Köşe Yazıları

Kent Kültürü Ve Fırıncılık

Modern yaşamın değiştirdiği, geliştirdiği ya da farklı bir forma dönüştürdüğü yaşam koşullarından biri de ekmek üretimi yöntemidir. Modern yaşamın koşulları oluşmadan önce kırsal kesimlerde yaşadığımız o huzurlu, gürültüsüz ve doğal yaşamın kıyısında annelerimiz sabahın ilk ışıklarıyla birlikte hayatın zorluklarını göğüslemek amacıyla ununu eleyip, hamurunu yoğurarak yaşamın tadını tatlandırabilmek/taçlandırabilmek amacıyla tablama, bazlama ve ekmek yapma maratonuna başlarlardı bir hengâmeyle.

Sabahın umuduyla işlerini zamanında bitirebilme huzuruyla sofra kurulduktan sonra aile bireylerini o sımsıcak yataklarından kaldırarak o mis gibi kokan ekmeğin tadını taptaze çayla buluşturmanın zirvesiyle hayatın o zor, meşakkatli işlerin yolculuğunu bereketlendirmek amacıyla yollara revan olan annelerimiz güneşin sıcaklığını alınlarından yüreklerine kadar ısıtmasına mani olmadan patikalardan tarlalarına işlerini geciktirme fırsatları olmadan giderlerdi.

İşlerini akşamın alaca karanlığına kadar bitirme endişesiyle hayat mücadelesini bereketlendirmek amacıyla çalışlardı annelerimiz. Akşamın alaca karanlığında aynı tozlu yollardan ve aynı zorlu hayatın mücadelesine devam eden elleri kınalı yürekleri yaralı Anadolu kadını hayatın kıyısında evlerine revan olan annelerimizi bekleyen ev işleri karşılardı o sımsıcak yuvaları.

Dünden bugüne kentleşmeyle birlikte birçok sektörde olduğu gibi ekmek üretimi de bir sektör haline gelerek Fırıncı adı altında kentlerde popüler olmaya başlayan meslek grupların arasında kendine yer buldu. Fırıncılık sektörü diye anılan bu mesleği icra edenleri çeşitli zorluklarla birlikte bir umut kapısı oldu hem de ekmek kapısı oldu. Hem de nasıl bir ekmek kapısı oldu değil mi?

Çileli, zor ve her an sabırla, merhametle ve şefkatle işlerini yapmaya çabalayan bu çilekeş insanların çileleri müşterilerinin bitmez tükenmez istekleriyle giderek çekilmez bir duruma geldiğini görünce düşünmekten ve üzülmekten alamadım kendimi.

Hele Adıyaman’da fırıncı olmak daha zor üstelik. Yaz aylarında daha da zordur. Yazın kavurucu sıcaklarının yanında ocakta çalışan ustanın maharetli ellerinde müşterilerin biberleri, patlıcanları, tavalarıyla uğraşırken ocakta yer kalmaz ve ekmek bekleyen müşterilerin azarlanmalarını göğüslemeye çabalarken bir yandan da tek tırnak ekmek bekleyeni bir taraftan lahmacun bekleyeni öte taraftan homurdanmaya başlamıştır artık. Kan ter içinde ocağı bir an evvel boşaltıp işlerini rayına koymaya çabalayan ocakçı sanki sıcağı unutmuş gibi mırıldanır kendi kaderine.

Yüzündeki derin çizgiler daha da belirgin bir duruma geldiğini fark edememiştir fırıncı.

Akşamın karanlığında üretim işleri bitmiş, temizlik telaşını bölen telefon sesi evde birilerinin kendisini beklediğini hatırlayacaktır fırıncı. Aslında beklenen ekmektir, umuttur yaşayabilmek için gelecek olan bir nefestir evdekiler için.

Yolla revan olurken koltuğunun altındaki ekmeği sımsıkı tutmuştur tıpkı hayalleri, umutları ve yaşama azmi gibi.

Yaşamak bir umuttur birileri için ama asla kendin için yaşayamasın eğer fakirsen ve çalışmaya mecbursan.

Umudunu yitirmeden yaşamaya çabalayanlara selamlar olsun.

Sağlıkla kalınız…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu