Son Dakika
20 Haziran 2018 Çarşamba
14 Şubat 2018 Çarşamba, 08:58
Mehmet Koç
Mehmet Koç meberan@hotmail.com Tüm Yazılar

Kardeşlik Dediğin- Bir İş Kazası Değil Bu!..

Kardeşlik Dediğin- Bir İş Kazası Değil Bu!..

 

İş kazası veya cinayeti de desen giden can. Ne bir önlem ne de sigorta kurtarır onları.

Haber olursun medyada, üç beş gün bile sürmez düşersin gündemden.

Adlarının bir önemi yok aslında. Ama gazeteler için detay gerekir. Ali, Ahmet, Hasan veya Emre…

Kaç insanın canına mal oldu güvencesiz çalıştırılma. Kaç işçi kazalara gömüldü. Sessizlik mi, yasal düzenlemelerdeki eksiklik mi yoksa işverenlerin ihmalkârlığı mı?

Daha fazla kâr hırsına yenik düşen taşeronlar ve iş insanlarının ceza almayacağını kestirmek zor olmasa gerek. Ya da paraya çevrilecek türden cezalar falan… bir önemi yok artık.

İnsan canının önem arz etmesi için insanca bir yaşamın nasıl olması gerektiğine dikkat çekilmeli.

Tedbir, güvenlik, sigorta, çalışma süreleri, izin hakları ve yasal güvenceler gibi insan onurunun öne çıkarıldığı bir iş-çalışma yasası olmalı ki iş kazaları artık sona ersin. İnşaatlarda, şantiyelerde veya fabrikalarda iş disiplinini göz ardı edenler aslında cinayete de davetiye çıkarmış oluyorlar. Geride gözü yaşlı aileler ve biten hayalleri, sönen umutları bırakıyorlar.

Adana’da bir inşaatta çalışan iki işçinin yaşadıkları da alışıla gelen bir kaza. İş kazası!..

Ama kaza haberini okuyunca gözlerden kaçırılmayacak kadar elzem olan hissiyat göze çarpıyor.

On ikinci kattaki işçiye gönderilen yükü alamayan ve dengesini kaybedip düşen Yunus Emre!..

Aşağıda makarayı takip eden ve işçinin dengesini kaybettiğini gören diğer işçi Ali!..

Hayat hikâyelerini bilmiyorum. Bu işe nasıl girdiklerini de. Hangi yoksulluğun acısını omuzlarında taşıyıp ta bu işe başladıklarını da. İki kardeş!.. iki can!..

Basından sadece yaşlarını öğreniyorum. Yirmi ve yirmi üç yaşlarında iki delikanlı…

Abi Ali, kardeşinin düştüğünü görünce o an neler düşündü kestiremiyor insan. Sanırım kardeşini küçük bir bebeği kucağına alır gibi almayı hayal etti. Belki de can havliyle onu tutamayacağını düşünemeden kollarını açıverdi. Nasıl düşünsün ki… Kardeşi on ikinci kattan aşağıya düşmekte ve yapabileceği en iyi şey kollarını açıp…

Kardeşini bile bile ölüme yollayamazsın tabi ki. Ya kurtarmalı ya da ne olacaksa olsundu…

Kardeşim demişti ve ellerini, kollarını açıp tutmuştu onu. Yunus Emre’yi kurtarmıştı kurtarmasına da…

Olsun. Ölmedi ya. Kurtardı kardeşini. Şimdi yoğun bakımda Yunus Emre.  Abi Ali ise kırık bacağıyla tedavide. Kardeşinin yaşam savaşı içinde olması üzücü ama en azından ölmemişti.

Kardeşlik dediğin her zaman her yerde gerekli olandır. Hasret kaldığımız, yaşam suyumuzdur. Her koşulda ve her duyguda insana hayat veren can damarımızdır.

Ali, Emre, Hasan veya Ahmet… hiç fark etmez. İşverenlerin, iş insanlarının veya bilumum vekillerin bile gözden kaçıracağı bir ayrıntı olsa da bu olay, aslında tam da dikkate değer bir sevdadır.

Kardeşlik dediğin şey işte tam da budur. Tutamayacağını, kurtarma şansının yüzdesini dahi bilmesen de kollarını açıp sarılmaktır. Çaresizliğin girdabından çıkıp, iç dünyanın beslediği duygunla refleks gösterebilmektir en duygusalından ve en dokunaklısından hayatın.

Yoksulluklarımızdır bizi kardeş yapan. Ne para ne mal-mülk ne de menfaatler.

En sade ve en gerçek haliyle kardeşlik dediğin şey ölüm değil, yaşamdır. Yaşamın ciddiye alındığı ve insana yakışan bir iş yaşamının hayata geçirildiği bir anlayışa ihtiyaç olduğu ortada.

Dilerim bu iki kardeş yaşar. Bizler de her açıdan ders çıkarmayı unutmayız.

Bir iş kazası değil sadece bu!.

 

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz