Breaking News
Anasayfa / Köşe Yazıları / KİRLİ GEÇMİŞİ VE GELECEĞİYLE ABD-1-

Yazar Mehmet Özçelik

rerererer

KİRLİ GEÇMİŞİ VE GELECEĞİYLE ABD-1-

KİRLİ GEÇMİŞİ VE GELECEĞİYLE ABD-1-
Dünyada Türk milletinin dışında, geçmişi kirli ve vahşet içerisinde olmayan bir millet ve devlet yok gibi…
Dünya devletlerinin sicili kirli…
Bunların başında da sınırlı geçmişine rağmen en fazla sicili bozuk ülke Abd-dir.
Abd-nin bugünlerde üzerimize hırlamasındaki en önemli sebeplerden bir kaçı;
Bizdeki kredisini bitirmesi ve içteki ve özellikle ordudaki kozlarını kaybetmesi, Fetö gibi B planının sonuçsuz kalması, bizdeki kontrolünün kaybedilmesi veya kaybedilme tehlikesi içerisinde olarak başta Rusya gibi ülkelere kaptırmasıdır.
Yüz yıldır kaptırmamak için her sahtekar yolu deneyen Abd, bu gün farklılıklar ve kirliliklerin ortaya çıkmasıyla yalanı çuvala sığmamaktadır.
Bizdeki kredi ve desteğini kaybeden Abd şuursuz ve hukuksuz saldırısını sürdürmektedir.
Amborgo amacıyla bize gönderdiği 8 şartta da bu durum görülmektedir:
ABD, Türkiye’ye 8 şart koştu!
Yaptırım konulmaması için İran’a 3 şart dayatan ABD’nin NATO müttefiki Türkiye’ye 8 şart dayatması dikkat çekiyor.
İşte Washington adeta Türkiye’nin tapusunu istediği o şartlar:
1. Papaz Brunson dahil 15 Temmuz darbe girişiminde rol alan 20 ajanın ivedi serbest bırakılması. ABD, Özellikle Brunson’ın tahliyesi için 15 Ağustos Çarşamba gününe kadar Ankara’ya süre verdi.
2. Türkiye’nin İran’a kapsamlı ambargo uygulaması.
3. Rusya’dan S400 satın alınmaması.
4. Ankara’nın Kudüs politikasını gözden geçirmesi.
5. Kıbrıs Adası etrafında doğalgaz ve petrol aramaktan vazgeçmesi.
6. Halkbank’a kesilecek cezaya razı olunması.
7. Ankara’nın Fetullah Gülen’in iadesini talep eden dosyayı kapatması.
8. Türkiye’nin sahip olduğu kritik madenlerde ruhsatların Amerikan şirketlerine verilmesi.
-Tıpkı İsrail gibi, Tanrının seçilmiş halkı ve devleti olarak kendisini gören Abd, bu amaçla dünyaya adalet adıyla zulüm taşımaktadır.
Irak’ta misyonerlik yapan Tom Craig mezhebini yaymak istediğini “Tanrı ve Başkan bize İsa’yı Ortadoğu’ya getirme şansı doğurdu. Bu bana verilen bir emir” diyerek açıkça söylüyor… Kyle Fisk adlı bir diğer misyoner daha da iddialı. “Irak, Hz. İsa’yı İran ve Libya’dan Ortadoğu’ya yaymak için merkez olacak” diyor…
ABD’nin askeri müdahalesinin hemen ardından Irak’ın misyonerlerin akınına uğradığına ilişkin daha önce de Los Angeles Times’takine benzer haberler yayınlandı. Tıpkı 15 Nisan 2003 tarihli Time Dergisi’ndeki “Çok sayıda Evanjelist, Müslüman topraklarında Hıristiyanlığı yaymaya çalışıyor.”
Abd başta bize bazen dost ve müttefik görünmesindeki sebep; ağza az bir bal çalarak çok şeyi almak, koparmak, işini kolaylaştırmak amaçlıdır.
Nitekim Abd irana yapacağı saldırıda Türkiye-nin desteğini kaybetmemek için Münbiçten geri çekilme kararını almıştır.
Bu da ayrı bir oyalama taktiğidir.
Tarihin anlatmakla bitiremeyeceği Abd ve tarihini belgeleri ve kaynaklarıyla kısaca sizlere hatırlatma babında alıntılarla aktaracağım;
AMERİKA:“19. yüzyılda Amerika kıtasındaki yerlileri soykırıma uğratarak kıtanın tek
hakimi haline gelen ABD, 20. yüzyılın başlarından itibaren küresel güç olma yolunda önemli adımlar attı. 1. ve 2. Dünya Savaşlarından büyük kazançlarla çıkan ABD, Avrupa ülkelerinin 2. Dünya Savaşı sonunda çöken ekonomileri karşısında dünyanın yeni süper gücü haline geldi. Bu tarihten sonra hegemonik varlığını konumlandıracağı ve meşrûiyet zeminini oluşturacağı bir tehdidin varlığına ihtiyaç duyan ABD, Soğuk Savaş yıllarında ‘Komünizm tehlikesi’ söylemi üzerinden Sovyetler Birliği ve ona yakın ülkeleri, Soğuk Savaş’tan ve özellikle 11 Eylül’den sonra da ‘terör tehlikesi’ söylemi üzerinden İslam coğrafyasını hedef tahtasına oturttu. Bu süreçte ABD; Kore’den Vietnam’a, Irak’tan Afganistan’a, Küba’dan İran’a, Panama’dan Kosova’ya kadar dünya coğrafyasının dört bir yanını kana bularken, bir taraftan barış ve demokrasiyi yaygınlaştırdığı ve dünyayı şer güçlerin tehlikelerinden koruduğu söylemini dillendirmeye de devam etti.
ABD, kurduğu hegemonik düzenin devamını sağlayabilmek adına ekonomiden hukuğa, siyâsetten medyaya, kültür-sanattan sağlığa kadar her alanda yeni düzenlemeler yaptı. IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar, uygulamaları ve kararları ile ABD hegemonyasının devamının sağlanmasına hizmet ettiler. Dünyanın en büyük medya organları ABD işgal ve soykırımlarını “önleyici müdahale”, “misilleme” ve “teröre karşı savaş” gibi ifadelerle dünya kamuoyuna sunarak bu insanlık dışı uygulamaların meşrûlaştırılmasındaki en büyük rolü oynadılar. Başta Hollywood sektörü, Oscar ve Nobel ödülleri olmak üzere;dünyadaki kültür-sanat gündemini belirleyen pek çok organizasyon da yine aynı amaca hizmet etti, ediyor”
…Dünyada barış ve özgürlüğün karşısındaki en büyük tehdit konumunda olan ABD, herbiri insanlık tarihinde kara bir leke olarak geçen uygulamalarına bugün de devam ediyor.
….15. yüzyılın sonu ve 16. yüzyılın başlarında başlayan sömürge hareketi ile
Amerika kıtasına gelen Avrupalılar; soykırıma uğrattıkları milyonlarca yerlinin ve Afrika kıtasındaki sömürgelerinden getirip köle olarak kullandıkları
milyonlarca Afrikalının kanları üzerinde yeni koloniler kurdular. Yokettikleri
binlerce yıllık medeniyetlerin bütün zenginliklerini Avrupa kıtasına akıtan
sömürgeci güçler, zamanla kıtada güçlenmeye ve yeni bir siyasi oluşum olarak ortaya çıkmaya başladılar.
….Bu arada 18. yüzyılın ortalarında başlayan Kızılderili soykırımı onlarca yıl
devam etti ve yüzbinlerce Kızılderili öldürüldü. ABD kuruluşundan itibaren
hem Amerika yerlilerini soykırıma uğrattı, hem de Afrika kıtasından getirilen
ve köleleştirilen siyahîleri köle olarak kullanmaya devam etti.
…..ABD, 2. Dünya Savaşı sonrasında kurduğu hegemonik sistemin mantıksal
temellerini oluşturmak için makul bir ‘düşman’, bir ‘Şer İmparatorluğu’
bulmak zorundaydı. Bu makul hedef Komünizm olarak belirlendi ve Sovyetler Birliği başdüşman kabul edildi. Soğuk Savaş dönemine rengini veren bu politikanın uluslararası camiada verdiği mesaj açıktı: Kendi pazarlarını ABD firmalarına kayıtsız şartsız açmayan her devlet ‘komünist’ olmak vs SSCB’ye suç ortaklığı yapmakla suçlanacaktı.
…..SSCB’nin dağılması Soğuk Savaş döneminin de sonunu getirdi ve ABD yeni
bir ‘şeytan’, yeni bir ‘şer güç’ bulmak zorunda kaldı. Yeni düşman ‘İslam’
ve ‘Terör’ olacaktı.
…..Soğuk Savaş’ın bitmesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılması neticesinde Atlas Okyanusu’ndan Çin’e kadar uzanan, jeoekonomik ve jeopolitik önemi tartışılmaz bir Müslüman coğrafyanın da ‘sahipsiz’ kaldığı böylesi bir ortamda 11 Eylül saldırıları ABD’ye bulunmaz bir fırsat verecekti.
…..Irak Savaşının ABD’nin hegemonik düzeni için bir gereksinim olduğu açıktı. Bu
gerçeği, eski ABD Başkanı Richard Nixon, Körfez Savaşı ile ilgili olarak yaptığı şu samimi açıklamayla dile getiriyordu:
“Biz oraya demokrasiyi müdafaa etmek için gitmiyoruz, çünkü Kuveyt demokratik bir ülke değildir ve o bölgede demokrasi ile idare edilen bir ülke de yok. Biz oraya diktatörlüğü yıkmak için gitmiyoruz, aksi takdirde Suriye’ye gitmezdik. Biz oraya milletlerarası meşrûiyeti savunmak için de gitmiyoruz. Biz oraya gidiyoruz ve bizim oraya gitmemiz lazım, zira bizim hayati menfaatlerimize dokunulmasına müsaade etmeyiz.”
…11 Eylül’de gerçekleşen saldırıları düzenleyen örgütün el-Kaide olduğu ve örgütün lideri Üsame Bin Ladin de dâhil olmak üzere Afganistan’da bulunduğu gösterildi. Operasyonun el-Kaide’nin çökertilmesi ve Üsame Bin Ladin’in ele geçirilmesiyle sona ereceği bildirildi. Ancak işgalin üzerinden 10 yıl geçmiş olmasına rağmen Afganistan’daki ABD işgali sona ermedi.
Afganistan’ın ardından 2003 yılında Irak’ı işgal eden ABD, bu kez de işgale
gerekçe olarak Saddam Hüseyin’in elinde kitle imha silahları olduğunu gösterdi ve işgali meşrûlaştırmaya çalıştı. Öte yandan işgal, 11 Eylül’deki saldırıyla da ilişkilendirilmeye çalışıldı. Her iki iddianın da koca bir yalandan ibaret olduğu, işgalden kısa süre sonra anlaşıldı. Irak’ta var olduğu söylenen kitle imha silahları bir türlü bulunamadı. İşgalin devam ettiği aylarda, gerek ABD Başkanı George Bush, gerek ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını bizzat açıkladılar.
….Nükleer silahlar konusunda dünya ülkeleri üzerinde baskı kuran ABD, dünya tarihinde nükleer silah kullanan ilk ve tek ülke olma özelliğini koruyor. 2. Dünya Savaşı sonunda Hiroşima ve Nagasaki şehirlerine atılan atom bombaları dünya tarihinin en büyük katliamlarından birine sahne oldu. Yaklaşık 200 bin kişi bombaların düştüğü anda, yüzbinlercesi de takip eden dönemde bombaların neden oldu radyasyonun etkisiyle yaşamını yitirdi.

Bu Habere de Bakın

Dünya Dönmeye Devam Ederken, Nerede Bizim Dünyamız?

Dünya Dönmeye Devam Ederken, Nerede Bizim Dünyamız?   Dünya imtihan yeridir, insanlar da denenmek, imtihan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir