Köşe Yazıları

Mümtaz beyle mecburi yolculuk-4

-Dünden Devam-

O günden sonra Mümtaz bey olmadan bir kilometrelik yolu arşınladım durdum ta ki araç sahibi olana kadar.

Onunla ilgili hiç kimse doğru bir bilgiye ulaşmadı. Ne zaman şehrimize gelmişti, doğrusu bilmiyordum. Nereli olduğunu da kimse bilmiyordu. Yanı başımızda, bir başına yaşayan ve bir başına ölen adamın bir gün hatırını sormayan koca bir kent, öldüğünde hiç hak etmediği suçlamalarla şehrin en önemli dedikodu malzemesi yapmışlardı. Beş dakikalık muhabbet için, hiç tanımadıkları adamın hakkını çiğneyip çiğneyip bir köşeye atıyorlardı. Bunu da o kadar rahat, o kadar sıradan, o kadar aleladede ve o kadar vurdumduymaz bir şekilde yapıyorlardı ki, sanki böyle bir hakları varmışçasına kendinden de eminlerdi.

Bu anlatılanlarda Mümtaz beyin kim oluğu ve nereden geldiğiyle ilgili bir bilgi bulmak mümkün değildi. Ne öncesi ne de sonrası meçhuldü Mümtaz beyin, mümtaz adamın!

Ta ki o adamı görene kadar…

***

Mümtaz bey konusu yavaş yavaş şehrin gündemini terk ediyordu. Arada sırada çay muhabbetlerine konu edilmese, Mümtaz beyin adı memleketin gündeminden tamamen kalkacaktı.

O sabah da dakikamı hiç şaşırmadan tam 07:38’de kapıdan dışarıya çıktım. Aslında son zamanlarda güzergâhımı değiştirmek istiyordum ama içim bir türlü elvermedi. Yine Mümtaz beyin evinin önünden geçiyor başımı hafif çevirip, sanki Mümtaz bey kapıdan çıkacakmış ama bu defa bana selam verecekmiş gibi beklihyorum ama sonra yoluma devam edip gidiyorum.

Üç yıl sonraydı.

Yine aynı saatte, aynı güzergâhta yoluma devam ederken Mümtaz beyin evinin kapısının açık olduğunu gördüm. Kapının hemen yanında bakımsızlıktan kurumuş eski çiçeklerin önüne bir masa ve bir sandalye konmuştu. Masanın önündeki sandalyede oturan yaklaşık 25 yaşlarında bir genç vardı. “Kimse kim” deyip yoluma devam edecektim ki, dedikodu duyma yerine gerçeği öğrenme şansını elimin tersiyle itemezdim.

Bahçe kapısını tıklatarak açtım, içeriye girdim. Masada öylece oturup duran genç adam kalktı, beni karşıladı. “Babamı tanır mıydınız” demesiyle Mümtaz beyin aslında yalnız bir adam olmadığını, bir zamanlar evli ve en az bir de çocuğunun olduğunu öğrenmiş oluyordum. Gencin sorusuna “Biraz” diye cevap verdim. Elini uzattı tokalaştık.

***

Otogarda genç adamı yollarken yine gözlerimden yaşlar gelmişti. Hiç tanımadığım bir adam ve hiç tanımadığım oğlu için gözyaşı döküyordum, bu anlaşılır gibi değildi.

Mümtaz beyin evini sattık, tapu işlemlerini hallettik, genç adam parasını alıp memleketine döndü. Bu sürede oğlunu bizim evde misafir etmek istedim ama o illa babasının evinde kalmak istedi. Yemekleri birlikte yeme teklifimi ise reddetmedi.

Mümtaz bey İstanbul’da yaşıyormuş ve çok zengin birisiymiş. Eşi ve eşinin yakınları Mümtaz beyin sessizliğini fırsata çevirmekte gecikmemiş. Adamın neyi var neyi yoksa yavaş yavaş elinden almışlar. Sonra eşi başka bir adama kaçıp gitmiş. Mümtaz bey başını belaya sokacağına şehri terk etmiş. Nasıl olmuşsa bizim memlekete gelmiş. İşin iyisine kötüsüne bakmadan bir okulda hademeliğe başlamış. En sevdiği kişi tarafından aldatılmak ve onun ailesiyle birlikte soyulmasını içine sindirememiş ve bütün dünyaya küsmüş.

Oğlu onu çok aramış, annesine çok sormuş ama cevap alamamış. Ta ki ölene kadar. Öldüğü de oğluna bildirilmemiş. Üniversiteyi bitirip bir işe giren Mümtaz beyi oğlu, işe girmek için gerekli evrakları toplarken babasının “ölü” olduğunu öğrenmiş ve başlamış araştırmaya. Böylece yolu bizim memlekete düşmüş, evini bulmuş, hatırlarını tek tek toplamış.

Mümtaz beyin evi neredeyse boş sayılırdı. Bir yatak, bir kilim, bir divan, bir kitaplık ve birkaç resimden ibaretti. Zaten oğlunun topladıkları da o birkaç resim, birkaç kitap ve birkaç nottu. Notlarda ne yazdığını sormadım. Belki günlük tutuyordu, belki şiir yazıyordu belki de bir kitap hazırlığındaydı.

Ne olursa olsun Mümtaz bey, hayatta en ağır darbeyi en sevdiğinden yemiş, sadece ihanet edene küseceğine bütün bir aleme küsmüştü. Her şeye küs bir halde yaşadı, küs bir halde öldü. Garip gelmedi bu dünyaya belki ama garip gitti Mümtaz bey…

Oğlu sadece bir notu göstermişti bana. Şöyle yazıyordu; Ben onun için yaşıyordum, o başkası için!

-Bitti-

Etiketler

Naif Karabatak

Naif Karabatak

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı