Köşe Yazıları

Oduncu Pazarı

Dünyadaki doğal dengenin, mevsimlerin henüz bozulmadığı yıllar. Kışın kışlığını, zemherinin zemheriliğini tam anlamıyla hissettirdiği dönemler. İnsanlar genelde odun ve kömür ile ısınmakta. Odunlar dağ köylerinden geliyor. Katır ve eşeklere… Resmi kurum ve kuruluşların ihtiyacı ise Orman Müdürlüğünce karşılanmakta.

Kömür, dışarıdan kamyonlarla geliyor. Dağıtımını bir plan ve sıraya göre belediye yapıyor. Bir hayli uzayan, yorucu bir formaliteden sonra alınabiliyor. O nedenle odun tüketimi daha çok. Çünkü ulaşmak kolay. Evliya Çelebi. Seyahatnamesinde bir zamanki ormanlarımız için aynen şunları söylüyor:‟Bir yaz günü at ile Adıyaman’dan Şeyh Abdurrahman Erzincani’nin türbesine (Zey Köyüne) giderken, yolun her iki tarafı ağaçlarla, gölgeleriyle kaplı olduğundan, güneş ışığını göremiyordum.„ Oysa şimdilerde o ağaçların esamisî bile yok…

Evet, odunlar dağ köylerinden geliyor. Köylülerimizin bir kısmı geçimini bununla karşılaşmakta. Dağ,tepe,yamaç, vadi dolaşarak buldukları kurumuş ağaçları, ağaç köklerini kesip stok yapar, havalar soğuduğunda her gün üç dört kucağını eşeğine veya katırına yükleyip şehre iner. Sabah ezanından gün ağarıncaya kadar Harhar mahallesi, Yenipınar Camii yolu, Sümer Meydanı, Attar Pazarı ile Demirci Pazarı arasındaki cadde ve sokaklarda bir orkestra… Eşeklerin, katırların nal seslerinden oluşan ahenkli bir musıkî… Tak… Tak… Tak… Bazen buna boyunlarındaki veya koşum takımlarındaki zil sesleri de karışınca tam bir orkestra. Sabah sessizliğinde kulaklara gayet hoş gelen tıkırtılar ve nal sesleri…

Attar pazarı’ndan aşağı inince solda Gülbahar oteli ve Mehmet Ağaların hanından sonraki sol boşluk Oduncu Pazarı. Büyük bir hareketlilik. Odun almaya gelenlerle, atlı-katırlı odun satıcılarının oluşturduğu kalabalık bir alan. İnsanlar, alacakları bir yük odunun hangi eşekte, hangi katırda daha fazla olduğunu araştırmakla meşgul. Eğer bu konuda tecrübeli değilseniz, odunların semer üzerindeki dizilişine aldanabilirsiniz. Zira ön cepheden baktığınızda odunlar kabarık ve hacimli görünse de bu, bir çeşit diziliş tekniği… Aldanmamanız lazım. Arlar boş bırakılmış, semerin ön cephesine doğru kabarık görünmesi gözünüzü aldatabilir. Onun için, hangi yükün aralıksız, boşluk bırakılmadan, daha sık dizildiğine dikkat etmeniz lazım. Pazarlıklar, pazarlıklar… El ele tutup sıkı sıkı yapılan pazarlıklar… Sonunda bir veya iki yüklük alışveriş ve anlaşmalar…

Üç dört saat içinde o katır ve eşek trafiği sona ermiş, Oduncu Pazarında bir sessizlik ve rahatlama  başlamıştır. Satıcı köylü hemşehrilerimiz, şehrin dört beş mahallesinden gelen alıcılarla beraber odunları indirip teslim etmektedirler. Yükler boşal paralar alınınca eşek ve katırlar bir yerlere veya hana teslim edilecek ve çarşıya gidilerek alışverişe (siparişlere) başlanacak. Gazyağı, sabun, çay şekeri, dikiş ipliği ve lamba şişesi. Lamba şişesi, bir ipe geçirilerek boyunda, göğüs üstünde madalyon gibi asılı durur. Aksi halde onu elinizde, heybenizde taşımanız mümkün değil.

Öğlene doğru Oduncu Pazarı ve yanındaki asırlık dut ağacının dibi ayran satıcılarıyla  dolar. Köylü kadınlar birer adım mesafeyle koca dut ağacının dev şemsiyesinin gölgesine serdikleri minder, çul, çuvallara oturmuş, önlerinde ayran dolu tuluklar. Elindeki tasa bir miktar doldurup size tattırdıktan sonra kovanızı ayranla doldurup gönderir. Yerel, milli kıyafet içindeki poşulu, yazmalı, ketenli, zıbınlı, peştamelli, fistanlı analarımız, bacılarımız. Hepsinin öpülesi elleri nasırlı, yüzleri güleç, tertemiz, pırıl pırıl… El emeği, göz nuru, alınterinin canlı numuneleri…

Çocukluğumuz, gençliğimiz hep buralarda geçti. O ayranları, o nal seslerini, o sevimli insanları unutmak ne mümkün… Mekânları cennet olsun. Yıllarca bizi ısıtıp, o doyumsuz ayranlardan içirdiler. Rab’bim hepsine rahmet eylesin…

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu