Köşe Yazıları

Konuşma Meraklısı İnsanlar

Konuşma Meraklısı İnsanlar

 

Konuşma meraklısı bazı insanlar vardır. Ayakta durmalarını konuşmaya borçludurlar. Tek başına ya da uykuda olmak dışında kalan zamanlarda, konuşur durumda bulunmak var olma biçimidir onlar için. Daldan dala atlar, karşıdakinin sıkıntıyla bakıp artık kesmesini işaret ettiğini görseler bile, cümlenin sonuna noktalı virgül koyarak yeni bir şey anlatmaya girişirler. Yeni hikâye bittiğinde, “Benzeri bir olayda…” diye yeniden başlayıp sürdürürler konuşmayı.

Günlük yaşamınızda şöyle bir etrafınıza bakınız, bunlardan ne kadarını göreceksiniz. Pek çoklarının konuştukları toplam şeyler bir fındık kabuğunu bile doldurmaz. Bunların bazısı düpedüz sıkıcıdır. Bağlantısız konuşmaları sebebiyle iticidir. Bazıları ise etraftaki insanları kendi dillerinin merkezinde toplama becerisine sahiptir. Çeşitli jest, tavır ve usullerle muhataplarının zihinlerini başka yola gitmekten alıkoymasını bilirler. Onu kendilerine doğru çekip orada tutma becerisi doğal bir tutum haline gelmiştir onlarda.  Bu kere can sıkıntısı konuşanın oradan ayrılmasıyla başlayacaktır.

Çünkü, bu kadar konuşma sonunda baş ağrısından ve zaman kaybından başka bir şeyin kalmadığı görülecektir. Fakat bunun görülmesi ikinci bir defa aynı tuzağa düşmenin bir engeli olmayabilir. Bir defa oyalayan, başka bir zamanda yine oyalanma ve zaman kaybına sebep olabilir. Yani muhatap da bu oylanma ve zaman kaybedişi gizliden gizliye kovamama noktasına gelebilir.

Gevezelik diye bir şey var. Galiba artık yok. Gevezelik, gevezelik olmaktan çıktı mı dersiniz. Gevezelik, talep edenler bakımından bir düzene girdi. Muhatap olanlar bakımından neredeyse ihtiyaç haline geldi. Giyinişin dışarıdan düzenli görünmesine özen göstermede olduğu gibi, zihinler de dışarıdan gelen etkilerle düzene sokuluyor. Ya da dışarıda olup bitenlerin yansıması sebebiyle içerideki düzen ihtiyacını ıskalıyor. İçeride zihinsel tertip olup olmaması önemsiz hale geliyor. Dışarıdaki anafor sarıp sarmalıyor zihinleri.

Gevezeliğin bir de yazılı biçimi var. Sınırsız gevezeliğin yazıya dökülmesi, yazılı kültürün ve yazılı yaşamın bir türü değildir. Sözlü yaşayışa ilişkin, can sıkıcı safhaların yazıya doğru girmesi, karakterini orada sürdürmesidir Zihin tertipsizliğinin çekici olmak ve muhataplarını kendine çekmek üzere usuller geliştirdiğini ve gevezenin en doğal tutumunda bu usullerin işlediğini biliyoruz. Aynı şey yazıda da oluyor.

Gevezelik yazılı hale geldiğinde, sıkıcılığını üstünde taşıdığı kadar çekiciliğini de beraber getiriyor. Hiçbir şey söylemediği halde, “ağzından bal akan” ve kendisini dinleten insan gibi, hiçbir şeyi ifadeye kavuşturmadığı halde kendisine bakılmasını sağlayan “üslup fosili” de var oluyor. Üslup fosili deyimini, fırsat düşerse başka bir zaman ele alırız inşallah..

Zaten düşüncenin yazılı hale gelmesinin değeri, bir tertip içinde olması ve fazlalıklarını atmış olmasındadır. Karmaşık görünen bir metin bile yazılı kültür temelinden geliyor ise zihindeki düzenin bir yansımasıdır.

Zihin belli konuların, belli durumların berraklaşarak kendisinde yer almasını ister. Yoksa onu itecektir zaten. Konu ve durumun düzene sokulmasının anlamı, berraklaşmaktadır.

Berraklaşma ve zihindeki tertip yokluğu gevezeliğin başlıca kaynağı ve besini durumundadır.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı