Köşe Yazıları

Hangi kutupta yaşıyorsunuz?

Adam ya da kadın veya henüz cinsiyeti belli olmayan kişi kendi görüşünü ya da kendi görüşü sandığı kelimeleri, gerçekten de kendi görüşüymüş gibi sunuyordu.

Ağzından çıkan her şeyin, beyninden süzüldüğünü sanıyordu.

Yüreğinden geçip giden, vicdanının ve merhametinin de onayladığı her sözcük, âdete bir özlü söz olarak tarihe geçiyordu.

Aslında ağzından çıkan, bir başkasının sözcükleri, bir başkasının kurgusu, bir başkasının oyunu veya oynaşıydı.

***

Bazen muhalefet iktidarı “ülkeyi kutuplaştırdı” diye şikâyet eder, bazen iktidar muhalefeti.

Aslında bunda ne iktidarın bir suçu var ne de muhalefetin.

Düşünmeyen herkes, birilerinin borazanı olmak zorundadır.

Sorgulamadığımızda, hepimiz birer koyun adayı oluruz.

Sorguladığımızda ise istenmeyen adam.

Ne yazık ki bu sadece ülkemize has değil, dünyanın dört bir yanında olaylara bakış, sadece iki pencereden olur.

Bunu ister sağ veya sol deyin, ister ileri veya geri diye tarif edin, fark etmez.

Dünyanın her tarafında her olaya iki farklı bakış vardır.

Üçüncü bakış yoktur.

Beyaza beyaz diyenler bulunduğu gibi, siyah diyecek de vardır.

Siyaha da, doğal olarak siyah diyenler bulunacağı gibi, beyaz olduğunu iddia edecekler de vardır.

Ama kimse beyaza mor demez, pembe demez, kırmızı demez, yeşil demez, eflatun demez.

Siyaha da beyazın dışında olan renkleri kullanarak bir tarif getirmek kimsenin aklına gelmez.

Bir renk ya beyazdır ya siyah.

Ancak bu siyah veya beyazlık, gördüğünüze göre değil, görülmesi istendiğinize göre değişir.

Bir başka deyişle, sizin bakış açınızı belirleyen, karşı tarafın yaklaşımıdır, benzetmesidir, kabulüdür veya reddidir.

O zaman işiniz/işimiz daha kolaydır;

Karşı taraf beyaz diyorsa, kesinlikle siyahtır.

Yok eğer karşımızdaki siyah diyorsa o rengin siyah olma ihtimali sıfırdır ve mutlaka beyazdır.

Ne yazık ki yaşadığımız kutup, görüşlerimizin şekilleneceği taraftır aynı zamanda.

Hangi kutupta yaşıyorsak, ona göre düşünmemiz lazım.

Hatta gerekli, hatta zorunlu, hatta başka çaresi yok.

Hangi penceredeysek, sadece o pencereden olaya bakmamız gerekiyor; ne yana kayarız, ne başımızı uzatırız, ne bedenimizi sağa sola kaydırırız.

Bizim yerimize düşünen,

Bizim yerimize değerlendiren,

Bizim yerimize analiz eden,

Bizim yerimize araştıran,

Bizim yerimize soruşturanlar olduğu müddetçe, bize sadece sofraya oturup önümüze gelen tabağı bitirmemiz kalır.

Belki burada “her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” değişikliği kendisini gösterir, başkası yok, başka yönü yok, başka şansı yok, başka çaresi yoktur.

Ortaya atılan sözcüklerden anlamlı bir kelime yaparız.

Kimimiz özneyi başa alırız, kimimiz ortaya, kimimiz sona ama mutlaka aynı kelimeler, aynı cümleyi oluşturur.

Belki de yaptığımız bir anagramdır, belki de bir bulmacanın karelerini doldurmaktan başka bir şey değildir.

Ne yaparsak yapalım, görevimiz anlamı aynı cümle kurmaktır.

Çünkü bulunduğumuz kutup, bundan farklısına, bundan başkasına, bundan gayrısına izin vermemektedir.

Her kutbun bir kırmızıçizgisi olur.

O çizgiye kadar verilen sözcüklerden kelime üretme özgürlüğü vardır, o çizgiye geldiğinde susup oturmak şart olur.

Yoksa dışlanırsın, yoksa bertaraf edilirsin.

Öyleyse en iyisi uyumlu olmak, avucuna tutuşturulanı dilinle söylemek, kaleminle yazmak, sanatınla yansıtmaktır.

Belki çok keskin oldu ama özellikle sosyal medya, gazete, radyo ve televizyonlara bakın, sadece iki görüş görürsünüz.

Birisi karşı kutuptakilerin görüşü, bir diğeri de bizim kutuptakilerin görüşüdür.

Siz hangi kutupta yaşıyorsanız, olaya o şekilde bakma, o şekilde inanma, o şekilde değerlendirme ve yorumlama hakkına sahipsiniz.

Ne büyük özgürlük!

Etiketler

Naif Karabatak

Naif Karabatak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı