Anasayfa / Köşe Yazıları / Özgün Eğitim Vadileri

Yazar Zeynel Karataş

Özgün Eğitim Vadileri

Eğitimcilerin geleceği okuma gibi bir sorumlulukları var. Bunun için tüm yeteneklerimizle “günü” doğru anlamamız gerekiyor. Stabil veya “düne” takılı kalmak mucizevi gelişimin önünde basit kalıyor. Geleceğin, farklı düşünen insanların hayal sınırlarında arandığı kabullenilmelidir. Bağırıp, gürültü yaparak olanı parlatmak, aidiyetindekini korumak yetersiz… bırakıyor. Biyodijital teknolojinin esintilerine dokunuyoruz. Eğitimin zihni, birey ve kolektif bilincin etkileştiği, birbirine katarak/katlanarak ilerlediği ortamı vermelidir. Eğitim yapısının, yatay ve dikey yönlü beyin göçüne ihtiyacı zorunludur. Zaman/kuşaklar arası geçiş kabiliyetine sahip model karakterler görünmelidir.

Eğitim ve öğretim gelişim süreci, insanlık tarihi kadar eskidir. Bu tarihi süreç, eğitim ve öğretime vazgeçilmez kodlar yüklemiştir. Bilginin, teknolojinin, dijital alanın eşik atladığı bir çağa girmiş bulunmaktayız. Süregelen kodlar bizleri bir yol ayırımına getirmiştir. Yaşayan herkesin eğitim sistemine dâhil edilmeye zorlandığı bir süreç yaşanmaktadır. Gelişen eğitim sistemi insanların kahir çoğunluğuna “Uysal” eğitim verirken çok az bir kesim “Ussal” eğitim alabilmektedir.

Ussal eğitime muhtaç insanların doğru adreslerde, doğru öğretmenlerin elinde, olması gereken programlara tabi tutulması bir elzemdir. İnsan beyninin ulaştığı bilinç düzeyi, katı kolektif bilinçleri demode etmektedir. Ayrıntılara odaklanan eğitim yapıları “özel yeteneklere” ulaşmanın yollarını aramaktadır. Sıçrayarak geleceği yakınlaştıran “özgün eğitim vadilerinde” ussal patlamalar yaşanıyor. Donanımlı modern eğitim binaları, birleştirilmiş sınıf köy okullarını andırıyor. Farklı karakter ve yeteneklerin aynı sınıfta tek tip eğitimden geçmesi bunu kanıtlıyor. Alternatif görüşlerin eşzamanlı değerlendirilmesi karakter ve yeteneklerin ayrışımını kolaylaştıracaktır.

Eğitime; felsefenin, inançların, coğrafyaların ve kültürlerin farklı görüşlerdeki yaklaşımları bilinmektedir.  Kendine özgü her yaklaşım özelleri içinde karşılık bulmuştur. Atomcu ve organik görüş bunlardan iki tanesidir. Dünya üzerinde bireyi “özgürleştirmeyi” hedefleyen görüş (Atomcu Görüş) ile bireyin “özgür alanlarını” belirleyen görüş (Organik Görüş) eğitim sisteminde dengeyi kuramamıştır. Bireylerin kendine özgü özelleri ve öncelikleri dikkatte alınmadığında tek başına bu görüşlerin uygulamasında sosyal sorunlar doğuracaktır. Sadece “özgürleşmeyi” hedefleyen görüşe ve sadece “özgür alanı” belirleyen görüşlere uyumlu birey sayısı oldukça azdır. Toplumu oluşturan bireylerin kahir çoğunluğu “duruma göre” tam özgürlüğe ve sınırlanmış özgürlüğe muhtaçtır. Toplumun ana gövdesini oluşturan bu kitleye karma bir sistemi uyarlayabilmek/uygulayabilmek için zengin ve profesyonel eğitim yapısına ihtiyaç vardır. Disiplinli/sınırlı özgürlüğe mecbur öğrenci, tam özgürlüğü kötüye kullanarak kendisine/topluma/geleceğe zarar verecektir. Bu tip bireyler, toplumu terörize eden kontrol edilemeyen anarşist ruhlu olur. Tam özgürlüğe ihtiyaç duyan öğrenci disiplinli/sınırlı özgürlükte içine kapanık-psikolojik sorunlar yaşayan öğrenci tipini ortaya çıkaracaktır. Böyle bir durumda toplum Aynştay’ını-Aziz SANCAR’ını çıkaramaz. Zengin ve profesyonel eğitim becerisini gösteremeyen eğitim yapılarında “işsiz okumuşlar” veya birbirlerini yok etme üzerine kurulu “rekabet eden aptallar” toplulukları ortaya çıkar. Anlaşılmalıdır ki yaşamda tek görüş uygulaması sorundur/sorunludur.

Geçmişinde yaşayan, zamana karşı esnemeyen kolektif bir bilinci paylaşıyoruz. Geleceğini öngörmeyi engelleyen bu bilinç, birey ve ailede hapis psikolojisi uygulamaktadır. Bu süreç eğitim kurumlarını, bilgiyi üretmek yerine aynı bilgiyi nakarata bağlamış durumda.. Bilgi tek başına değersizleşmiştir. Bilginin yaşam alanı bulması zorunlu hale gelmiştir. Kolektif bilinç yapısı, depolanan bilgiye uygulama alanı açmakta zorlanmaktadır. Kolektif bilinç, benzer düşünceler dışında bir şey üretmeyecektir. Her birey kolektif bilincin bir üyesidir. Kolektif bilinç ötesine ulaşan birey, tecrit korkusuna rağmen farkındalık yaratabilir. Birey böylece kolektif yapıya da yeni bir ufuk katacaktır. İnsanlık yürüyüşü, geleceğine ilerlerken “sonraki daha iyi olanı” hedefe koydukça değişim/gelişim devam edecektir. Mevcuttan beslenen erk, değişime hep direnmiştir.  Seçilmiş hatiplerin etkili kürsülerdeki nakaratı, toplumu hipnotize edebilir. Bu “sonraki daha iyiye” ulaşımı durduramamıştır. Herksin hep aynı düşündüğü yaşam, taleplere cevap vermeyecektir. Farklı düşüncelerin sağladığı olanaklar somutlaştıkça kitlesel dönüşüm, süreci hızlandıracaktır. Enformasyon teknolojisinin ulaştığı boyut, kapalı kolektif bilinç direncini azaltmıştır. Topluluklar karşılaştıkları “yenilere” şaşırmamaktadır. Toplumun bu yeniliklere tepkisi yeniliğin kısa sürede sağlayacağı kar-zarar denklemi üzerinde kuruludur. Değişen eğitim yapılarına müdahale bu perspektiften anlaşılabilir.  

Eğitimde mevcudu kabullenmek dinamik olan tabiata ters düşer. Durağan veya yavaş olan bir eğitim yapısı, değişimin karşısında ezilecektir. Eğitimin-öğrenimin, okul çatısından çoktan çıktığı bir zamanı yaşıyoruz. Eğitim sistem ve yapılarının değişimin karşısında enkaza dönüştüğünü görüyoruz.

Mevcut durumda, geleceği bugün yazmakta zorlanıyoruz. Bugünü kazanamamış beyin ve okul yapılarında yüzümüz düne dönük kalıyor. Hayal-düşünce ve bilginin atölyesi olan okullar kuşbakışı âleme bakma zirveleridir. Bakıştaki görüşü netleştirmek için okulların “İnsan ve Mekân Kaynaklarını” beklentilere göre dönüştürmeyi zorunlu kılar. İnsan ve mekân kaynaklarının dönüştürülmesi için “ekonomi” önemlidir ancak öncelikli değildir. Öncelikle dünya görüşü ve inançtan beslenen zihniyetin, yenilenmeye açık olması gerekir.

Karanlığımızda boğuşarak çokçalışıyoruz. Gen ve geleneklerimizi “Öğrenmişler” bizi senaryolarında figüranolarak kullanıyor ve hayırsever değiller. Zayıf yönlerimizi “Öğrenmişler” özgüneğitim vadilerinde ulaştıkları teknoloji için coğrafyamızı denek olarakkullanacaklar. ”Onlar” orta ve uzak menzilden keşiflerini seyredecekler. Pekiya biz… Şizofren belirtilerle kin ve nefret karanlığında boğuşarak yoruluyoruz.Hayat bir laboratuvardır… Sonuç alınmayan deneyde ısrar, sınırlanmış beyinlerinuğraşıdır… Boyut düşmeye veya boyut atlamaya hazır mıyız?

Zeynel Karataş

Bu Habere de Bakın

DÜNDEN DEVAM

Fakat sürecin sonunda bu kulüp bu maddi desteklere ihtiyaç duymayacak, kendi çarkını döndürebilen hatta gelişen …

Bir Yorum

  1. Abuzer Kılınç

    Selam aleyküm
    1 – Sayın hocam bir öğrenci ortaokul sürecinde gösterdiği başarı yada performansın lise eğitimi boyunca kurbanı olmamalıdır. Mesela lise birde gösterdiği başarıya göre lise ikiye uygun sınıf ve okullarda devam etmelidir. Bu durum lise eğitimi süresince uygulanabilir olmalıdır, sınıf branş ve okul geçişleri olmalıdır. Bu en kutsal
    Eğitim hakkıdır.
    2 – Üstün zekalı çocukları eğitmek için üstün zekalı öğretmenler yetiştirilmelidir. Mesela en azından üniversite sınavlarında ilk bine giren adaylardan belirlenen miktarda öğrenci en iyi üniversitelerce öğretmen olarak yetiştirilmelidir.
    3 – İnsanların özellikle eğitilmiş insanların bir duyguyu, bir düşünceyi, bir olayı hem yazılı hem sözlü olarak açıklayabilmeleri ve anlatabilmeleri için hızla test sisteminden vazgeçilmelidir. Aksi takdirde gelecekte memleketi, sorunları, gidişatı, geleceği yönetecek insan bulamayız. Çünkü test tekniği daha çok hatırlamaya dayalı bir yöntemdir. Bilgiyi sunma ve anlatma imkanı yoktur.
    Örneğin ben iki artı ikide türkçe yan alanı hakettim ama gerçek türkçecilere saygımdan dolayı türkçe öğretmenliği branşına geçmedim.
    Selam ve dua ile.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir