Köşe Yazıları

Mümtaz beyle mecburi yolculuk-3

-Dünden Devam-

Fırından bir ekmek alıp servise yetişmem lazımdı. 50 kuruş uzatıp fırıncıdan bir ekmek vermesini istediğimde ekmek almak için bekleşenlerin konuşmasına ister istemez kulak kabarttım. “Mümtaz bey kaçmış” diyordu birisi. Mümtaz bey kimdi, nereden kaçmıştı, nereye kaçmıştı, neden kaçmıştı, nasıl kaçmıştı? Bütün bunlar bir kulak kabartmayla öğrenilecek şeyler değildir.

Ekmek küreğinin üzerine tırnaklı pide hamurunu dikkatlice seren fırıncı küreği fırına atarken, “Çok yüklü de para götürmüş Mümtaz bey” dedi, kasadaki çocuk “Vay Mümtaz bey vay” demeyi ihmal etmedi. Dedikoduyu sevmezdim, Mümtaz beyin yüklü parayla kaçması ilgimi çekse de umursamamayı seçtim. Ekmeğimi alıp, servise yetiştim.

Tam önümde duran otobüsün kapısını açıp ayağımı ilk döşemeye atmıştım ki “Meğer Murtaza bey ajanmış” diyen memur Mehmet’in sesi geldi. Yaşar ise itiraz etti, “Ajan olduğu tam belli değil ama sanki Amerikan istihbaratındanmış” Hasan hemen söze girdi, “Adam sarışın bir kere kesin Rus ajanıdır. Zaten hiç konuşmazdı. Demek ki Türkçe de bilmiyormuş domuzun dölü”

Şoför Mahmut amca “Ne boş boş konuşuyorsunuz” diye söze girdi. Direksiyondayken bütün vücudunu arkaya doğru eğerek, “Adam kasadaki parayı alıp kaçan birisi, ne ajanı yahu” dedi.

İşyerine gittiğimde de günün konusu Murtaza beydi. Çok büyük para götürmüştü, ajandı, ülkenin bütün önemli bilgilerini çalıp götüren bir haindi, şöyleydi, böyleydi.

Bizim memleket sakin bir memlekettir. Öyle her gün olay olmaz, aslında hiç olay olmaz. Dolayısıyla tek olay dedikoducuların hayal gücünün sınırıyla paralel orantılıdır. Mümtaz beyin kim olduğunu doğrusu sormak, öğrenmek istiyorum ama dedikodunun içinde boğulan olmamak için susup duruyorum.

Öğleye doğru müdür bey odama geldi. Onun da gündeminde Mümtaz bey vardı. Müdürümüz de Mümtaz beyin ajan olduğundan çok emindi, lafın arasında “Sahi ya Mümtaz bey sizin mahallede oturuyormuş” deyince konuyla ilgilenmem gerektiğini anladım. Bir okulda hademeymiş Mümtaz bey ama kıyafeti, tavır ve davranışlarıyla bir ajan gibiymiş. Hiç kimseyle konuşmaz, hiçbir arkadaşı bulunmazmış. Dün sabahtan beri kendisinden haber alınamıyormuş. Bazıları para kaçırdığını söylüyor ama hademenin kasası mı olur ki kaçırsın. Hem neyi kaçırsın, niye kaçırsın, nereye kaçırsın? Küçük yerlerin büyük dedikodusu dedi müdür ama ajandır demeyi de ihmal etmedi. Hem de Rus ajanı…

Müdür bey gidince sordum, soruşturdum Mümtaz beyin her sabah benle birlikte 800 metre yürüyen o adam olduğunu anladım. Tevekkeli değil iki gündür karşılaşmıyordum. Anlatılanlara inandığım söylenemezdi. Mümtaz beyi tanımıyordum ama bizim insanımızın ne kadar dedikodu sever olduğunu gayet iyi biliyordum.

Bir sonraki sabah da Mümtaz beyi görmedim, sonraki sabah da…

Hafta sonu geçti, pazartesi günü yine 07:38’de evden çıkıp, 07:40’da Mümtaz beyin evinin önüne geldiğimde, birden bire yolumu değiştirip evin bahçesine girdim. Aslında beni eve doğru çeken sadece Mümtaz beyi merak etmem değildi. Sadece anlatılanların gizemi, gizemin açıklığa kavuşturulması da değildi. Bahçe kapısının tam önünde burnuma bir koku gelmişti, çok kötü bir kokuydu. Bahçedeki çiçeklerin mis kokusuna inat pis bir kokuydu burnuma kadar gelen. Kapıyı çaldım, açan olmadı. Bir daha bir daha derken beş kez güçlü şekilde çaldım ama açan olmadı. Camdan baktım bir şey görünmüyor, arkaya döndüm bir şey görünmüyor, evin etrafını dönüp durdum ama ne ses var ne bir iz. İşe gitmekten vazgeçtim, eve dönüp telefonla karakolu aradım. Mümtaz beyden haber alınamadığını, evin kapısının kırılması gerektiğini filan söyledim, polisler ikna oldu. Tekrar Mümtaz beyin evinin önüne gittim, polisler 10 dakika sonra geldi. Yanlarında da bir çilingirci. Kapının anahtarı kırıldı. Kapı açılınca bahçe kapısında burnuma gelen kötü koku daha yoğun şekilde yayılmaya başladı. Polisler içeriye girdi, ben de polislerle birlikte. Mümtaz beyin cansız bedeni evin ortasında boylu boyuna yatıyordu.

O güne dek hiç kimsenin umurunda olmayan, hiç kimsenin diyalog kurmadığı Mümtaz bey şehrin en önemli muhabbet konusu olmuştu. Yüklüce parayla kaçtığını söyleyenler, ajan olduğundan emin konuşanlar, vatan haini olduğuna kanaat getirenlerin hiçbirisi cenazeye gelmemişti. Belediyenin hoparlöründen yayılan anonsta sadece Mümtaz beyin öldüğü söyleniyordu, ikindi namazını müteakip kılınacak cenaze namazından sonra da belediye mezarlığında defnedilecekti. Oysa bizim oralarda belediye hoparlöründen cenaze anonsu yaptırmak da bir asalet simgesiydi. Ne kadar çok isim sayılırsa o kadar itibar kazanırdı cenaze ve sahipleri. Cenazeden bile itibar bekleyenler vardı, ilginç ama vardı.

Mümtaz beyin anonsunun itibarlık bir durumu yoktu. “Mümtaz Kimsesiyok vefat etmiştir” cümlesi, onun hiç kimsesinin olmadığını gösteriyordu. Zaten soyadı da bunu tescilliyordu; Kimsesiyok! Cenaze namazını ben ve birkaç cemaat birlikte kıldık. Mezarlıkta da sadece telkin eden hoca, ben ve iki kişi daha vardı. Onlar da mezarlıkta yakınlarına dua için gelenler, Mümtaz beyin defni için de zaman ayırmışlardı.

-Devamı Yarına-

Etiketler

Naif Karabatak

Naif Karabatak

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı