Köşe Yazıları

Kürtler için Türk medyası: Tedip ve terbiye gazeteciliği

Kürtler için Türk medyası: Tedip ve terbiye gazeteciliği

 

ABD’nin Vietnam’ı işgal ettiği 10 yıl boyunca 1,5 milyon insan yaşamını yitirdi. Bu savaşta ABD her türlü vahşeti uyguladı.  Kentleri, köyleri yerle bir etti. Ormanları yaktı. Her tür kimyasal silahı kullandı. Bütün bu gayri nizami harp şekli ABD medyasında ‘kahramanlık’ olarak haberleştirildi. Bu kahramanlığı destekleyecek asker öyküleri televizyonlarda saatlerce verildi. Savaş boyunca, ABD medyasına göre öldürülen Vietkonglu sayısı, bütün Vietnamlıların nüfusundan fazlaydı. Pentagon ve Beyaz Saray, medyaya bu savaşı nasıl görecekleri konusunda gerekli telkinleri yapmıştı. Medya bu emri uzun süre harfi harfine yerine getirecekti. Ta ki, ABD’ye getirilen asker cenazeleri artıp ve savaş uzayana dek. Önce ülkede savaş karşıtları arttı. Sonra halk ‘savaşa hayır’ yürüyüşleri düzenlemeye başladı. Tepkiler, protestolar artınca, ABD medyasının bir kısmı durum kontrolü yapmak zorunda kaldı.  Bu sefer ABD ordusunun Vietnam’da işlediği suçlar yavaş yavaş medyada yer almaya başladı. Sonrası çorap söküğü gibi geldi. ABD medyasının önemli isimleri yeri geldiğinde özgünlüklerini korumayı başardılar, gerçek bir kamuoyu oluşturdular.

Türk medyası ise Şeyh Sait İsyanı’ndan bu yana Kürtlere karşı bir cephe savaşı verdi. Atılan manşetler, yapılan haberler, yazılan köşe yazılarının tamamında, Kürtleri hakir gören, onları aşağılayan bir üslup egemen oldu. Devletin imha konsepti ne idiyse, medya da o imha konseptinin kürsülüğüne soyundu. Çoğu zaman devletin aklına bile gelmeyecek dezenformasyonlara öncülük yaptı. ABD’den farklı olarak, devletin Türk medyasına ayar vermesine bile bazen gerek kalmıyordu. Çünkü Türk medyası göbekten devlete bağlıydı. Bu durum her geçen yıl daha da kötüleşerek bu günlere geldi. Kendini muhalif niteleyen gazeteler bile, Kürtler ile ilgili yayınlarında 1920’li yılların dilinden bir santim bu tarafa gelemediler. Son aylarda yaptıkları yayınlar bile bu gerçeği çıplak şekilde ortaya koyuyor.

Adına birçok kişinin çözüm süreci, benimse çatışmasızlık süreci dediğim durum başlayınca, o zaman kendilerine merkez medya diyen Milliyet, Vatan, Hürriyet gibi gazeteler, bundan sonra ‘barış gazeteciliği’ yapacağız diye baş sayfadan yazılar girmişlerdi. Önceleri ‘savaş gazeteciliği’ yaptıklarını böylece ikrar ediyorlardı. Yine de başlangıç için bu itiraf iyi bir şeydi. İktidarın 7 Haziran sonrası çatışmasızlık sürecini bitirip, savaşa abanmasıyla birlikte, bundan sonra ‘barış gazeteciliği’ yapacağız diyenler, en aymaz şekilde savaş kışkırtıcılığına soyundular. İnanın bana, Kürtler söz konusu ise, bu gazeteler AKP baskısından çekindikleri için böyle haber yapıyorlar teorisi salakça bir yorumdan öteye geçmez. Çünkü bunları AKP’siz 1990’lardan tanıyoruz. Cizre’de bodrum katlarında çocuklar, kadınlar, siviller yakılarak öldürüldü. Bu gazeteler ve televizyonları katliamlarla ilgili tek kuşkulu bir soru sordu mu? Sormadı. Gazeteciliğin görevi doğruyu ortaya çıkarmaktır. Öyle bir katliam yoksa bunu belge, görgü ve tanıklıklarla ortaya dökmeleri gerekir. Oysa Türk medyası savaş durumlarının klasik gazeteciliğini uygulayarak, resmi kurumların verdikleri ve teyit edilmemiş bilgileri haber diye verdiler.

Hürriyet Gazetesi’nin pek şirin ve birçok kişi tarafından pek demokrat zannedilen her devrin adamı Ahmet Hakan, Cizre’deki bodrumlarda ambulans bekleyen insanlarla ilgili olarak, bu konu ile ilgili yazmıyorum, çünkü bilgiler teyide muhtaç diye çiziktiriverdi. Bal gibi biliyordu olanları. Hakan’ımız pek demokrat ya, konformizminden taviz vermemek için kırıtıyordu. Sonra o bodrum katındakiler yakılarak öldürüldü. Bu sefer neyin teyidini arıyordu Hakan, bilinmez. Çünkü onun gündeminde bu basit(!) konular yoktu. İktidarla savaşa tutuştuktan sonra pek muhalif olan Cemaat medyası, hakikaten ciddi bir AKP muhalifliği yaptı. Ne var ki Kürtler konusunda ‘havuz medyası’nın bir prototipi olmaktan öteye geçemedi. Bütün yayınlarını, AKP çözüm süreci diye terör örgütü PKK’yi büyüttü şeklinde basit bir formülasyona indirgemişlerdi. Muhaliflerdi ama Kürtler söz konusu olunca AKP ile kol kolalardı. Bu arada Cemaat medyasına yapılanlara destek verdiğim zannedilmesin.

Demem şu ki, ABD’deki gibi bir barış cephesi oluşturulmadıkça, büyük protestolar düzenlenemedikçe medyanın savaş dili değişmez. Bu haliyle iktidar basına hiçbir baskı yapmasa da, basın Kürtler için ‘tedip ve terbiye’ dilinden vazgeçmez.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu