Köşe Yazıları

Kendilerine Salkım, Başkalarına Talkın

Bu hikâye bugüne ait değil. Milyonlarca yıldır anlatılır durur. Gelen ağam, giden paşam olur ama değişen bir şey olmaz. Gücü elinde bulunduranlar, güçlü olanlardır. Gücü elinde bulundurmak isteyenler ise güçlenmek isteyenlerdir.

Burada halk bir tarafa, güç savaşında olanlar diğer tarafadır.

Hikâyenin kahramanı her zaman ezilen halk değildir, yoksulluk çeken halk değildir, gıdım gıdım verilen ücretlerle geçinmek zorunda kalan halk değildir. Fakir fukara edebiyatına hiç inanmadım, hiç inandırılmadım, hiç kanmadım. Fakir edebiyatı yapanların karnının şiş, sırtının pek, ensesinin kalın olması bir genin nesilden nesile aktarılmasıydı.

Hikâyenin asıl kahramanı halk olmasına rağmen, gücü elinde bulunduran halkı koz olarak kullanır. Gücü elinde bulundurmak isteyen de yine halkı.

Şamar oğlanıdır halk; Gelen vurur, giden vurur.

Sıkıntıyı halk çeker, sefasını gücü elinde bulunduranla gücü elinde bulundurmak isteyen sürer…

Bu iki kesim hiç doymaz.

Salkımlar kendilerine, talkınlar halka.

Bir siyasi düşünce, bir siyasi parti veya siyasi figürlere bakarak, “gerçekten de öyle” demeyin.

Bu, bugün değil, her devirde, her ülkede, her zamanda, her mekânda böyleydi, böyle olacak, böyle sürecek.

Ve ne yazık ki bu kural hiç değişmeyecek.

Hikâyenin asıl kahramanı halk hiç olmadı.

O hep figüran kaldı.

Belki de ortaya sürülen ama bundan haberi olmayan bir oyuncuydu halk.

Belki bir domino taşı, belki satrançtaki en işe yaramaz piyon.

Herkes onun sırtına biner, herkes onun sırtından iner.

Herkes onun adıyla zam alır, herkes onun adıyla gücüne güç katar.

Millet olmaza, milletin vekili de olamaz.

Halk olmazsa yöneten olmaz, yönetmeye talip olan bulunmaz.

Ezilen halk olunca, ezenler hep bulunur, ezmeye talip olanların da ardı arkası gelmez.

Ama vekil, asilden de daha asilse, vekil halktır, millet vekildir.

Kafanız karışmasın, zaten kafanız karışsın diye bütün kavramların içini boşaltmış, herkes kendi anladığını doldurmuş, ta ötelerden beri.

Doldurmaya da devam etmektedir.

Ülkeyi yönetsin diye seçilen her kral, ülkesinde yaşayanları bir böcek gibi ezmekten çekinmemiş.

Babadan oğula geçen krallık da, padişahlık da aynı şekilde sürüp gitmiş.

Bir müstesna sınıf var, bir de müstesna sınıf olmaya aday muhalefet.

Tarih boyuna bu ikisinin güç kavgasında ezilen hep halk olmuş.

Biri daha halkçı, öteki ondan halkçı, diğeri hepsinden halkçı görünmüş ama sonuçta kendi maaşlarına yapılan zam, onların tek anlaştığı nokta olmuş; kendilerine salkım, başkalarına talkın.

Her devirde asgari ücret asgari artar; adı üstünde asgari ücrettir.

Normal ücret, normal artar; adı üstünde normaldir.

Yüksek yüksek tepelerde ev kurmasınlar diye verilen yüksek maaşlar da yüksek artar; adı üstünde yüksek maaş.

Ama elmayı asgari ücretli de alır, yüksek maaş alan da.

Ekmek, asgari ücretliye de gerek, yüksek maaş alana da.

Peyniri asgari ücretli de yemeli, milletin vekili de.

Zeytin de her ikisine gerekli; kimi taş gibi zeytin yer, kimi ipek gibi süzülür ağızlarda.

Asilin yemediği yemeği, vekilin yiyor olması adaletle bağdaşmaz.

Emeklinin eline geçenle, vekilin elinden çıkan aynı olmamalı.

Birisine yüzde 30, diğerine yüzde 42, ötekine yüzde 168, berikine yüzde 280. Kurt yapmaz bu taksimi, kuzulara şah olsa derdi Necip Fazıl Kısakürek ama artık ne Necip kaldı, ne Fazıl ne de Kısakürek.

Herkesin elinde bir yürek.

Pompalayıp, pompalayıp duruyor.

Diğer, “neden ben pompalamıyorum, bana ne, bana ne ben de pompalayacağım” diye üçü beşi bir araya geliyor, yetmiyor 6’ya tamamlanıyor, yetmiyor başka “güç odakları” buluyor, sırtını bir yerlere dayıyorlar; arkaları da sağlam olsun diye.

Hiç birinin derdi halk değil.

Hiç birinin umurunda olan tek asgari ücretli, tek emekli, tek çalışan, tek çalışmayan yok.

Süte hasret bebe kimsenin umurunda değil. Altı bir türlü değişmeyen bebenin feryadını duyan yok.

Kendilerine gelen maaşta cömert, asil olan halkın maaşında çok pinti.

Yağmur gibi yağan zamlar, nasılsa ‘yüksek yüksek tepelerde ev kurmasınlar’ diye parselleyenleri etkilemiyor.

İktidarda olanı da etkilemiyor, muhalefette kalanı da.

İkisinin de tuzu kuru.

İkisinin de cebi şiş.

İkisinin de sırtı pek, karnı tok.

Yiyin efendiler yiyin, aksırana, tıksırana kadar yiyin!

Naif Karabatak

Naif Karabatak

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu