Köşe Yazıları

Neden Diyaloğ Değil Düşmanlık

Neden Diyaloğ Değil Düşmanlık

Ömrü boyunca gerçeği aramak için çırpınırken gözlerini fedâ eden düşünce adamı Cemil Meriç, Türkiye’de düşünce ve fikir adamı yetişmemesinin nedenlerini şöyle dile getiriyor: “…Kızıl şal görmüş İspanyol boğası gibi her düşünceye ve her düşünene saldırmak; bu canım memleket bu yüzden bir cüzamlılar memleketidir.”

“Sağ, kovuğuna çekilmiş, münzevi, mazlum, muzdarip. Sol, eline tutuşturulan reçeteyi kekeliyor, mânâsını anlamadığı reçeteyi..Tek ortak duygu; düşmanlık. Diyalog yok.”

Cemil Meriç merhum, bu tespitlerini 1970’li yılların başlarında yapıyor ve haykırıyor. Geçen yarım asırda değişen bir şey yok maalesef… Belki bir yarım asır daha geçse yine de değişmeyecek bu kafalar …

Birileri bazı değerlerimizi ve bu değerlerin sahiplerini görünce hâlâ kırmızı şal görmüş İspanyol boğası gibi düşünceye ve düşünenlere saldırmayı sürdürüyor. Ve bunu yaparken de birilerinin ekmeğine yağ çaldığını da kabul etmiyor. Memleketi hem kendileri cüzamlılar diyarı yapıyor, hem de başkalarına, ağa babalarına cüzamlı memleket olarak takdim etmekten de hicap duymuyorlar.

Birileri hâla kabuğunu kıramadı. (istisnalar hariç) Münzevi, mazlum rolünden sıyrılamayanlar hep muzdarip olmaya mahkum kalırlar. Birileri eline tutuşturulan reçetelerin anlamını, mahiyetini bilmeden kekeleyerek okurken bu millete düşmanlık yapmayı da sürdürüyorlar.

İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlara koklaşa koklaşa anlaşırlarmış. Biz neden diyaloğu bıraktık. Kimler kesintiye uğrattı bizim aramızdaki ülfet ve muhabbeti? Birbirimize karşı beslememiz gereken sevgi ve saygıyı neden kaybettik?

Eğer mesele memleket ise gerisi teferruat değil miydi? Bu ülke hepimizin ise neden dostu üzüyor, düşmanı güldürüyoruz?Fedakârlık ve diğergamlık, Milliyetçi ve mukaddesatcı söylemler  satırlarda mı kalmalı, yoksa hayatımızın her kademesinde bizim önemli değerlerimiz değil midir?

Üstad Cemil Meriç izm’ler için bakın ne diyor : “ Osmanlı, tarihin en büyük mucizesi. Bir biz vardık cihanda bir de küffar.” “Kilisenin bir tek gayesi vardı, Osmanlı’yı etnik bir toz yığını haline getirmek. Tanzimat’tan beri Türk aydınının kaderi iki noktada düğümleniyordu: aldanmak ve aldatmak. Senaryoyu başkaları yazıyordu, biz sadece birer oyuncuyduk.”

Miras yedi silik bir nesil türedi aramızdan… Tam altıyüz yıl cihana hükmeden Osmanlı’ya küfreden, taştan taşa çalan nevzuhur bir güruh… Kurdukları plan ve projelerle Osmanlı’yı bir toz yığını haline getirmek için uğraş veren kilise müntesipleri ne yazık ki Osmanlı’nın saf ve serseri evlatlarının boynuna da haç astırmayı başardılar.

Yazılan tüm senaryoları eksiksiz oynayan batı’nın ve kilisenin uşakları, Osmanlı’yı ortadan kaldırmak yetmiyormuş olacak ki, şimdilerde içteki ve dıştaki fikir babalarının teşvikiyle kardeşi kardeşe kırdırmayı yeniden başlattılar. Ölen de öldürülen de bu memleketin öz evladı. Bu ülke için canını veren yiğit oğlu yiğitler, şimdi kana doymaz vampir misali memleketi kan gölüne çevirmekten çekinmiyorlar. Kimler kimlerinim hesabına çalışıyor. Belli değil. At izi ile it izi maalesef karıştı. Şimdi memleketi kaosa sevk edenler bayram edebilirler. Ama en karanlık geceler en aydınlık gündüzlerin habercisidir. En şiddetli kış’lar en gürbüz baharlara gebedir.Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı