Son Dakika
25 Haziran 2018 Pazartesi
16 Şubat 2018 Cuma, 08:55
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu orhansamsatlioglu0022@gmail.com Tüm Yazılar

KUŞAĞIMIZA ÖĞRETİLEN YANLIŞLAR

(GEÇMİŞE YOLCULUK)

KUŞAĞIMIZA ÖĞRETİLEN YANLIŞLAR

Bu yazımızda günümüzün genç kardeşlerimizi, öğrencilerimizi geçmişte bir yolculuğa götürerek ilkokul öğrencilik yıllarımızdaki birtakım yanlış öğretilenleri paylaşmak istiyorum.

1950-60 yılları arasındaki ilkokul öğretimi sırasında öğrendiklerimizden bazılarına şöyle bir bakalım:

Birinci sınıfta ilk okumayı Alfabe isimli bir kitaptan öğrenmiştik.

Bu kitabın ilk mesajı (cümleleri) şunlardı: “Uyu, uyu, yat, uyu.„

Evet, maalesef bize okula başladığımız ilk günlerde uyumamız, uyuyup yatmamız öğütleniyordu. Garip bir ifade değil mi? Uyumak, yatmak… İnsanı tembelliğe, atalete teşvik eden söylemler…

Oysa bizim, uyumaya ve yatmaya değil; kalkmaya, atağa, atılıma, atikliğe, çabaya, yarışmaya ihtiyacımız vardı. Bu yönden telkinlerle donatılıp doldurulmamız gerekiyordu. Aradan geçen elli altmış yıldan sonra bugün hâlâ geriye dönüp baktığımızda, neden “Uyu, uyu, yat, uyu„ ile uyutulduğumuzu bir türlü anlamış değilim.

İkinci bir garabet: Müzik dersinde yıllarca öğretilen şu ezgiye bakınız:

“Baltalar elimizde,

              Uzun ip belimizde.

              Biz gideriz ormana, hey ormana!„

 

Oh, ne âlâ(!) Sen kalk, ilkokula yeni başlayan genç çocukların eline baltayı ver, beline de uzun ipi sar ve ormana yolla… Dinimiz (hadis-i şerifler) özdeyişler, atasözlerimiz ağaç dikmekten, ağacı korumaktan, orman sevgisinden bahsederken, sen tut çocukların eline balta ile ipi ver ve ormana gönder… Çocukların körpe beyinlerini bu yanlış bilgilerle doldurursan, ondan sonra başlayacak olan ağaç kesimini, orman katliamını durdurmak mümkün olabilir mi? Elbette olmaz. (Bugün hâlâ çocukluk ve gençlik yıllarımızın sonbahar ve kış günlerinde sabahları Ulucami’nin önü, Attar Pazarı, eski Gülbahar Oteli’nden geçerek Oduncu Pazarı’na odun taşıyan onlarca katır ve eşeğin nal seslerini duyduğumu söylersem, abartmış olmadığımı tahmin ediyorum.)

Bakınız Evliya Çelebi ne diyor: “Bir yaz günü atımla şehir merkezinden Zey Köyü’ne giderken, yolun sağını solunu bir şemsiye gibi kaplayan ağaçların arasından güneşi görmek mümkün olmuyordu.„

Kalk sayın Evliya Çelebi, kalk! Kalk da senden sonra bizim o yolları, o ormanları, o ağaçları ne hale getirdiğimizi bir gör…

Bir başka tuhaflık. Bize ezberletilen şu şiire bakınız:

“Orda bir köy var uzakta,

  O köy bizim köyümüzdür.

  Gezmesek de tozmasak da

  O köy bizim köyümüzdür.„

                              A.K. TECER

 

Hayır, hiç de öyle değil. Kim demiş senin gitmediğin, gidemediğin köyün senin olduğunu?.. Yok öyle bir şey… Sen o köyü kendi sorunlarıyla, kaderiyle baş başa bırakıp ihmal edemezsin. Oranın yolunu, suyunu, elektriğini, okulunu, camisini, sağlık ocağını ve benzeri altyapı, üstyapı temel ihtiyaçlarını yerinde ve zamanında karşılayıp gidermek zorundasın ki o köy senin köyün olsun. Yoksa onu yıllar boyunca ihmal edip kaderiyle baş başa bırakırsan yanlış, çok yanlış yaparsın. Oraya gidip gelmek, oranın sorunlarını yerinde görüp dinlemek, saptamak zorundasın. Bu, senin görevin… Ne demek; “Gezmesek de tozmasak da o köy bizim köyümüzdür.„ Kim demiş?

Oysa biz; “Gidemediğin yer senin değildir. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.„ biliyorduk. Yoksa bize bunları yanlış mı öğretmişler?

Toparlayacak olursak; eğitim her şeyin başıdır. Ebeveynlerden tutunuz, öğretmenler ve eğitimin her türlü kademesindeki etkili ve yetkililerin çok ama çok dikkat etmeleri gerekir. Aksi halde oluşacak boşlukların yerini doldurmak bir hayli maddî ve manevî emeğe mal olacaktır. Oysa bizim hiç de böyle bir lüksümüz yok. Onun için, eğitim her şeyin başıdır diyoruz.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz