Köşe Yazıları

Kırmızı Not Defteri

Sonra usulca doğruldu. Çevreyi, etrafında ne varsa en ince ayrıntısına dikkat ederek gözledi. Ardına baktığında izlendiğini düşündü önce. Ayak izlerinin onu yanılttığını zaman sonra anladı. İzlenmiyordu, ama O adımlarının peşinde olduğunu görünce derin dehlizlerde kaybolmaktan korktu. Az ilerde solgun ışığın vurduğu banka doğru yürüdü. Yavaşça oturup cebinden yanından hiç ayırmadığı küçük kırmızı not defterini çıkardı.

Her defasında aklına ne geldiyse kırmızı not defterini çıkarıp zamana not düşerdi. Meraklı bir o kadar da ürkekti. Ya notlar kaybolursa veya birilerinin eline geçerse… Olsun geçerse geçsin. en azından bulunduğu o an ne düşündüğünü ne yaptığını ve nasıl bir yaşam içinde olduğunu herkes görecek ve belki de anlaşılacaktı. Kim bilir belki de hiçbiri…

Cebinden kısa kurşun kalemini çıkarıp başladı yazmaya; Yürüyorum, ancak yürüdüğümü birileri biliyor ve birileri izliyor. Biz yürüyoruz ama aslında geride kendimizi bırakıyoruz. Zamanın geçip gitmesi gibi bir şey. Aslında geçen sadece zaman. Geride kalıyor her şey ve hep bizi takip ediyor. Adımlarımız ağırlığımız kadarınca iz bırakıyor zamana. Peşimizde sürüklüyoruz geçmişimizi. Peşimizden ayrılmıyor adımlarımız. Her geçen gün her geçen yıl daha da birikiyor sırtımızdaki yük. Ölenler de ölmüyor, gittikleriyle kalmıyorlar. Onları hep yaşatıyoruz anarak, anılarla hemhal olarak…

Uzun tutmadı bu sefer. Kalemi, defteri iç cebine yerleştirip ayak üstüne atıp daldı uzaklara. Birden sigara içtiği günler geldi aklına. Her düşünceli anında sigara yakardı çünkü. Bıraktığı günden beridir de ağzına almamıştı. Ne güzel tüterdi şimdi olsaydı, deyiverdi. Ama çabucak sildi hemen bu ânı.

Uzaklara dalıp yine. Hayatın her köşesinden adımlarını görmeye başladı. Adeta gözleri açık düş görüyordu. Onlarca yüzlerce adım vardı etrafında. Kendisine doğru yürüyordu sanki. Gözlerinin görebildiği her yanda ayak izleri peşi sıra yürüyordu sanki.Adımların bu denli onu meşgul edeceği aklından geçmemişti. Oysa derin duygulara daldığında kafası patlar gibi olur ve çözüm, bir çare bulana kadar tartışırdı. Kendi kendine yürüttüğü tartışmalarda galip gelen olmasa da hayatın akışına bırakmayı yeğlerdi.

Soluk ışıklı sokak lambasının aydınlattığı banktan kalkıp yürümeye başladı. Her adımda ardına dönüp bakınıyor sonra tekrar yoluna devam ediyordu. Bu adımlar benimse neden beni takip ediyordu. Kalsınlar yerlerinde neden geliyorlar peşimden. Yine de gölge gibi peşini bırakmıyor insanın geçmişi diyerek bir kafeye girdi.

Demli ve şekersiz çayı istedi. Çayını yudumlarken yine çıkardı kırmızı not defterini. Büyük anlam biçiyordu defterine. Anayasa’m diyordu kimi zaman, yarım bıraktığı notuna devam etti.

‘İnsan geçmişini birlikte götürmemeli. Hayat, anlamsızlaşır ve yeni şeylere heyecan duymazsın. Her sefer yaşadıklarınla cebelleşirsin. Adımlarının peşini bıraktığı an KENDİN olursun. Umut doğurmaya ve bunu da büyütmeye başlarsın. Umudun olmadığı yerde sevgi de filizlenmez.’ Yazdıklarından keyf alarak; ne güzel bir söz buldum ben,deyiverdi aniden; ‘Umudun olmadığı yerde sevgi de filizlenmez!‘ Sevmişti bu sözü ve altını çizip defterini kapadı cebine soktu.

O gece bir kaç küçük çaydan sonra kafedekileri süzdü. İlişmezdi kimseye hiç. Kafe başka bir hayattı yaşıyor zaman burada da bir şekilde akıyor. Ve aslında herkes zamana yenik yaşıyordu belki de. Veya bir iki adım geriden takip ediyordu.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu