Köşe Yazıları

Kadına Yönelik Şiddete Dur De…

Kadına Yönelik Şiddete Dur De…

 

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete karşı uluslararası mücadele günüdür. Bugün kadınların kendilerine hayatı zindana çeviren erkeklere karşı uluslar arası dayanışma ve haykırma günüdür. Amaç farkındalık yaratmaktır ve tüm kadınları erkek şiddetini lanetleyerek ve karşısında mücadele etmeye çağırdıkları bir gündür.

Evet, bu yazı bir erkek tarafından kaleme alınmaktadır. Şiddeti uygulayan cinsiyete mensup biri tarafından. Sami mi değil mi tartışmaya açık bir konu. Üniversite yıllarımda 8 mart dünya emekçi kadınlar günü etkinliklerinde kitlenin attığı sloganlara eşlik ederdik. “kadınız, anayız, savaşa karşıyız” sloganı alanda bulunan herkesçe haykırılırdı. Erkek kadın demden herkesin dilinde aynı slogan olurdu. Tertip komitesinin belirlediği sloganlar dışına çıkılamadığından biz erkeklerde kadın arkadaşlarımızla aynı sloganı atmak zorunda kalırdık. Ve attığımız sloganın aslında ideolojik olduğunun farkındaydık. Erkek şiddetin ideolojik arka planın olduğunu bildiğimiz gibi. Utanmadan ve sıkılmadan eşilik etmeye devam ettik o sloganları. Çünkü erkek savaş demekti, kadınsa barış demekti.

Kadın temasını anasal içgüdüsel davranışlara indirgeyerek sınırları çizilmiş bir toplumda kadın haklarını savunmak ateşle oynamaya benzemektedir. Hele ki kadının adının olmadığı, yok sayıldığı ya da en basit tanımlaması ile Nazım Hikmet’in “Ve kadınlar bizim kadınlarımız: Korkunç ve mübarek elleri,İnce, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle,Anamız, avradımız, yarimiz.Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen.Ve soframızdaki yeri,Öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız.” Sözlerinin özetlediği toplumda bu mücadeleyi vermek o kadarda kolay değildir.

Karşınızda yalnızca bir devlet yapısı ya da ideolojisi yoktur. Dünyanın gelişmiş ya da gelişmemiş tüm toplumlarında farklı versiyonu olsa da kadına şiddet yeryüzünün her yerinde vardır. Daha doğrusu erkek cinsinin olduğu her yerde var sanırım.

Peki, şiddet dediğimiz davranışı sergilemekteki amaç nedir? Burada erkeğin salt erkek olmasından kaynaklı kendince haklı gördüğü olgu bu tür soruların birincil cevabıdır sanırım. Ailede başlayan şiddet mahallede ve toplumun tüm kesiminde kendini gösterebiliyor. Okumuşlukla kendini gerçekleştirmeyi başaramayan erkek cinsi okumak ve okumamak arasında bir ayrım çizememektedir kadın konusunda. Nitekim son yıllarda özellikle üniversite mezunları arasında kadına yönelik şiddetin ilkokul ve ortaokul mezunlarına oranla daha yüksek olması sanırım ne demek istediğimi anlatmak açısından yeterdir.

Aslına bakarsanız kadınların en çok mücadele etmesi gereken ve sanırım en çok zorlanacakları şey kadının kendi cinsine erkek tarafından uygulanan şiddeti meşru görmesidir. Kadının erkekleştiği feodal toplumlarda kadına erkek tarafından uygulanan şiddetin bazı haklı gerekçelerinin olduğuna inandırılmıştır. Kendisinin görmüş olduğu şiddetin geleneksel olarak sürmesi gerektiği fikrindedirler. Ve” beyimdir, hakkı vardır” yaklaşımı bunun nasıl özümsendiğinin göstergesidir.

Bu yazıyı neden kaleme aldığım konusuna gelince. Pazartesi akşamı eşimle birlikte Karapınar Mahallesi girişinde Adıyaman Belediyesi itfaiyesinin yardımıyla asılan “erkek şiddeti ideolojiktir, nefsi müdafaa haktır” afişine denk geldik. Ve bunun üzerinden eve kadar sohbet etmeye başladık. Kadına yönelik şiddetin ideolojik yanından bahsettik. Sohbet sonrasında bu hafta ki köşemi bu konuya ayırmak istedim.

Bir erkek olarak kadın şiddetini kaleme almaya çalışmak o kadarda kolay bir şey değildir. Olay bireysel bir olay değil toplumsal bir olaydır. Her ne kadar ben şiddet uygulamıyorum desek de içerisinde yaşadığımız toplumda hemcinslerimizin uyguladığı şiddete tanıklık ediyoruz. Ve sessiz kaldıkça suç ortağı oluyoruz…

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı