Köşe Yazıları

Kaybolan Bir Değerimiz: Mahallelilik

Bilindiği gibi, şehir ve kasabaların kendi içinde bölündüğü parçalardan her birine mahalle diyoruz. Muhtarıyla, camisiyle, okuluyla birbirinden ayrı gibi görünen yerleşim alanları… Örneğin; bundan elli-altmış yıl önce mahalle denince aklımıza şunlar gelirdi. Hocaömer, Eskisaray, Kapcami, Musalla, Sıratut gibi… Herkesin birbirini şahsen tanıdığı, sevip saydığı, koruyup gözettiği mahalleler… Birbirinden emin, birbirine güvenen insanların oluşturduğu mütevazı ve sevimli semtler. Maddi ve manevi bakımdan birbirine son derece bağlı insanlar. Diğer bir söylemle Mahallelilik„ bilincinin zirvede olduğu antik alanlar…  

Şimdi geliniz, gençlerimizin ve çocuklarımızın haklı olarak bilmedikleri o mahallelerimizi ve mahallelilik geleneğimizi bazı özellik ve güzellikleriyle hatırlamaya çalışalım:

*Sevgi-saygı vardı: Herkes birbirini şahıs olarak(fiziki bakımdan) tanırdı. Yüzyüze ikili bir tanışıklık ve muhabbet olmasa da Bu bizim mahalleden. Mahallelimiz.„ diyerek sever, sayar, selamlaşır, güler yüz gösterirlerdi. Büyükler küçükleri sever, korur, gözetirdi. Gençler, çocuklar, büyüklerini tanısın tanımasın saygı gösterirlerdi.  Kadınlar, erkeklerin önünden geçmez, yolunu kesmezlerdi.

*Paylaşma vardı: İnsanlar mutluluklarını, sıkıntılarını, dertlerini paylaşırlardı. Her türlü maddî ve manevî imkânlar, konular paylaşılırdı. Yiyecekler, içecekler, çorbalar, yemekler, ekmekler, aşlar…

*Sahiplenme vardı: Birbirini fiziki olarak tanıyan mahalleli, birbirine sahip çıkardı. Herhangi bir maddî ve manevî haksızlığa uğrayan olduğunda, herkes onun imdadına, yardımına koşardı. Bir başkasının kendi mahallelisini rahatsız etmesi durumunda, tanısın tanımasın destekler, korur, arka çıkar, mahallelisine toz kondurmazdı. Özellikle mahallenin delikanlıları, mahallenin genç kızlarını korumada özel bir hassasiyet içindeydiler.

*Birlik-Beraberlik vardı: Komşular birbirini dinler, korur ve desteklerdi. İmece had safhada idi. Bulgur kaynatma ve dövme, salça ve turşu yapma, kerge kaynatma, halı-kilim- çamaşır yıkama, temizlik yapma, misafir ağırlamadan tutunuz, birçok iş beraber yapılırdı. Maddî ve manevî birlik ve beraberlik, günlük hayatın her alanında bariz bir biçimde görünür ve yaşanırdı.

*Güven-Huzur- Mutluluk vardı: İnsanlar birbirini tanır ve sonsuz güven duyardı. Kimseden kimseye kötülük yapılmaz, yapılacağı kimsenin aklına gelmezdi. Herkesin birbirine tam güveni vardı. Maddî-manevî her şeyi birbirine emanet etmek duygusu yaygındı. Komşu, komşunun kasası gibiydi. Bunun sonucu olarak da gerçek bir mutluluk hakimdi.

*Sempati ve empati vardı: Birbirini sevmek, güleryüz ve tatlı dil göstermek için ille tanımak şart değildi. Mahalleli olmak yeterdi. Herkes kendisini komşusunun yerine koyar, kendisine yapılmasını istemediğini,komşusuna yapmaz, yapılmasına razı olmazdı. Bencillik, egoizm nedir pek bilinmezdi.

*Terbiye-edep-âdâp vardı: Aile, sokak, mahallenin bakkalı ve diğer müşterek mekânlar terbiyenin, edebin, âdâbın, güzel ahlakın yaşandığı, öğretildiği, öğrenildiği canlı uygulama alanlarıydı. Küçükler büyüklerine, kadınlar erkeklere, erkekler kadınlara karşı son derece terbiyeli, kibar nazik ve olgun davranırlardı. Herhangi bir kusuru olanlar incitilmeden, mahcup edilmeden, büyük bir titizlikle uyarılır ve düzeltilirdi.

*Kanaat vardı: İnsanlarda para hırsı, zengin olma hırsı, köşeyi dönme arzusu gibi duygular yoktu. Rızık, kısmet ve nasibin Allah tarafından verilip dağıtıldığına dair gerçek bir teslimiyet vardı. Göz ve gönül zenginliği had safhada idi. Yarından, gelecekten yana herhangi bir korku ve kuşku söz konusu değildi. Ekonomik açıdan en fakir olanlar da zengindi. Gönül zengini…

*Konukseverlik vardı: ‟Misafir kısmetiyle gelir.„ inancı hakimdi. Misafirsizlik uzun sürdüğünde üzülmeler başlardı. Misafirin ayrı bir ağırlanma biçimi ve kuralları vardı. Yatağı, pijaması, terliği, havlusu ayrı ve özeldi. Misafire ikramın, onu en güzel şekilde ağırlamanın ayrı bir tadı ve yarışı vardı.

*Doğruluk –dürüstlük vardı: Çoluk çocuk, kadın-erkek, genç-yaşlı bütün insanlar doğruluk ve dürüstlük içindeydiler. Yalana, dolana, kandırmaya, kandırılmaya, hiç itibar edilmezdi. Mahalleli, birbirinin sözüne inanır, güvenir ve itibar ederdi. Kimsenin kimseye yalan söyleyeceği, kandıracağı akıllara bile gelmezdi.

*Tarih-kültür-gelenek-görenek vardı: Yörenin tarihine, kültürüne, maddî ve manevî değerlerine aşırı bir bağlılık vardı. Onları yaşamak ve yaşatmak için ciddi bir çaba sarf edilirdi. Yerlilik ve millîlik had safhada idi. Modaya, taklide, özentiye, yapmacıklığa yer verilmezdi. Her şey doğal, her şey otantik, her şey özel ve de güzeldi.

Kentleşmenin doğal sonucu olarak mahallelilik bilinci ve duygusu„ da bu sosyal değişimden maalesef nasibini aldı. Bu güzel ve özel değerlerin birçoğu da artık hatıralarımızda yaşıyor. Yazımızı noktalarken aklımıza yöresel sanatçılarımız Kâhtalı Mıçe ile Mahmut Karadağ’ın okudukları ‟La Ne Hoştu Eskiden„ türküsü geliyor. Nasıl gelmesin ki?..

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu