Köşe Yazıları

Öğretmenler Günü Ve Öğretmenin İtibarı

Öğretmenler Günü Ve Öğretmenin İtibarı

 

Yarın öğretmenler günü. Eğitim sistemimizin bel kemiği olan öğretmenin sorunlar yumağı devam ediyor. Bu sorunların başında “kalite “ sorunu geliyor. Eğitim camiasında kaliteli öğretmenin tanımı şöyle yapılıyor: Alan bilgisi, genel kültür ve pedagojik formasyon yönünden en iyi şekilde yetişmiş ve gerekli bütün değerleri en üst düzeyde kazanmış öğretmen kaliteli öğretmendir.

Durum böyle olmasına rağmen, öğrencilik yıllarımızdan beri öğrenci alımından öğretmen istihdamına kadar meslekî değerler bir takım etkenler sonucu yıpranmış vaziyette…

1970’li yıllarda “ Mektupla öğretim” ve “Hızlandırılmış eğitim!le” öğretmen yetiştirilen dönemlere şahitlik ettik. Daha sonraki dönemlerde ise her üniversite mezunu öğretmen olarak atandı. Böylece yıllardır kalite problemini çözmek yerine kalite problemi artarak devam etti.

Hala günümüzde yapılan araştırmalara göre, öğretmen yetiştiren kurumlarda öğrenim görenlerin üçte birinin, ya açıkta kalmamak için ya da başka bir yeri kazanamadığı için bu yerleri tercih ettiğini ortaya koyuyor.

Yıllar önce basında okuduğum bir tespit içimi acıtmıştı. Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölüm Başkanı Doç Dr. Ayla Gürdal, bölümde okuyan başarılı öğrencilerin daha okul bitmeden özel okul ve deshanelerle anlaştığına dikkat çekerek, başarı oranı düşük olan öğretmen adaylarının bakanlık bünyesinde çalıştıklarını ifade ediyordu.

Vatandaşlar ise, çocuklarını “Hiçbir şey olamıyorsan bari öğretmen ol.” Düşüncesiyle öğretmenlik mesleğine başlamış kişilere emanet etmek istemiyor. Ancak yapacak fazla bir şey de yok. Öğretmenlikteki kalite kaybı ciddi oranda öğrenciye de aksediyor ve geleceğin Türkiye!sini emanet edeceğimiz gençler “ehil” olmayan kişiler tarafından yetiştiriliyor.

Eskiden öğretmen deyince akan sular duruyordu.Anne ve babalar öğrencilerini “Eti senin kemiği benim” diyerek teslim ediyordu onlara. Sosyal yaşantıları mükemmel olmasa da iyiydi. Öğretmene  “Bana bir harf öğretene kırk yıl kölesi olurum.” Anlayışı ile saygı gösterilirdi. Kısacası onlar toplumun baş tacı sayılırdı. Şimdilerde ise öğretmene o eski zamanlarda gösterilen saygının esamesine rastlamak mümkün değil.

Kanaatimce, öğretmenin saygınlığını ve itibarını yitirmesinde toplum değer yargılarının değişmesinin büyük rolü vardır. Öğretmen aynı öğretmen. Ancak toplumun değer yargıları değişti. Önceden ilme, öğretmene, bilime toplum değer veriyordu. Şimdi makama ve paraya değer veriyor. Öğretmenin eski saygınlığına kavuşması için öncelikle toplum değer yargılarının değişmesi gerekir.

Milli Eğitim Bakanlığı ile Y.Ö.K. arasındaki iletişimsizlik ve plansızlık da işin tuzu biberi oluyor. Yıllardan beri Ota okullarda Fen Bilgisi derslerine Fizik Kimya öğretmenleri girerken , ya da aksine Liselerdeki Fizik-Kimya derslerine Fen bilgisi öğretmenlerinin girdiğini hepimiz biliyoruz. Yine Liselerde okutulan Edebiyat derslerine Türkçe öğretmenlerinin girdiği malumdur.

İhtiyaç olmayan branşlarda haddinden fazla öğretmen adayı yetiştirilirken, ihtiyaç olan bölümlerin dersleri bir türlü asıl branş öğretmenleriyle doldurulamaz. Ya da norm kadro uygulamaları adil uygulanmaz. Bir okulda ihtiyaç fazlası Öğretmenler birikir, diğer bir okulda öğretmensizlikten dersler boş geçer.

İlk okul yıllarından başlayarak içinde bulunduğum, öğrencilik ve öğretmenliğimin geçtiği 50 yıllık serüven böylece devam edip gitmektedir. Ali gelir Veli’nin programını beğenmez. Veli gelir Ali’nin programını bozar. Kalite sorunu çözümlenmek yerine hep büyüyerek devam eder. Yaz-boz tahtasına dönen Eğitim sistemimiz kör topal devam eder.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı