Köşe Yazıları

Mümtaz beyle mecburi yolculuk-2

Mümtaz beyle mecburi yolculuk-2

-Dünden Devam-

Mümtaz bey 1,60 boylarında, hafif göbekli, kısa, tıknaz birisiydi. Yolda yürürken ayaklarını da hafif çarpık atardı. Beyaz tenliydi, hatta oldukça beyaz tenli. İnce bir bıyığı vardı, kalın çerçeveli bir gözlük de hep gözünde olurdu. Onun evinden bizim işyerinin servisine kadar aynı güzergâhımız vardı ve bu güzergâh tahminime göre 800 metreydi. 800 metre içerisinde Mümtaz bey ne sağına bakar ne soluna. Ne geri döner ne de ileriye bakar. Sürekli başı önünde yürür. İki eli de dolu olduğu için çok fazla elini kolunu sallamaz. Bir robot gibi dik yürür ama ayağını çarpık attığı için dik bir açının sallanmış hali gibi görünürdü.

Mümtaz beyle mecburi güzergahımızda 5 bakkal, bir konfeksiyon, bir elektrik tesisatçısı, bir su tesisatçısı, bir çeyiz dükkanı, bir çay ocağı, bir de ekmek fırını vardı. Mümtaz bey bu dükkânların önünden geçerken de başını kaldırmaz, hiç kimseye selam vermez, hiç kimseden de selam almazdı. Hatta vitrine dönüp baktığına da şahitlik etmedim. Aksine ben bakardım, özellikle konfeksiyonun önünden geçerken, çay ocağının hemen önünde, bir de fırının yanında. Birinde seyreder, diğerlerinde ekmek alanlarla, fırıncıyla, çay ocağının müdavimleriyle merhabalaşırdım.

Mümtaz beyin ne iş yaptığını, hangi kurum veya kuruluşta çalıştığını bilmiyordum, “suskun” ve mümtaz bir duruşu olan birisiyle diyalog kurma şansım da olmadığı için öğrenme imkânım yoktu. Medeni haliyle ilgili bir bilgim de bulunmuyordu. O zaman ben henüz 23 yaşındaydım, Mümtaz bey de 45’ini gösteriyordu. Evli olmalıydı, belki çocukları da vardı, belki de bekârdı, belki yalnız yaşıyordu. Hiç öğrenemedim, belki de o zamanlar hiç merak etmedim.

Merak etsem de, etmesem de iki yıl boyunca hasta olmadığımda, izinli bulunmadığımda, dini ve milli bayramlar dışında haftanın beş günü, aynı vakitte, aynı güzergâhta ve aynı süre boyunca Mümtaz beyle olan 800 metrelik yolculuğumuz sürdü durdu. İş dönüşü Mümtaz beyle karşılaşma şansım hiç olmadı. Saat kaçta işten çıkıyor, hangi güzergâhtan geçiyor ve eve hangi saatte geliyor bilmiyordum, bilmek isteyip istemediğimin de farkında değildim.

Birkaç kez “merhabalaşma” deneyimim oldu ama her seferinde Mümtaz beyin gözleriyle gözlerim karşılaşmadığı için benim selam verme çabam ona ulaşmadan havada uçup gitti. Sonra ben vazgeçtim.

Yine her zamanki gibi sabah evden tam 07:38’de evden çıktım, ayağım kaldırımla buluştu. İki dakika içinde sokağın köşesini döndüm, bahçeli evin önüne geldim, geçtim, biraz daha geçtim, biraz daha.. durdum. Geriye baktım, sonra sola döndüm, sonra sağa döndüm, sonra yeniden arkaya baktım, ilerledim ama Mümtaz beyden ne bir ses ne bir iz vardı. İlginç, uzun zamandır ilk kez Mümtaz bey beni ıskalamıştı. Ya benden önce çıkmıştı ya benden sonra çıkacaktı. Belki de hastadır, bugün izin almıştır. Belki de yıllık izne çıkmıştır. Servise kadar gittim ama kendimi çok yalnız hissettim, belki biraz ürktüm de. Hâlbuki Mümtaz beyle hiç konuşmuyorduk, selamlaşmıyorduk bile. Onun varlığı belli değildi ki, yokluğu belli olsun. Onun varlığı bana bir güven vermiyordu ki yokluğu güvensizlik getirsin. Kısaca o benim hayatıma ait değildi, benle bir ilgisi ya da alakası yoktu. Ne tanırdım ne bilirdim. O da beni tanımazdı, bilmezdi, belki hiç ilgi alanına girmişliğim bile yoktu. Her gün karşılaşan ama bir birinden habersiz yığınlardan birisiydi Mümtaz bey benim için, ben de onun için.

İlginç ama ilk kez o gece Mümtaz beyi rüyamda gördüm. Rüyada olup bitenleri hatırlamıyorum ama Mümtaz bey olduğu kesindi. Sanki yine yolda yan yana birlikte yürüyor gibi.

O sabah da bütün diğer sabahlar gibi kalktım, hazırlandım. Aslında bu sabah, diğer sabahlar gibi değildi. Biraz geç kalkmıştım. Bu nedenle de kahvaltı yapamadım. Buzdolabını açtım, biraz peynir, biraz zeytin, bir domates, bir de salatalık alarak kahvaltı için nevalemi tamamladım. Yolda bir de ekmek aldım mı tamamdır.

Evden çıktığımda yine saat 07:38’i gösteriyordu. Hatta biraz oyalanmak istedim ama sonra vazgeçtim. Sokağın köşesini döndüğümde Mümtaz beyi göreceğimden çok emindim ama göremedim. Adımımı küçülterek, hatta biraz da oyalanarak evlerinin önünden geçtim ama Mümtaz beyden bir ses veya görüntü yoktu. Bendeki de takıntı mı ne diye kendi kendime kızarak yoluma devam ettim.

-Devamı yarına-

Naif Karabatak

Naif Karabatak

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı