Köşe Yazıları

Maskan=Kiler

(Biraz Nostalji)   

Hemşehrilerimle bir “zamanda yolculuk„ yaparak kırk elli yıl öncesine doğru gitmek istiyorum. Buzdolabı, derin dondurucu henüz yok veya yok denecek kadar az. Evler, babadan kalma kerpiç, taş, ahşap evler. Toprak damlı. Aileler henüz bölünmemiş ve küçülmemiş. Aynı avluda baba, evli bir iki oğlu birlikte oturmakta. Her dairenin önünde, camilerin son cemaat mahalline benzer bir iki basamakla çıkılan “örtme„ dediğimiz hol, sofa, antre görevi yapan önü açık, üstü kapalı giriş. Odaların hepsi ön taraftaki salona açılmakta. Salondan diğer odalara açılan üç dört kapı. En serini, en loş olanı kiler olarak kullanılır. Buna yöresel ağızla “maskan„ diyoruz. Arapçadaki “mahzen„in zamanla bozulmuş biçimi mi yoksa?.. Hani şarkılarda geçen:“Şarap mahzende yıllanır„ dizesindeki mahzen… Her neyse…

Maskanın dışarıya(sokağa veya caddeye) açılan küçük bir penceresi olsa da olur, olmasa da … Burası, büyük ailenin gıda deposu gibi. Uzun zaman saklanması, korunması gereken yiyecek ve içecekler burada muhafaza edilir. Duvarlar kerpiçten ve taştan. Yazın serin, kışın sıcak bir mekân. Toprakla sıvalı. Genelde kireç, bazen de “çerpek„ denilen yöresel bir badanayla kaplı. İçeride duvarlara gömülü “taka„ denilen gömme, kapaksız pencereler (dolaplar). Bir duvarın boydan boya önünde kerpiç veya taştan örülmüş yetmişbeş-seksen santim yüksekliğinde sedirimsi bir yer. Buraya bazı küp, teneke vs.ler konuyor. Maskanın tavanı ahşap. Belli aralıklarla ağaçlar yerleştirilmiş. (Bazılarında hezen  denilen kalın kütükler…) Ağaçların üstü kamış, hasır veya tahta dizili. Onun da üstü toprakla kaplanmış. Kışın “loğdır„ denen aletle çekilen “loğ„ vasıtasıyla loğlanıp pekiştirilen toprak…

Maskana girer girmez mis gibi bir koku karşılar sizi. Mini, midi ve büyük ölçüdeki küpler… Dışı yeşil bir yalıtkanla boyanmış ve yalıtılmış bir sürü küp… Hazine-define küpleri gibi. Ebatlarına göre ayrı ayrı işlevleri var. Kimine tereyağı, kimine salça, kimine peynir, kimine pekmez veya reçel konmakta. En büyüklerin bazıları kesme, pestil (bastık) ve pekmez sucuğu ile dolu. Soğuk kış günlerinde ailenin büyük kadını tarafından açılıp içindekiler bir tepsiye doldurularak yer sofrasının ortasına konacak ve masal-hikâye-sohbet eşliğinde tüketilecek.

Maskanın tavanına “arıstah„ diyoruz. Arıstahdaki ağaçlara belli aralıklara çiviler ağaçlara çakılmış. Koca koca çiviler. Çivilerin her birinde iplerle asılı değişik yiyecekler. Kimilerinde sepet sepet kavurma topakları… Kışın hazır yemeği… İstendiğinde birkaç tanesini al ve hıtap yapmak üzere fırına yolla. Bazı iplerde kavun, karpuz, nar asılı. Kışın alıp yemek için. Küplerdeki yağın, pekmezin, reçelin  tadı ve kokusu bir başka. Yağ, kabarmış ve tane tane olmuş… Pirinç gibi. Pekmez de öyle. Kepçeyle, kaşıkla değil; elinizle, parmaklarınızla bandırıp tatmanın ayrı bir lezzeti ve keyfi var.

Haftalık ihtiyacınızı kilerdekilerden alıp mutfaktaki  tel dolaba alabilirsiniz. Tel dolap, günümüzdeki kitaplık dolabı gibi. Ortalama iki metre yükseklikte. Yukarıdan yarısı tel ile kaplı iki kapak. Aşağısı da gene iki kapak fakat sunta veya kontrplakla kapalı. Sinek sivrisinek giremiyor o ince tellerden. Haftalık yiyecekler, çiğ veya pişmiş burada muhafaza edilir. Her evde (ailenin büyüklüğüne göre) bir veya daha fazlası var. Yeni evlenen çiftlerin çeyizine de bir tanesi genellikle konur.

Maskan; evin anbarı, erzak deposu, marketi, yiyecek ve içecek mekânı. Sorumlusu da evin büyük hanımı. Gelinler, genç kızlar, çocuklar ihtiyaç duyduklarında evin hanımından izin almadan pek girmez, dokunmazlar. Her şeyin olduğu gibi maskanı kullanmanın, oradan yararlanmanın da  kendine özgü bir edep ve âdâbı var. Yaramaz, pisboğaz çocuklar hariç… Onların ara sıra izinsiz kaçamaklarına göz yumulur.

Bu büyük aile keyfi, bu maskana dayalı kesme, bastık, sucuk ziyafetleri, kış gecelerinin o kalabalık saatleri zamanla beraber yavaş yavaş ortadan kalktı, gözlerden kayboldu, unutulup gitti. Giderken de beraberinde çok güzel gelenek ve görenekleri de alıp götürdü. Komşuluğu, paylaşmayı, sempatiyi, sevgiyi ve saygıyı… Daha birçok özellik ve güzelliği… Maskanlar, boy boy küpler, arıstahdaki topah dolusu kavurma sepetleri, kesmeler, bastıklar, kuru üzümler, incirler… Daha neler neler… Hatıralarımızı süsleyen, boğazımızda düğümlenen nice güzellikler… Hiçbiri yok artık…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı