri bağlamında biraz irdelemek istiyorum. Öncesinde bu kavramları kısaca tanımlayalım isterseniz:

Sanat: Bir duygunun, güzelliğin, tasarımın anlatımında(dışavurumunda) kullanılan yöntemler demek. Bu yöntemlerle ortaya konan üstün eserler demek.

Sanat eseri: İnsanlarda güzel duygular uyandıran duygu, düşünce ve hayal dünyasını geliştiren eser demek.

Sanatçı: Bu işlerle uğraşan, bunun ehli olan, bunu kendisine meslek edinen yaratıcı kişiliğe sahip insan demek.

Bu kısa tanımlardan sonra, son yıllarda bu alandaki yozlaşma ve dejenerasyona biraz bakalım isterseniz. Güzel sanatların hemen hemen her alanında hızlı bir erozyon ve yozlaşmanın sürüp gittiğini izliyor ve üzülüyoruz. Bu olumsuzlukları maddeler halinde örnekleyecek ve sıralayacak olursak, karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:

* Kırk elli yıl önce artist veya ses dergileri, fizik olarak güzel ve yakışıklı bayan ve bayları alıp artist yapıyorlardı. (İlgili kültürü yok, tahsili yok, deneyimi yok. Sadece fiziği var) şimdi de hâlâ aynı yöntem geçerli…

* Özel tv kanallarının birçoğu, fizik olarak güzel olanları alıp ses sanatçısı yaptılar.

* Elini kulağına dayananlar, sabahleyin erkenden kalkıp ekran önünde bir mikrofon kapabilenler sanatçı oldu.

* Hiçbir müzik bilgisi ve eğitimi olmayanlar şarkıcı, türkücü olarak ekranlarda millete zorla sanatçı olarak empoze edildi.

* Resimle, müzikle, heykelle alakası olmayan ucubeler ‟sanat eseri„ diye lanse edildi.

* Şiirle alakası olmayan ölçüsüz, kafiyesiz, duygusuz, yavan sözler bestelenerek müzik diye yutturuldu.

* Söz yazarlığı diye nevhuzur bir meslek türetildi. Gömlek, ayakkabı siparişi verilircesine şarkı sözü siparişleri verildi.

* Sahnede başının üstünde topaç gibi dönmek dans sayıldı.

* Biriyle konuşmaktan farklı olmayan sözleri tekrarlamak müzik, tekrarlayanlar ise müzisyen sayıldı.

Birer bilim dalı ve güzel sanat olan resim, müzik, edebiyat, heykel gibi bilimsel çalışmalar ve bunların öğrenimini yapmadan sanatçı olmak ortaya çıktı.

* Divan, tasavvuf, halk, Tanzimat edebiyatlarına ait şiirin canına okundu. His, hayal, ilham, halkın ortak sevinç ve kederlerinin müziğe yansıtılması ortadan kaldırıldı.

* Amatörlük ruhu gitti. Para kazanmak ve kısa yoldan şöhret olmak öne çıktı.

* Gelenekler, görenekler, yerlilik, millilik, yaratıcılık ve özgünlük rafa kaldırıldı.

Bütün bu olumsuzlukları bilerek veya bilmeyerek yapıp uygulayanlara sanatçı, bunların çalışmalarına da ‟sanat eseri„ dendi malesef. Sonuçta ortaya gerçek sanatla, gerçek sanat eseriyle, gerçek sanatçıyla alakası olmayan, saman alevinden farksız şeyler çıktı. Bir iki hafta içinde allanıp pullandırılan, süslenip püslendirilen şeyler… Tıpkı saman alevi gibi… Nereden nasıl çıktığı bilinmeyen, çok kısa bir süreliğine parlayıp, aynı hızla tuzla buz olan ürünler…

Olacağı buydu… Hiç sürpriz değil. Peki gerçek sanat eserleri ve gerçek sanatçılar ne oluyor dersiniz? Onlar da üzerinden zaman(yıllar) geçtikçe daha bir anlam ve değer kazanıyor, ölümsüzleşiyor elbette…Değerine değer, gücüne güç, ölümsüzlüğüne ölümsüzlük katarak kalplerde, gönüllerde yaşamaya devam ediyor. Gel de gerçek sanatçıların ve onların ölümsüz eserlerinin önünde saygıyla eğilme?..

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu