Köşe Yazıları

Kadim Camiler Ve Pınarları

Çok değil, yakın zamana kadar şehrimizin her yerinden tabiri caizse sular fışkırırdı. Tarihi pınarlar, çeşmeler, bağ ve bahçelerin kanal suları, dereler; yılın dört mevsiminde gece-gündüz demeden akar ve etrafa hayat verirlerdi.

Bu suların arasında cami pınarlarının ayrı bir özelliği ve güzelliği vardı. Ulu cami, Kapcamii, Sıratut Camii, Yenipınar ve Eskisaray Camilerinin hemen yanında sekiz-on oluklu  birer pınarları vardı. Buralardan gece-gündüz buz gibi sular akardı. İnsanlar, cami cemaati, civardaki aileler ve esnaf, sabahtan akşama kadar bu pınarların suyu ile ihtiyaçlarını giderirlerdi. Cami cemaati abdestini bu pınarlardan alırdı. Marangoz, kunduracı, manifaturacı esnafı her türlü su ihtiyacını bu çeşmelerden karşılarlardı. Ailelerin birçoğu bazı ihtiyaçları için bu pınarlara koşardı. Belediyenin cadde ve sokakları süpüren sekiz-on kişilik temizlik ekibi, bu pınarlardan yararlanırdı. Sebze tarlaları ve bahçelerin  bir kısmı bu bereketli pınarlar, çeşmeler ve kanallarla hayat bulurdu. Cenabı Allah’ın en güzel lütuflarından biri… Bütün canlıların hayat kaynağı olan su…

Şehrin  hemen hemen bütün tarihi büyük camileri bu su ile yan yana, iç içe ve kucak kucağa idiler. Kullan kullanabildiğin kadar… Yıkan yıkanabildiğince… Sil ve temizlik yap ne kadar yapabiliyorsan…

Derken öyle bir zaman geldi ki sanki o kanallar, o dereler, o pınarlar ve çeşmeler bize küser gibi oldu. Artık eskisi gibi cömert davranmamaya başladılar. Ya da biz onları böyle davranmaya zorladık…“Kıymetimizi bilmez de bizi hoyratcasına kullanır, israfta yarışırsanız, biz de size böyle davranırız.„ diyorlardı sanki… Haksız da değillerdi. Galiba biz, onların kıymetini bilememiştik. Olur olmaz yer ve durumlarda lüzumundan fazlasını kullanmış, aşırı bir savurganlık içine girmiştik. Sanki hep öyle kalacaklarmış gibi… Oysa bu pınarlar da sanayiden, teknolojik gelişmelerden, kuraklıktan, depremlerden etkilenirlerdi. Etkilendiler de… Size alınan, küsen pınarlar; zaman içinde yollarını, damarlarını kısıp başka yerlere, başka yönlere saptılar. Yahut da küsüp gittiler. Gidiş o gidiş…

Yakın zamanlarda etrafımız barajlarla, göletlerle dolduğu halde, bizim kadim pınarlarımız, bunun tam aksine, bizden iyice el-etek çeker hale geldiler. Artık onların bir musiki gibi olan şırıltılarını duyamıyoruz. Halbuki o ses, yıllarca dede-torun hepimizi dinlendiren, hepimize neşe sunan bir orkestra idi… Şimdilerde ancak hatıraları kaldı hafızamızda… Artık yukarıda isimlerini saydığımız tarîhî kadim camilerimizde o şırıltılar eşliğinde eda edilen namazlar yok gibi… O pınarlar bakımından öksüz kaldık galiba… Bugün sadece isimlerini anmak ve hatıralarıyla avunmaktan başka elimizden gelen bir şey de yok sanki…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı