Köşe Yazıları

Hırsız bizimse savunalım!

Bir zamanlar “Aşkın’ı savunmak, Cumhuriyet’i savunmaktır” diyen bir “hırsız koruma” anlayışı vardı. Bu anlayış önceden de vardı, sonradan da var oldu. Bu gidişle dünya durdukça ilelebet var olacak bir anlayıştır. (‘Aşkın’ı savunmak, Cumhuriyet’i savunmaktır’ anlayışını yeni nesil bilmeye bilir, bilenlere sorsunlar!)

Hangi partili olduğu fark etmiyor.

Hangi siyasi anlayışta olmanın da bir önemi kalmıyor.

Hatta dini bir görüşünün olup olmaması, “kuvvetli” bir inanca sahip olup olmaman da hiçbir şeyi değiştirmiyor.

İnsanlar “haksızlığa” bakarken, önce “hak yiyene” bakıyor, sonra değerlendirme yapıyor.

Önce yenen hakka değil, hakkı yenene değil, yiyene bakıyor.

Önce güçlü sorgulanıyor.

Önce zalimin kimliği araştırılıyor.

Hakkı yenene “hele sen dur” deniyor, bir köşeye atılıyor.

Bazen hakkı yenenin kim olduğuna bile bakmıyorlar, umursamıyorlar, adını sorma gereği bile duymuyorlar.

Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan” olsa ne olur diye düşünülüyor…

Hak yiyen, bir başkasının hakkını gasp eden, çalan, çırpan “bize yakınsa” o zaman “Aşkın’ı savunmak, Cumhuriyet’i savunmaktır” anlayışı devreye giriyor.

İşte o zaman bir hırsızı savunuyoruz, bir arsızı savunuyoruz, bir zalimi savunuyoruz; Bir veya birden çok mazluma karşı…

Hangi parti olduğu fark etmiyor.

Gerçekten etmiyor.

Öylesine söylenmiş bir söz değil bu, gerçekten hangi parti olursa olsun hak yiyeni kendi partilisi, kendi yandaşı, aynı dünya görüşüne sahip olanlar veya aynı inanç mensupları savunuyor.

Dini bütün Müslüman da savunuyor.

Allah inancı olmayan da savunuyor.

Hiçbir dine yakın bulunmayan da savunuyor.

Başka dinlere mensup olanlar da savunuyor.

“Aşkın’ı savunmak, Cumhuriyet’i savunmaktır” anlayışı için bir dine, bir mezhebe, bir siyasi görüşe, bir ideolojiye, bir değer yargısına, bir insanlık anlayışına sahip olmayı gerektirmiyor.

Koca bir kesim, zalimi savunuyor.

Bile bile savunuyor.

Göre göre savunuyor.

Kendi kendine yalan söyleyerek savunuluyor.

Yüreğini mutmain etmeden, içi rahat olmadan, içi-dışı bir olmadan savunuyor.

Koruyor, kolluyor ve sonra da kalkıp bize insanlık dersi vermeye kalkıyor.

Ahlak dersi veriyor.

Siyasi nutuklar atarak hakkı, hukuku, adaleti, dürüstlüğü, ahlakı öğretmeye kalkıyor.

Bunu herkes yapıyor.

Belki bilerek veya bilmeyerek ben de yapıyorum, sen de yapıyorsun, o da yapıyor, diğeri de yapıyor.

Herkes elinin altındaki kadarını çalıyor.

Herkes hükmedeceği alana hükmederken zulmediyor.

Kimi deprem parası çalarken “masum” oluyor, kimi koca üniversitenin parasını iç ederken…

Kimi dev ihalelerde büyük paralar götürüyor, kimi işe aldığı garibanın kazancını tırtıklıyor.

Kimi ev yaparken, kimi arsa alırken, kimi bir paket yardım kolisi gönderirken…

Herkes çapı kadar çalıyor, herkes çapı kadar zalim oluyor.

Onların hırsız olması, uğursuz olması, zalim olması önemli değil.

Önemli olan kimi savunduğunuz, kimi savunduğumuzdur.

Eğer hak yiyeni savunuyorsak, hak yiyenden bir farkımız kalmaz.

Zalimi savunan, zalim olmazsa ne yazar?

Etiketler

Naif Karabatak

Naif Karabatak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı