02 Mayıs 2018 Çarşamba, 09:01
A. Hakan Karayılan
A. Hakan Karayılan ahakan_karayilan@hotmail.com Tüm Yazılar

Pirinli Abdo’da Bu Alemden Göçtü, Gitti…

Pirinli Abdo’da Bu Alemden Göçtü, Gitti…

 

Pirinli Abdo vefat etti, Rabbim mağfiret eylesin inşallah.

Şehirde en çok gördüğüm ancak pek tanıyamadığım garip bir kişiydi.

Sadece lakabı, sigarası, bastonu, kasketi, şalvarı ve yüzündeki tarif edemediğim bir sorunun cevabını haykıran silueti ile benim için, kalabalıklar içinde yalnız bir meçhul!

Ailesi var mıydı hep aklıma düşer ama garip bir el uzaklaştırırdı beni. Bazen yaklaşır, bir şeyler sormak ister ama tarifsiz bir korku, belki de bilinmezlik adımlarımı başka tarafa yönlendirirdi. Bu yüzden Adıyaman da en çok gördüğüm ama hiç tanımadığım ender insanlardan birisiydi…

Kaldırımların üzerinde yaşanan bir hayattı onunkisi belki de. Şehrin ayaklarından tutsanız, tozu, toprağı, ayak seslerinin çığlığı hep onun sırtına vurulmuş bir kambur gibiydi. Bazen empati yapmaya çalışır, kendimi bir an onun yerinde hissetmek, böyle bir bedenin içinde sıkışmış, dışa vurulmamış duyguların, kelimelere dökülememiş, sigaranın dumanıyla boşluğa bırakılmış haykırışların anlamını avuçlarımla tutmak, sonrada kendi vicdanımda yeniden şekillendirmek ve kendime yeniden mana biçmek için.

Bedenimizi ve bu beden elbisesine giydirilen ruhu biz seçmiyoruz. Ailemizi, şehrimizi, ırkımızı da… Ancak insanların, toplumun, değer yargılarının tutsak ettiği bir hayat bekliyor bizi. Şekillendiren, kategorize eden, sınıflandıran, ayrıştıran ve sıradanlaştıran bir dünya görüşünün dar kalıplarında kendimize yabancılaşıyor, insanların ötekisi oluyor, ibretlik bir yaşam gibi gösteriliyor yazgımız. Herkesin bildiği ancak kimsenin tanımadığı biri olmaya başlıyor hayatımız.

Zor bir yaşamdı seninki Pirinli Abdo!

Bu hayat onun seçimi miydi yoksa biz mi onu böyle bir hayatı yaşamaya mecbur bıraktık? Eğer kaldırımları seviyorsa, neden ona daha konforlu bir şeyler yapamadık? Onu kaldırımların sert yüzünde yatırmanın, acıyarak veya kaçamak tebessümlerle birkaç sigaralık mangırla avutmanın ezikliğini neden kendi ruhumuza yaşattık?

Pirinli Abdo’nun yüzündeki derin izler korkuturdu beni, bizim oluşturduğumuz bir hayatın zorluğunun ve acımasızlığının kelimelere dökülemediği izler. Kaldırımların feryadının, yolların ayrılıklarının, kuru rüzgarın sert vurduğu çizgiler. Pek gülerken göremedim onu. Belki de çok güldü ama ben okuyamadım. Çok mutluydu belki de bilmiyorum, çünkü benim işim onunla değil; kendi olmamış insanlığımlaydı.

Ölmek tanıttı biraz daha bizlere onu, kaldırımlarda uyuttuğumuz, sigarayla avuttuğumuz bir yaşam, şehrin sahipsiz kaldırımlarında tükendi gitti…

Belki de Pirinli Abdo hiç bizden veya senden birisi olmadı. Ne acı değil mi?

Zihnimizde yaftaladığımız, deli, mecnun, şucu, bucu, dediğimiz nice insan, ölünce geçici, tatlı bir gündemimiz oluverir. Hayatı suçlayarak “İyi ki öldü, böyle hayat mı olur? diyerek insanımıza son sahip çıkma fırsatını da gönlümüzün tersiyle çevirmiş olduk.

Kimseyi suçlamıyorum, kendimi dahi. Ama hepimiz SUÇLUYUZ… Artık Pirinli Abdo için bir şeyler yapamayız. Ancak şehrin yollarını, kaldırımlarını, soğuğunu, sıcağını, yalnızlığını, açlığını, yokluğunu ve kimsesizliğini mesken tutmuş nice insana el uzatabilir, hatta ellerinden tutabiliriz. Zor ama deneyebiliriz.

Pirinli Abdo, Rabbim seni mağfiret eylesin, mekânın cennet olsun.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz