Köşe Yazıları

Pandemi Ve Dijital Eğitim Platformları

21.yüzyıla girerken dijital teknolojinin tüm alanlarda kurmuş olduğu hâkimiyet, eğitim sistemleri üzerinde de kendini göstermiştir. Eğitim yapısındaki dönüm noktaları; yazının kullanılması ile başlamış, kent kültürü, sanayi, teknoloji ve dijital iletişim ile yeni bir boyut kazanmıştır. 18 yüzyılda modern eğitimin altyapısı Prusya Eğitim Modeli ile oluşurken dönemin kendi sıkıntılarını aşması kısa süreli ve kolay olmamıştır. Dünya olağandışı bir hızda yeni bir eğitim modelinin içine sürüklenektedir. Dijital teknolojinin enformasyonu çok hızlı işlemesi; sıra+sınıf+okul+öğretmen denkleminde revizyonu zorlamıştır. Örgün eğitimde yapılan restorasyon çalışmaları mekanda bağımsız, eş zamanlı veya eş zamansız dijital eğitim platformlarının alan hakimiyetlerini engelleyememiştir. Pandemi zorunlu olarak eğitimin tüm alanını dijital teknolojiye bırakmıştır. Pandemi sonrası “okul çatısı” kavramında daralma ve anlam kaymaları yaşanacağı öngörülmelidir.

Milli Eğitim Bakanlığı 2019-2020 istatistiklerine göre Türkiye’de örgün eğitimdeki öğrenci sayısı 18 milyon 241 bin 881’dir. Bu öğrenci kitlesi, ülkenin her iline nüfus oranı dikkate alındığında eşit dağılmadığı görülür. Buna ilaveten okullaşma oranının da dengeli olmayışı bazı illerde kalabalık sınıf kavramını önemli bir soruna dönüştürmüştür. Ancak; nüfusa göre öğrenci sayısının az, okullaşma oranının yüksek olduğu lokal alanlarda ve kırsalda Milli Eğitim Bakanlığı liderlik vasfını kullanarak örgün eğitimi olumsuz koşullarda bile aktif hale getirebilir. Sürecin akıbeti gecikecek olsa da bazı öngörüler ve değerlendirmelerde bulunmak mümkündür. Eğitimde fırsat eşitliğinin ortadan kalkması, uygulamalı eğitimdeki deneyimlerin azalması, spor-sanat dallarındaki yeteneklerin gelişmemesi, sosyalleşmenin azalması olası sorunlar olarak değerlendirilmelidir.

Üniversite düzeyinde “Uzaktan Eğitim, Açık Öğretim” formatları kitlesel düzeyde karşılığını alarak alan genişletmiştir. Ortaöğretimde ise “ Açık Öğretim” örgün eğitimden kaçış alanı olarak kalmıştır. Pandemiden önce profesyonel düzeyde dijital eğitim programları oluşmaya başlamıştı. Kurum düzeyinde veya kişisel çabalar ile dijital eğitim programları farklı seviyelerde her dersten önemli ölçüde bir öğrenci kitlesi oluşturmuştu. Bu durum alternatif bir eğitim alanı oluşturarak, kısık da olsa her koşulda örgün eğitimin mutlak gereksinimini tartışmaya açmıştır. Gerçek şu ki: tüm öğrenciler tek tip eğitim programına uyumlu değildir. Pandemi süreci öğrencileri başka bir şekilde kategorize etmiştir: Salt yüz yüze veya örgün eğitime muhtaç öğrenci profili ile birlikte hibrit veya tamamen dijital eğitim programları ile yetinebilen öğrenci kategorileri görülmelidir. Pandemiden sonra hibrit veya dijital eğitim programları ile eğitim almayı tercih edecek öğrencilere dönük programlar hazırlanmalıdır. Zorunda bırakılmadığı takdirde, öğrencilerin önemli sayıda bir kesiti örgün eğitime dönmeyecektir. Okullaşma oranının yüksek olduğu yerleşim yerlerinde birçok okul binası atıl durumda kalabilir.

Eğitim sistemi, öğrencilerin tamamının örgün eğitim sistemi içinde kalıp kalmama konusunda cesur kararlar almalıdır. Türkiye’de örgün eğitimdeki 18 milyon 241 bin 881 öğrenci sayısının tamamının örgün eğitimde kalma gerekliliği tartışılmalıdır. Pandemi sonrası örgün eğitime dönüşlerde farklı gerekçeler ile kopmalar yaşanacaktır. Pandemi süreci bittiğinde risk grubuna giren öğrenci sayısında ciddi artışların olacağı ön görülmelidir. Aile bireylerini kaybedenler, parçalanan aile yapıları, yaşanan ekonomik sıkıntılar, yoksullaşma, aile içi şiddet v.b. durumlar öğrencilerde sosyo-psikolojik problemler geliştirecektir.  Özellikle kız öğrencileri ve yoksul aile çocuklarının geri dönüşleri üzerinde, pandemi sonrası eğitim politikaları şimdiden belirlenmelidir. Ülke genelinde eğitimde fırsat eşitliği sağlamak adına Ulusal Eğitim Politikaları ile yerel koşulları göz ardı etmek adil sonuçlar vermemektedir. Salgın hastalık süresinin uzaması toplumda; sosyal, kültürel, dil, inanç ve ekonomik farklılıklarda sarsıntılar yaşatmaktadır.

Tüm dünyada okullar eğitim ile birlikte gençlerin sosyalleşme alanları olarak kabul edilir. Pandemi ile birlikte aile içi ile sınırlandırılan hayat, gençlerin sosyalleşmesini de kısıtlamaktadır. Farklı ülkelerde yapılan çalışmalarda pandemi ile birlikte aile içi şiddetin arttığı gözlemlenmiştir. Aile içi şiddet ortamından doğrudan veya dolaylı olarak en fazla 18 altı yaş grubu etkilenecektir. Gelir düzeyi düşük ailelerde ataerkil aile yapısından öte güce dayalı aile yapıları trajik hikâyeleri çoğaltacaktır.  Varoşlarda ve taşrada öğrencilerin okula başlama arzuları daha şiddetli görünmektedir. Bu anlamlı isteklerin aile içi dramatik öykülerden kaynaklı olduğu değerlendirilmelidir.  Bu konuda gerekli saha çalışmalarının yapılması elzemdir.

Zorunlu 12 yıllık (4+4+4) örgün eğitim denkleminin son 4 yılı (ortaöğretim alanı) zorunlu olmaktan çıkartılmalıdır. Uygulanacak makul kriterlerle Ortaöğretime zorlanan, Ortaöğretimde zorlanan öğrenciler, Alman Modeli referans alınarak piyasada aktif olan tüm meslek kolları üzerinden yaygın eğitime bağlanmalıdır. Böyle bir çalışma ortamı; örgün eğitimdeki isteksiz kalabalığı azaltacak, yeteneklerine uygun aktif meslek hayatına zamanında başlayan verimli bir kuşak ortaya çıkartacaktır. Öte taraftan örgün akademik eğitime yatkın öğrencilere seyrelmiş sınıf ve laboratuar ortamlarında steril çalıma ortamları sağlanacaktır.

İletişim teknolojisi kullanılarak uzaktan eğitimin tüm öğrencilere açık olması, tüm öğrencilerin öğretmen denetiminde ders aldıkları anlamına gelmemektedir. Canlı ders ve EBA TV ortamlarında bulunan öğrenci sayıları, derse iştirak kaliteleri akademik bilginin aktarılmasını önemli ölçüde sınırlamaktadır. Yüz yüze eğitimde başarı üzerinde okul profilleri baskın bir şekilde belirleyici iken uzaktan eğitimde aile profilleri baskın hale gelmiştir. Ailenin; eğitim ile ilgili yaklaşımları,  teknolojik alt yapısı, aile içi kontrol mekanizması öğrencilerin eğitim bakiyesini belirleyecektir. Milli Eğitim Bakanlığı önceden kurmuş olduğu EBA eğitim ağı ve EBA TV kanalları ile mevcut ortama hazırlıklı yakalanmıştır. Ancak; aileler teknolojik alt yapı bakımından bakanlığın bu hizmetlerinden tam olarak yararlanamamaktadır. Aynı ailede birden fazla öğrencinin olması, yetersiz teknoloji ve internet erişimi uzaktan eğitimin önemli sorunları haline gelmiştir. Gelir düzeyi yeterli olan ailelerin, çocuklarına sağladığı eğitim olanakları, bakanlığın imkânlarını aşmış durumdadır.  Böylece rafine olmuş elit bir öğrenci grubu yanında eksik kalmış öğrenci kitleleri arasında sınıfsal bir fark oluşturacaktır.

Dijital eğitim alanında öğretmen ve öğrencinin mekânsal olarak bağımsız kalması her öğrencide benzer düzey sonuçlar vermeyecektir. Uzaktan eğitim platformları üzerinden öğrencileri ile iletişim kurmaya çalışan öğretmenler, her yönlü eksik kaldıklarının farkındadır. Tüm öğrencilerine ulaşamamaları, onları denetleyememeleri, uygulamalı eğitimden mahrum kalmaları, yüz yüze eğitimin avantajlarını kullanamamaları eğitim ve öğretimin kalitesini doğrudan etkilemektedir. Birçok öğretmen dijital eğitim platformlarına yabancı iken kısa sürede kendilerini bu havzada bulmuşlardır. Öğretmenlerden bazıları dijital ortama adapte olmakta zorlansa da genel çoğunluğu bu alanda kendini geliştirmiştir. Bu durum pandeminin olumlu sonuçlarından biri olarak kabul edilebilir. Öyle görülüyor ki pandemiden sonra dijital eğitim platformları bir sektör haline gelecektir. Ülkemizde eğitim yapısından kaynaklı engellenemeyen “dershane, etüt merkezleri” çalışma sahalarının önemli bir kısmını dijital eğitim platformlarına bırakacaktır.

Tarih boyunca eğitimin saklı kalan amaçlarından biri itaatkâr insan modelini çoğaltmak tektipleşmeyi sağlamaktır. Devletlerin vazgeçmediği dini eğitim modelleri, ulus devletlerin milliyetçi eğitim yapılanmaları ve doğrudan devletçi eğitim sistemleri çağdaş eğitimin genel yapısı içinde karşılığını almıştır. Dijital eğitim yapılanmasında itaatkâr insan modeli tektipleştirme oluşumu nasıl olacak sorusu henüz sorulmamıştır. Bütün bu yaşananların ışığında geleceğin eğitim modellerini düşünebilen, geliştirebilen yetenekler biraya getirilmelidir.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu