Anasayfa / Köşe Yazıları / Haram Lokma İle Karunlaşanlar

Yazar Kazım Çetinkaya

Haram Lokma İle Karunlaşanlar

Helal kazanç” ve “Haram lokma” duyarlılığını getiriyor ve bunu Yüce Yaratan’ın her yapılanı gördüğü bilinci ile besleyip, her şeyin bir gün O’nun huzuruna çıkacağı inancına bağlıyor yüce  İslâm…

Sonra şeytanın sağımızdan, solumuzdan girip haramları süsleyebileceği uyarısıyla birlikte, malına şeytanı ortak etmeme duyarlılığına çağırıyor İslâm…

Daha sonra , insanın sahip olduğu her şeyin hakiki sahibinin bizi yaratan ve yaşatan Allah olduğu şuurunu yüklüyor ve insanın bu malın bekçisi olduğunu telkin ederek “Karunlaşmama”yı hatırlatıyor. Bütün bunlarla kendine has bir insanı inşa etmeyi hedefliyor İslâm

“İnsanlara öyle bir zaman gelir ki kişi malı helalden mi haramdan mı aldığına hiç aldırmaz.”(Buhari)

Kâinatın Efendisi(s.a.s) insanın sapmalarına karşı uyarıyor:

“Ben ancak bir beşerim. Hakikat olan şu ki, bana aralarında davalaşan öyle hasımlar gelir ki onların kimi kiminden daha beliğ ve çenesi kuvvetli olur. Delillerini güzel, açık ve süslü anlatabilir ve ben de onu doğru sanıp lehine hükmedebilirim. Binaenaleyh ben bir Müslümanın hakkını, haksız olan herhangi bir kimsenin lehinde hükmedersem (biliniz ki) o (hak) bir ateş parçasıdır. Artık onu dileyen sırtına yüklensin. Yahut onu farkederek dönsün

Burada Peygamber uyarısıyla bize anlatılan şey şudur: Bizim kazanç gibi gördüğümüz şey, öteki alemde bir ateş parçasından ibaret olabilir. “Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günah bir yolla yemek için o malları hakimlere rüşvet olarak vermeyin.”(Bakara: 188)

Haksız mal elde etmeyi, bir başkasının hakkını gasbetmeyi yasaklamanın yanında, rüşveti ve yargının rüşvetle saptırılmasını da insanî bir sapma olarak değerlendirip, onun önünü kesiyor . Helal ve haramın ahiret boyutu planındaki karşılığı üzerine bir peygamber uyarısı daha şöyledir:

Haramla beslenen hiçbir beden cennete giremez. Cehennem ona daha layıktır.”

Bir hassasiyetler disiplinidir İslâm… Özellikle Allah’ın sınırları söz konusu olduğunda, hassasiyetleri harekete geçmeyen insan, ciddi bir kalbî aşınma içine sürüklenmiş demektir.

Kâinatın Efendisinden itibaren İslâm’ın bütün güzel örnekleri, bu büyük hassasiyeti sergilemişlerdir.

Vefatının yaklaştığı günlerde “Ashabım, kimin malını farkında olmadan almış isem işte malım gelsin alsın, diyor ve devam ediyor: İşte sırtım kime vurmuşsam gelsin hakkını alsın” diyor Resul-i Zişan Efendimiz(s.a.s)…

Hizmetçisinin getirdiği kaynağı belli olmayan bir sütü bilmeden içtikten sonra farkına varınca elini boğazına götürüp onu geri çıkarıyor, Hazreti Ebubekir…

Özel işini yaparken devlete ait mumu söndürüp kendisine ait mumu yakıyor, Hazreti Ömer…

Ganimet malları içinde gelen misk kokusu getirildiğinde burnunu tıkıyor ve “Bunun faydası kokusudur, bu ise Müslümanların hakkıdır”, diyor Ömer bin Abdulaziz…

Ahirete kul hakkıyla gitmeme hassasiyetinin pratik hayata yansıyan numuneleridir bunlar. Bir Peygamber “işte malım, işte sırtım” diyebiliyor, ve devlet başkanları hayat defterine en ufak bir kara çizgi girmesine izin vermiyor.

Haram ve helale aldırış etmemek ancak, hayatlarını herhangi bir prensibe göre tanzim etmeyen hayvanlar âleminde söz konusudur. O âlemin üyesi olma derekesine düşmemelidir insan.

Dünyayı yeniden Yaratıcı’nın tayin ettiği misyon içinde değerlendirinceye  ve onun gerektirdiği insan bilinci oluşuncaya kadar dünyanın sancısı bitmeyecek. Her geçen gün daha bir özlemle çağrılacak İslâm’ın rahmet ve merhamet insanı…

Bu Habere de Bakın

İyi Ki Rüya

Bir ormandayım. Belki hayatımda hiç görmediğim kadar vahşi hayvanın arasına düşmüşüm. Hayret, nasıl oluyorsa, dillerinden …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir