Anasayfa / Köşe Yazıları / İSTİKLAL MARŞI

Yazar Kazım Çetinkaya

İSTİKLAL MARŞI

“ Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” mısrasıyla hayata haykıran İstiklal Marşımızın yazılışının ve yeniden dirilişimizin yıl dönümüdür.12 Mart 1921

      Salt bir marş, ya da her kelimesi , vatan aşığı bir şairin, iman dolu yüreğinden kopmuş bir şiir değil İstiklal Marşı…Tarih sahnesinden silinmesine galip devletler tarafından  karar verilmiş bir halkın direnişini haykıran bir oluş emelidir İstiklal Marşı…

       Hep yenidir, her daim dinamiktir, bu kimliğiyle çok ama çok anlamlıdır İstiklal Marşı  ve onun yazarı vatansever Mehmed Akif Ersoy.

       Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

       O benim milletimin yıldızıdır parlayacak, / O benimdir, o benim milletimindir, ancak.

       Okuyamazsınız bu kıtanın tek satırını, içinizde, taa ruhunuzda , yüreğinizde titreşimlerini hissetmeden…

       İstiklalimize göz diken vahşi galip devletlerin ittifakına tek başına nasıl meydan okuduğunu görüyoruz İstiklal Marşı’nın her dizesinde, her kelimesinde…

       “Korkma” diye başlayan Marşı’ın ruhunda tıpkı Mekke’den Medine’ye hicret eden iki sadık yol arkadaşından birisinin sadık dostuna: “korkma Allah bizimle beraberdir” itminan ve teskini saklıdır, İstiklal Marşı’nda…

       “Korkma ey Ebubekir Allah bizimledir” demişti , iki cihan serveri , sadık yol arkadaşı.

       Şairimiz ilhamını adeta Hicret yolculuğunda Sevr mağarasından ilhamını alarak, İstiklal umudunu top sesleriyle kırarken o da haykırıyordu: “Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak…”

       “Korkma ey Ebu bekir Allah bizimledir” güvencesinin asırlar sonra Milli şairimizde umudun yeniden dirilişiydi. O umuda tutunup destanlar yazan milletin şahlanışının dünyaya haykırışıydı İstiklal Marşı.

       Maddi sebeplerin tümünün aleyhimizde olduğu çileli günlerdi. Umudun bir hak ediş olduğunu haykıran “Hakkıdır, Hakka tapan , milletimin istiklal.” Haykırışı Allah’a olan güvenin eseriydi.

Doğru düzgün silahın olmadığı, paranın pul’un çok kısıtlı olduğu, cephanenin tükendiği, teknik ve teknolojin olmadığı, imkânların sıfır olduğu günlerdi.

       Kağnı arabalarına kadınlar mermi taşıyor, aç-susuz erkekler bu mermileri namluya sürüp sıkıyordu “Besmele” eşliğinde…

       Ve bir bomba etkisi meydana getiriyordu düşman saflarında  “Besmele” eşliğinde sıkılan her mermi. İşte böyle, milli varlığımızın dehşet çemberiyle kıskaca alındığı sıkışık bir zamanda yazıldı İstiklal marşı…

       500 lira ödüllü Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açılan Marş yazma yarışmasına servet ve şöhret esiri olmayan Mehmed Akif önceleri katılmaz yarışmaya.

Son çare olarak Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi’nin özel rica ile yazdığı mektup üzerine Tacettin Dergâhına çekilen Mehmed Akif , “Besmele” ile yazmaya başlar: “Korkma!”

       Korkuyu yendikten sonra umudu yeşertir milletin bağrında ve bütün Anadolu’da:

       Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın / Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.”

       Ve müjdeyi verir ruhu bunalmış , bitkin, muzdarip millete:

       “Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, / Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var..

       Ulusun, korkma, nasıl böyle bir imanı boğar…/ Medeniyet dedğin tek dişi kalmış canavar

Bu Habere de Bakın

Çocuk ve Duygusal İhmal

Canlılar alemine baktığımızda; hemen hemen bütün hayvan yavrularının doğar doğmaz kendi ayakları üzerinde durduğunu, hayatını …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir